Tünelin ucunda ışık görünmüyor

 

Avro Bölgesi ülkelerinde, Yunanistan’dan başlayarak genişleyen ve son iki yıldır pek çok ülkeyi etkisi altına alan, kamuoyunda daha çok “avro krizi” olarak adlandırılan aşırı borç krizi, Avrupa Birliği (AB) üzerinde Almanya – Fransa egemenliğini adeta perçinler hale geldi. Kriz halindeki ülkelerin egemenlik hakları pek çok düzenleme ve kararla ayaklar altına alınırken, bugüne kadar atılan adımları yeterli görmeyen Almanya – Fransa ittifakı, diğerlerinin “çaresiz” bırakıldığı şu dönemde, AB’nin karar mekanizmasını bir kez daha kendi lehlerine çevirmek üzere harekete geçtiler.

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy önceki gün Toulon’da, Almanya Başbakanı Angela Merkel dün Berlin’de yaptıkları “hükümet açıklamalarıyla” bir taraftan avro krizinin kısa bir sürede çözülemeyeceğini ifade ederken, diğer taraftan krizden çıkmak için AB’de karar biçimlerini düzenleyen Lizbon Sözleşmesi’nde değişiklikler yapılmasını talep ettiler.

Alman basını tarafından, 9 Aralık’ta toplanacak AB Zirvesi öncesinde krizden çıkış adına büyük adımlar olarak ilan ettiği Merkel ve Sarkozy’nin bu açıklamaları, Pazartesi günü Paris’te yapılacak ortak bir toplantıyla kamuoyuna ilan edilecek.

SARKOZY BAKLAYI AĞZINDAN ERKEN ÇIKARDI

Almanya ve Fransa tarafından Paris’teki toplantıda ortak açıklanması planlanan “avro krizinden çıkış planı” konusunda baklayı ağzından ilk çıkaran Sarkozy oldu. Sarkozy yaptığı açıklamada AB’nin olağanüstü bir dönemi geçirdiğini belirterek acil olarak bazı adımların atılmasını istedi. Bunların başında ise AB’deki karar biçimini düzenleyen Lizbon Sözleşmesi’ndeki maddeler geliyor.

Sarkozy yaptığı konuşmada, “Avrupa bir tercih değil zorunluluktur. Ancak kriz, zaaflarını ve çelişkilerini ortaya çıkarmıştır. Avrupa yeniden düşünülmeli, yeniden kurulmalıdır. Durum acildir. Dünya Avrupa’yı beklemeyecektir. Avrupa çabuk değişmezse tarih onsuz yazılacaktır. Fransa ve Almanya bu görüştedir. Avrupa’nın daha fazla dayanışmaya ihtiyacı var ama daha fazla dayanışma daha fazla disiplin gerektiriyor” şeklinde konuştu.

Sarkozy’nin sözünü ettiği bu disiplinin sözleşmelerde yapılacak değişikliklerle tesis edilmesi savunuluyor.

MERKEL: KRİZ YILLAR BOYU SÜREBİLİR

Federal Parlamentoda “Avro Krizi”yle ilgili olarak hükümetin yaptığı çalışmalar konusunda bilgi veren Angela Merkel, halkan krize kısa sürede bir çözüm bulunmasını beklememeleri gerektiğini, bu krizin yıllarca sürebileceğine dikkat çekti. Avro Bölgesi ülkelerinin daha fazla kontrol altına alınması için Avro Konseyi kurulacağının haberini veren Merkel, avronun yürürlüğe girdiği dönemden bu yana en ağır krizini yaşadığını dikkat çekerek, çıkış için “ekonomik ve para birliğinin güçlendirilmesinin tek seçenek olduğunu ileri sürdü.

MERKEZ BANKASI TARTIŞMASI

Almanya ile Fransa arasında krizden çıkış için bugüne kadar en çok tartışma konusu Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) süreçte nasıl rol oynayacağına dairdi.

Sarkozy, ABM’nin borç krizi içerisinde olan ülkelerin devlet tahlillerini satın olarak krizin derinleşmesini engellenmesini savunurken, Merkel buna karşı çıkıyordu ve AMB’nin görev tanımının değiştirilmemesini istiyordu.

‘AMB BAĞIMSIZ DEVAM EDECEK’

Sarkozy, Toulon’da yaptığı konuşmada AMB’nin bağımsız bir kurum olarak devam edeceğini söyleyerek Almanya’ya karşı geri adım sinyali verdi. Merkel de mecliste yaptığı konuşmada “ABM’nin, ABD’deki FED, İngiltere’deki Bank of England’dan farklılıkları var. Bu nedenle bugüne kadar olduğu gibi bağımsız kalmalıdır” dedi. Ancak, Almanya’da da artık bir çok uzman ABM’nin borç krizinde sorumluluk üstlenmesi gerektiğini savunuyor. Bu konunun 9 Aralık’taki AB Zirvesi’nde ele alınması gerekiyor.

Merkel de Sarkozy gibi, 9 Aralık’taki zirveye AB’nin karar mekanizmasını değiştirme önerisiyle gidecek. Yapılmak istenen değişiklerin başında, AB’ye üye ülkelerin bütçelerine müdahale hakkının önünün açılması geliyor. Böylece, AB’nin yetkilileri kurumları “borç krizi”ni gerekçe gösterecek fiilen ülkelerin bütçelerini belirleyecek.

Bu nedene önümüzdeki hafta yapılacak AB Zirvesi, Almanya ve Fransa’nın AB üzerindeki egemenliğini perçinleme bakımından önem arz ediyor. Ancak, bu yeni planların hayata geçmesi için 27 AB üyesinin onay vermesi gerekiyor.

 

Yücel Özdemir