Hükümet zorla evlendirmeleri kullanıyor

Geçtiğimiz günlerde Aile Bakanlığı tarafından zorla evlendirmelere ilişkin açıklanan raporu, Göçmen Kadınlar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Hayriye Yerlikaya’yla değerlendirdik.

Federal Aile ve Gençlik Bakanlığı „Zorla evlendirmelere“ ilişkin yeni bir araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Zorla evlendirmelere ve şiddete karşı mücadelenin etkili olmasında bu sonuçların nasıl bir rol oynadığını düşünüyorsun?
Şimdiye kadar araştırmanın bir özeti açıklandı. Bu nedenle sonuçlar üzerinde detaylı konuşamıyorum. Araştırmanın bir sonucu şiddet uygulanan ailelerde zorla evlendirmelerin daha sık gündeme geldiğiydi. Diploma tezimde, bu durumda olan onbeş kadınla „zorla evlendirmelere“ ilişkin nitel bir araştırma yaptım. Açıklanan sonuçlar, benim yaptığım araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlarla örtüşüyor: Zorla evlendirmelerle din arasındaki bağlantıya ilişkin bir açıklamanın yapılamayacağıydı. Zira bu konunun araştırmanın konusu yapılmadığı belirtiliyordu. Buna rağmen Bayan Schröder araştırmada, zorla evlendirmelerin dikkat çekici bir şekilde aşırı dine bağlı ailelerde rastlandığına vurgu yapıyor. Bu açıklama, herhangi bir bilimsel dayanağı olmadan zorla evlendirmelerin dinle ilişkilendirilmesinde bir yanlış algıya yol açıyor. Tam tersine araştırmanın kısa özetinde, bu tür açıklamaların yapılamayacağına özellikle işaret ediliyor.
Araştırma sonuçlarının medyada bu şekilde çarpıtılması, tartışmanın zorla evlendirmelere karşı nasıl daha etkin mücadele edileceği yerine entegrasyon konusuna kaymasını beraberinde getiriyor. Zorla evlendirmelerin potansiyel kurbanları ve onların ihtiyaçları, onların güçlü kılınması söz konusu bile olmuyor.

ÖNLEMLER ETKİN DEĞİL
Hükümet partileri geçmişte zorla evlendirmelere karşı alınan önlemleri, entegrasyon politikalarında esas halka olarak kavradı ve somut adımlar attı. Buna kadın ve göçmen örgütleri, geniş bir protestoyla cevap verdi.
Çok doğru. Hükümet, bu durumdan etkilenen kadınlara yardım etmek yerine zorla evlendirmelere karşı etkin olmayan önlemler aldı. Hatta, alınan bir çok önlem, bu durumdan etkilenen kurbanların durumunda hukuksal açıdan bir kötüleşmeye yol açtı. Örneğin aile birleşiminde dil kursu belgesinin zorunluluğu ya da evlilikte sürenin uzatılması gibi. En sonuncusu, şiddet yaşayan ya da zorla evlendirmeden etkilenen kadınların iki sene yerine üç sene evli kalmış olmasını şart koşarak kadınları zor duruma düşürüyor! Kadınların kendi istedikleri hayatı yaşayabilmeleri için onlara eşten bağımsız oturma hakkı artık verilmelidir. Zorla evlendirmeleri engellemek için yürürlüğe konan 237. yasa maddesi, „zorla evlendirmelere“ karşı etkili bir önlem değil. Bu durum anayasal kesinlik ilkesini ihlal ediyor. Çünkü aranje evliliklerle zorla evlendirmeler arasında kesin bir ayırım yapmanın güçlükleri var. Hangi durumun ceza yasasına dahil olduğu belli değil. Ayrıca cezayı gerektirecek cürümün potansiyel kurbanlara ve faillere bir sinyal verip vermeyeceği de hiç belli değil.

 

