2011: Sıradışı bir yıl

Geride bırakmaya hazırlandığımız 2011’de hem dünya hem de Almanya’da meydana gelen olay ve gelişmelerin çoğu, uzunca bir süredir geniş kitleler arasında biriken öfkenin, isyanın, çelişkilerin kendisini açıktan dışa vurduğu, tıpkı Arap ülkelerinde olduğu gibi patlamaya yol açtığı bir yıl oldu.
Bu yönüyle, 2011 olağanüstü bir yıl oldu.
Kuzey Afrika’da başlayan, Avrupa ve ABD’ye kadar uzanan işsizlik, yoksulluk, sömürü ve krizin faturasının halklara kesilmesine karşı ortaya çıkan halk isyanları, kitlesel direnişler ve grevler, şu dünyada her şeyin kapitalist devletler, onların tekelleri ve işbirlikçileri tarafından planlandığı gibi devam etmeyeceği, edemeyeceği anlamına geliyor.
Sarsılmaz sanılan diktatörler, otokratik rejimler halk hareketiyle devrildi, kralların tahtları sarsıldı.
Benzer bir tablo, aşırı borç krizinin olduğu Avrupa ülkelerinde yaşandı. Krizin en etkili olduğu PIIGS* ülkelerinin tümünde hükümetler devrildi, devrilenlerin yerine halka daha acı ilaçlar içirme konusunda güven veren teknokratlar atandı. Ancak, onların ömrünün de çok uzun olmayacağı bugünden görülüyor.
Son AB Zirvesi’de yaşananlar, Euro krizinin kısa bir süre içinde çözülemeyeceği, bunu fırsat bilen Almanya-Fransa ittifakının AB’yi gelecekte nasıl denetimleri altına alacaklarının işaretlerini verdi.
Yılın son haftalarında IMF ve Avrupa Merkez Bankası’nın da dikkat çektiği gibi, ekonomideki gelişmeler 1930’larda yaşanan kriz ortamına dönüşme eğilimi gösteriyor.
Büyük buhran öncesine benzetilen önümüzdeki süreç, bir taraftan emekçilerin kazanılmış haklarını budamak için bir tehdit olarak sunulurken, diğer taraftan gerçekten de kapitalizmin krizinin bir üst aşamaya sıçrayacağına dair verileri içeriyor.
Zira, bütün Avrupa ülkelerinde işsizlik ve yoksulluk hızla artıyor. Her ne kadar Almanya’da kağıt üzerinde işsizliğin azaldığından söz edilse de düşük ücretli işlerde çalışanların, yoksulluk sınırında yaşayanların sayısı önceki yıllara göre önemli ölçüde artmış durumda ve genel olarak zenginlerle yoksullar arasındaki uçurumun büyüdüğünü burjuva basını da artık kabul ediyor.
Keza, en zengin ülke olan ABD’de de durum bundan pek farklı değil, En son resmi verilere göre ülke genelinde halkın yüzde 48’i, -yaklaşık 150 milyon kişi- işsiz ya da düşük ücretli işlerde çalıştırıldığı için yoksulluk sınırında yaşıyor.
Özetle, 2011’de cereyan eden olaylar ve gelişmeler, en ileri toplumsal sistem olarak lanse edilen kapitalizmin aslında ne kadar hastalıklı olduğunu bütün dünya genelinde daha açık gösterdi. Ve kapitalizmin bir çıkmaz sokak olduğu daha iyi anlaşılmakla kalmadı, onun yıkıma uğrattığı emekçi kitlelerin öfke ve tepkisi bariz biçimde arttı ve yaygınlaştı.
Bu bakımdan taşların yerinden oynadığı 2011, baskısız, sömürüsüz bir dünyanın kurulma umudunun da büyüdüğü; ve önümüzdeki yıllarda yaşanması muhtemel toplumsal-siyasal olayların habercisi olan bir yıl oldu…. 2012’de bu umutların büyümesi dileğiyle…

*PIIGS Ülkeleri: Portekiz, İtalya, İrlanda, Yunanistan, İspanya.