Avrupa Birliği ikiye bölündü

 

‘Avro krizi’ni çözmek iddiasıyla aynı masanın etrafında oturan 27 AB üyesi ülke, masadan AB’yi ikiye bölecek kararlar alarak kalkt. Böylece uzunca bir süredir sık sık gündeme gelen “iki ayrı vitesle giden AB” ya da “çekirdek Avrupa” tasarılarına yasal zemin kazandırıldı. Bu bölünmüşlük, AB’nin politik etkisini açık bir şekilde zayıflatacak.

Birçok Avro Bölgesi üyesi ülkenin aşırı borç krizine sürüklenmesi üzerine, Almanya ve Fransa ittifakı tarafından önerilen planın damgasını vurduğu AB Zirvesi’nde bütün üyeleri bağlayacak kararlar alınamadı. Bu yönüyle zirve başarısızlıkla sonuçlanmış görünüyor.

İngiltere tarafından daha önce kısaca “Merkozy Planı” olarak bilinen Almanya-Fransa planına zirve sırasında Çek Cumhuriyeti, İsveç ve Macaristan da karşı oy kullandı. Böylece, bütün AB üyelerini bağlayacak bir karar zirvede alınamadı. Bunun üzerine, Almanya ve Fransa önerilere destek veren 23 ülke arasında yapılacak ikili anlaşmalarla plan hayata geçirilecek. Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, zirve öncesinde hedeflerinin, planın, 27 AB üyesi tarafından kabul edilmesi olduğunu belirterek, bu olmadığı taktirde 17 Avro Bölgesi’nde geçerli olacak şekilde planın işletileceği ifade edilmişti.

 

 

OTOMATİK CEZALANDIRMA DEVRİ

Merkel ve Sarkozy tarafından hafta başında kamuoyuna açıklanan planın en önemli maddeleri, borç sınırını aşan ülkelerin otomatikman cezalandırılması ve ulusal ekonomilerin Brüksel’den denetlenmesi geliyor. Böylece, AB’de zengin ve güçlü ülkeler, tek tek ülkeleri egemenlikleri altına alacak. Şimdilik 17 Avro Bölgesi’nde ve 6 AB üyesi ülkede geçerli olacak bu planla, AB net bir şekilde ikiye bölünmüş oldu.

Sarkozy, 23 ülkeyi bağlayacak yeni sözleşmenin en geç Mart 2012’ye kadar onaylanarak yürürlüğe konulacağını söyledi. AB sözleşmelerinin değiştirilmesine karşı çıkan İngiltere Başbakanı David Cameron, ülkesinin çıkarlarını güvence altına alacak şekilde bir adım attığını ve bundan taviz vermeyeceklerini söyledi. Bilindiği gibi, İngiltere Avro Bölgesi’nde bulunmuyor. İngiltere, daha önceki AB Zirvesi’nde de Almanya ve Fransa’nın avro krizini çözme adına attığı adımları eleştirmişti.

AB Sözleşmelerine göre, kararlar ancak oy birliğiyle alınabilirken, bu sefer kararı onaylayan ülkeler arasında ayrı sözleşmeler imzalanmasının sorunlu olabileceği ifade ediliyor. İngiltere Başbakanı Cameron, 23 ülke tarafından oluşturulacak yeni birliğin, AB kurumlarından ve altyapısından yararlanmasına itiraz edebileceklerinin mesajını verdi. Bu konuda yasal incelemede bulunacaklarını da dile getirdi.

Son kararların 27 AB üyesi tarafından kabul edilmemesi, gelecekte AB’nin Avrupa ve dünyadaki ciddiyetini ve ağırlığını önemli ölçüde azaltacak. Çünkü artık ortada ekonomik ve siyasi anlamda farklı gruplara bölünmüş bir AB görünümü söz konusu olacak.

İKİ AYRI VİTESLİ AB

Dün açıklanan kararlarla birlikte AB resmen ikiye bölünmüş oldu. Ekonomilerini aynı merkezin emirlerine sunan ülkeler ve buna karşı çıkan ülkeler olarak bölünen AB’de; nihai hedef olarak belirlenen ‘tam birlik’ yolunda ilerleyen ikinci vitesle, buna itirazları olanlar ise birinci vitesle ilerleyecek. Ne var ki, bugün ikinci vitesle gitmek isteyen ülkeler arasından da gelecekte önemli dökülmeler olacağı tahmin ediliyor. Brüksel’den dayatılacak planların nelere yol açtığını bizzat yaşayıp gören ülkelerin bir bölümünün, bundan çark etme yollarını arayacağı belirtiliyor.

YÜCEL ÖZDEMİR


AB NEREYE GİDİYOR?

Son AB Zirvesi, birkaç yıldır ‘bölündü, bölünecek’ diye beklenen AB’deki bölünmeyi resmi bir zemine oturttu. Bir süredir Avro Bölgesi üyesi ülkeler diğer AB üyesi ülkelerden ayrı zirveler düzenleyerek fiili bölünme sürecini başlatmıştı. Bütün bu toplantılar ve planlar, gelinen aşamada Almanya-Fransa egemenliği altında, diğer ülkelerin demokratik işleyişini de bir yana bırakacak, mali açıdan oldukça oteriter bir AB grubunun oluşunun önü açılmış bulunuyor. Almanya’da uzun zamandan beri AB’nin farklı viteslerde ilerlemesi gerektiği dile getiriliyordu. Bölünmenin mimarlarından Merkel, zirve sonrasında yaptığı açıklamada, birinci hedeflerinin avronun istikrarı olduğunu söyleyerek, alınan kararları savundu. Mualefet partileri ise Merkel’in tutumunu eleştirdi. Piyasalardaysa zirvede alınan kararlar başarı olarak karşılanmadı.