Irkçılıkla açık bir şekilde hesaplaşmalıyız

“Arkadaşıma dokunma” derneği başkanı, IC BCE Sendikası Uyum Komisyonu Başkanı Giovanni Pollice, son ırkçı saldırılar ve derneğin çalışmaları konusunda gazetemizin sorularını yanıtladı.

 

 

“Mach meinen Kumpel nicht an” derneğinin kuruluş amacı ve felsefesi hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

Derneğimiz 1986 yılında Alman Sendikalar Birliği’nin (DGB) gençlik örgütü tarafından, o dönem yaşanan ırkçı ve yabancı düşmanı saldırılara karşı bir tepki olarak kuruldu. Irkçılığa ve yabancı düşmanlığına karşı mutlaka bir şeylerin yapılması gerektiğine inanan gençlerin öncülüğünde kurulan derneğin asıl esin kaynağını ise Fransa’daki mücadele oluşturuyor. Sözünü ettiğimiz 80’li yıllarda sadece Almanya’da değil, Fransa’da da göçmenlere karşı korkunç ırkçı saldırılar gerçekleşmişti. Bu saldırılara karşı çıkan Fransız antifaşistler derneğimizin sembolü olan sarı eli “arkadaşıma dokunma” çağrısıyla kullanmıştı. Almanya’daki sendikalı gençler de bu sembolü bulan Fransa’daki sendika gençliğiyle irtibata geçerek Almanya’daki haklarını satın aldılar. Böylece Almanya’daki en eski antifaşist örgütlerden birisi kurulmuş oluyor.

Derneğin hedefi, bir taraftan toplumu Almanya’da ırkçılığın olduğu konusunda uyanık tutmak, diğer taraftan da her hangi bir şey olduğunda sesini yükseltmektir. Umudumuz bir şeyin olmaması ve sesimizi yükseltmeye gerek kalmamamızdır.

Ne var ki günümüzde, bundan 25 yıl önce bu hedefle kurulan derneğin halen gerekli olduğuna dair pek çok olay meydana geliyor.

Son haftalarda Almanya’da tartışılan ırkçı cinayetler bizce skandaldır. Bir demokratik hukuk devletinin böyle büyük bir hata yapmaması gerekiyor. Bu konuda çok üzgününüz.

 

Derneğinizin en önemli özelliklerinin başında sendikalar ve sendikacılar tarafından kurulması ve işçilerin üye olması geliyor. Bu durumu biraz açabilir misiniz?

Evet, bu derneğin en önemli farklılığı bu dediğiniz. Almanya’daki büyük sendikalar derneğin üyesi. Üyelerimiz arasında işyeri işçi temsilcileri, sendika temsilcileri, sendika başkanları var. Bu örgütlenme yapısı nedeniyle diğer derneklerden farklı olarak doğrudan fabrikalarda, işletmelerde pek çok şey yapabiliyoruz.

Irkçılık ve yabancı düşmanlığı konusunda işyerlerinde genel olarak toplumun içinde bulunduğu durumdan daha iyi bir tablo söz konusu.

İşyeri Teşkilat Yasası da, bir işyerinde çalışan bütün işçileri biçimlendirme sürecine katılmayı öngörüyor. 1972 yılından bu yana işyerlerinde ve sendikalarda işçilerin ulusal kökeninden ve hukuksal statüsünden bağımsız olarak herkes seçme ve seçilme hakkına sahip.

Bu durum elbette göçmen işçi arkadaşların daha fazla işyeri, sendika sorunlarına duyarlı olmasına yol açtı. Bu da demektir ki, eğer insanlar kabul edilirse, sorunların çözümü çok daha kolaylaşıyor.

Bundan ötürü, özellikle Türkiye’den gelen işçi arkadaşlarımızla çok güzel ve olumlu tecrübe alışverişlerimiz oldu.

 

Irkçılık karşıtı bir dernek olarak hükümetlerin bugüne kadar izlediği ırkçılığa karşı politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugüne kadar pek çok büyük hata yapıldı. Bunu şimdiki hükümet de kabul ediyor. Kimseyi, hiç bir partiyi ırkçılığa prim vermekle suçlamak istemiyorum. Ne var ki, bugün federal hükümetin bu ırkçı terörü küçümsediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü ırkçılıkla mücadele için ayrılan bütçeler sürekli kesintiye uğradı. Bunu anlayışla karşılayamayız. Kesinti yapılacağına tam tersine, ırkçı saldırıları önleyici şekilde hareket edilmeliydi.

Bugün, ırkçılıkla açık bir şekilde hesaplaşmalıyız. Çünkü bugün ırkçılık bu toplumda sadece marjinal bir kenar sorunu değildir, toplumun ortasına kadar ulaşmış durumda. Bu nedenle aydınlatma çalışmasına hız vermeliyiz. Elbette, radikal sağa karşı da mücadele etmeliyiz. Bu yapılacak önemli görevlerden birisi. Diğeri de saldırıları önleyecek şekilde çalışmadır.

NPD yasaklanmalıdır, ama bu, sorunun çözüldüğü anlamına gelmeyecektir. Ondan sonra da ırkçılıkla mücadelemizi sürdürmeliyiz.

Irkçı parti, birçok eyalette seçimlere katılıyor, başarılar elde ediyor. Bunun karşılığında vergi gelirlerinden bütçe alıyor. Bu parayla da örgütler kuruluyor.

Buna daha izin verilmemeli. Artık bir son bulmalı.

Bizim talebimiz, ırkçı partilerin yasaklanması ve ırkçılık ve yabancı düşmanlığı etkisi altında olan insanların kafasını değiştirmektir. İnsanların kafasını da ancak diyalog yoluyla değiştirebiliriz.

 

Son ırkçı cinayetlerde en çok Türkiye’den gelen esnaflar katledilmiş durumda. Bu doğal olarak Türkiye kökenli göçmenler arasında ayrı bir hassasiyet oluşturuyor. Sizin dernek olarak Türkiye kökenli göçmenlere mesajınız nedir?

Her şeyden önce birbirimize sarılmalı, cesaretli olmalıyız. Bununla kalmamalı, devletten yurttaşların güvenliğini sağlamayı talep etmeliyiz. Biz dernek olarak, yıllardır Almanya’da yaşayan her insanın bu ülkeye ait olduğunu savunuyoruz. Ait olma duygusunu geliştirme yerine, özellikle muhafazakar partiler tersi yönde mesajlar veriyorlar. Başbakanın “çokkültürlülük bitmiştir” ya da Sarrazin’in hak ettiğinden fazla dikkat çekmesi, tartışılması bunların başında geliyor.

Bunlara izin vermemeliyiz. Bu nedenle göçmenlerin sendikalarla birlikte hareket etmesinin büyük yararlar sağlayacağına inanıyorum. Geçmişte göçmenler ve insan hakları için pek çok şey yapan sendikalar, bundan sonra da bu çalışmalarına devam edecekler.

Son mesajım, Almanya’nın yeniden şekillendirilmesi için göçmenlerin partilerde, sendikalarda ve derneklerde aktif olarak yer alarak politika yapmasıdır. Ancak bu şekilde toplumu değiştirebiliriz. Eğer biz yapmazsak başkaları yapar.