YETERSİZ BİR TESELLİ
Bakanlık araştırmayı kamuoyunda açıklarken, aynı zamanda bu durumdan etkilenen kadınlara yeni bir hizmet sundu: Almanya genelinde uygulanması düşünülen yardım telefonları. Bu yeni hizmeti nasıl değerlendiriyorsun. Bu, kadınların şiddetten kurtulmasında yardımcı olabilecek mi?
Yardım telefonu aksiyonu kuşkusuz kadınlara bir sorun yaşadıklarında çok fazla aktif olmadan daha rahat danışmanlık hizmeti alma imkanı verecektir. Ancak kadınların yardım alacakları bir danışmanlık hizmetinin telefonla sunulması, danışmanlık hizmetinin sadece ilk aşamasına işaret eder. Ve bu, şiddetten etkilenen kadınların içinde bulundukları zor koşullardan kurtulmalarına tek başına hizmet edemez. Yardıma ihtiyacı olanlara ulaşılmasında ise önemli bir yaklaşımdır. Diğer yandan yardım telefonlarının tesis edilmesi, kurbanları barındıran kurumların kapatılması ve maddi kısıtlamalarla birlikte düşünüldüğünde yetersiz bir tesellidir.
GENİŞ ZEMİNDE ELE ALINDI
Zorla evlendirmelere ilişkin yapılan sayısal açıklamaları nasıl değerlendiriyorsun?
Almanya’daki zorla evlendirmelerin boyutuna ilişkin 2008 yılında birçok kadın yardım kuruluşunda 3 bin 500 danışmanlık hizmetinin verildiği söylendi. Araştırmanın özetinde bu sayının sonuçta genel olduğuna vurgu yapıldı. Buna ilişkin bilgilerin çeşitli kadın yardım kuruluşlarından geldiği söylendi. Zira danışmanlık hizmetinde sorulan birçok sorunun yanısıra bu konuya ilişkin de sorular yöneltilmiş. Bu bilgilerin güvenilir olduğuna ilişkin kuşkularım var. Çünkü tek tek örneklerde, zorla evlendirmeyle görücü usulü ile yapılan evlilikleri  birbirinden ayırmak çok zor. Bu durumda danışmanlık hizmetinin konusu olan başka konuların da zorla evlilikler olarak istatiklere geçebileceğini düşünüyorum. Gösterilen olaylardaki yüksek sayı, birçok kurumda resmi desteğe haklı zemin hazırlıyor. Ne yazık ki, birçok kadın yardım kuruluşu, projeler çerçevesinde maddi yardım aldığı için olayların sayısal çokluğu destek almalarına imkan sağlamıştır. Bu da, büyük olasılıkla zorla evlilik olaylarının daha geniş zeminde ele alınmasını beraberinde getirmiş olabilir.

Sence kadınları zorla evliliklerden korumak ya da aile içi şiddete karşı etkin mücadele etmek için hangi somut politik önlemlerin alınması gerekiyor?
Düşünceme göre etkin önlemler, federal hükümete ve eyalet hükümetlerine bilirkişilerin raporlarıyla bildirildi: Kadın koruma evleri genişletilmeli ve maddi açıdan desteklenmelidir, potansiyel kurbanlar kendilerini korumayı öğrenmeli, potansiyel suçlular zorla evlendirme suçunun cezai yaptırımlarına  ilişkin bilgilendirilmelidir. Çünkü yaptığım araştırmanın sonuçlarına göre röportaj yaptığım kişiler, ebeveynlerin kurbanların iyiliğini düşündüğüne, suçluların ise daha sonra pişman olabileceklerine safça inanıyorlardı. Bunun dışında öğretmen, doktor, polis, gençlik merkezi çalışanları, avukatlar, hakimler ve psikologlar zorla evlendirme konusunda eğitilmeli ve hassaslaştırılmalıdırlar. Bence kültürler arası iletişim yöntemleri, potansiyel kurbanlar ve suçlular üzerinde etkili olabilmek için de önleyici çalışmalarda önemli bir adım teşkil eder. Aynı zamanda bu, kurbanların aileleriyle ilişkilerinin istenmeyen bir biçimde kopmasını da engeller.

 

„Kadına karşı şiddete hayır“ günü

Uluslararası kadına karşı şiddete hayır günü, üç kız kardeş Miraballer’in Dominik Cumhuriyetinde gizli militer güçler tarafından aylarca süren bir işkence sonucu öldürülmesine kadar uzanır. Dünyada kadınların her türlü haksızlığa karşı çıkarken kendilerinde gereken gücü bulmalarında Mirabel kardeşlerin cesareti büyük bir rol oynadı. Almanya’da da dünyanın bir çok ülkesinde olduğu gibi kadın örgütleri, şiddete ve eşitsizliğe karşı seslerini yükseltmek için örneğin terre de femmes’in ‚bayrak aksiyonu‘ ya da bölgesel kadın birliklerinin protesto eylemleri gibi eylemler düzenliyor.
Kadına karşı şiddet bugün güncel bir sorun olmaya devam ediyor. Avrupa Konseyi’nin açıklamasına göre, aile içi şiddet 16-44 yaş grubundaki kadınlarda ölüme yol açan önemli olaylardan biri ve kanser, trafik kazaları gibi nedenlerle yaşanan ölümlerden daha önde geleiyor. Cinayet kurbanlarının yüzde 70’i kadın ve eşleri tarafından öldürülmekteler. Almanya’da ise her dört kadından biri eşi tarafından bedensel ya da cinsel şiddete maruz kalmakta.
Bu seneki kadına karşı mücadele günü vesilesiyle kadın ve göçmen örgütleri de, bu durumdan etkilenen kadınlara yönelik yardımların artırılmasını ve göçmen kadınların oturma hakkında köklü iyileştirmeler yapılmasını, aynı zamanda kadınların toplumsal yaşama eşit katılımını talep ediyor. (YH)