Blohm+Voss satıldı

ThyssenKrupp AG, tekelin sivil gemi inşa ve tamir bölümünü İngiltere merkezli yatırım firması “Star Capital”e sattı. Askeri gemi ve denizaltı üretimi ThyssenKrupp AG bünyesinde kalacak.

Sinan Özbolat / Serdar Derventli

Almanya’nın en büyük çelik tekeli olan ThyssenKrupp AG, yeniden yapılanma yönünde ciddi bir adım daha attı. Tekel yönetimi tarafından Aralık başında yapılan açıklamada, “stratejik gelişim programı” kapsamında “ThyssenKrupp Marine Systems”e (TKMS) bağlı Blohm+Voss’un satıldığı bildirildi.
ThyssenKrupp’tan yapılan açıklamaya göre, satış işleminin 2012’nin ilk çeyreğinde tamamlanması bekleniyor. ThyssenKrupp açıklamasında, bundan böyle askeri gemi ve denizaltı yapımına odaklanacağı belirtildi.
Böylece 5 Ocak 2005’de ThyssenKrupp tarafından askeri ve sivil alanda üretim yapan Avrupa’nın en büyük tersaneler birliğini oluşturmak üzere kurduğu TKMS sadece askeri alanda üretim yapan bir şirket haline gelecek.

İŞÇİLERİN GELECEĞİ BELİRSİZ
Blohm+Voss’un sivil üretim bölümleri toplam 1500 işçiyle yılda 500 milyon Euro ciro yapıyordu. Önceleri büyük konteynır gemileri dahil değişik yük gemileri üreten Blohm+Voss, son yıllarda giderek bu alandan çekilmeye başlamıştı.
Özellikle Güney Koreli Hyundai, Samsung ve Daewoo tekellerine ait tersanelerin Blohm+Voss gibi Avrupalı tersanelerden yüzde 40 daha ucuz üretmeyi başarmaları Avrupalıların giderek sivil gemi üretiminden geriye düşmelerine neden oldu. Blohm+Voss son yıllarda birkaç büyük gemi üretmesine karşın giderek büyük yolcu gemilerinin tamirine ve milyarderlere lüks yatların üretmesine yönelmişti. Dünyadaki sivil gemi üretiminin yüzde 80’i Japonya ve Güney Koreli şirketler tarafından yapılıyor.
Daha önce de birkaç kez el değiştiren Blohm+Voss tersanesinde her defasında işçilere, “iş güvencesi” verilmiş ama kısa bir süre sonra “ekonomik gelişmeler ve zorunluluklar” gerekçe gösterilerek çalışanlar kapı dışarı edilmişti.
Şimdi de yine aynı söylemler gündemde. TKMS’den yapılan açıklamada, İngiltere merkezli “Star Capital” isimli yatırım şirketine 100 milyon Euro’ya devredilen Blohm+Voss’da bütün işyerlerinin güvencede olduğu söylendi. IG Metall ve Blohm+Voss İşyeri Temsilciliği tarafından yapılan açıklamalarda, tersanenin devredilmesi selamlanırken, “iki yıl devam eden sürünceme nihayet son buldu” denildi. İşyerlerinin güvencede olduğu ileri sürülen açıklamada, “Her ne kadar imzalanan sözleşmede işyeri güvencesi yazılı olarak yer almasa da Star Capital sözlü açıklamalarında, ‘işyeri güvenliği tarafımızdan sorgulanmayacak’ sözü ortada” denildi.

ÇEKİRGENİN NERESİ İYİ?
Blohm+Voss’un satışı kentte endişe ve tepkileri de beraberinde getirdi.
Sol Parti Eyalet Yönetim Kurulu üyesi Gerald Kemski, Blohm+Voss’un Star Capital’e satılmasını eleştirirken, gazetemize yaptığı açıklamada, Bremen’den Lürssen tersanesinin Blohm+Voss’a talip olduğunu hatırlatarak, “Bremen’den gelen teklif sadece ThyssenKrupp tarafından değil aynı zamanda Blohm+Voss İşyeri Temsilciği ve IG Metall Hamburg şubesi tarafından da reddedildi. Şimdi bir yatırım fonuna satılması herkes tarafından selamlanıyor. Bu garip bir durum değil mi?” diye konuştu.
IG Metall’in ve SPD yönetiminin tersanenin yatırım fonuna devredilmesini desteklemelerini de eleştiren Kemski, “Bir süre önce SPD’nin eski başkanı Franz Müntefering, şirketleri devralan yatırım fonlarını ‘kısa vadede maksimum kar hedefleyen ve ardından kar getirmeyen bölümleri tasfiye ediyorlar, bunlar çekirge sürüsü gibiler. Geldikleri yeri terk ederken bir enkaz bırakıyorlar’ diye eleştirmişti. Şimdi ne oldu, bu çekirgenin neresi iyi” dedi. Star Capital’in işyeri güvencesi vermediği gibi toplu sözleşmelere bağlı kalacağı konusunda da bir söz vermediğine dikkat çeken Kemski, “Eğer işçilerin, çekirge sürüsünün kurbanı olması istenmiyorsa o zaman bunun için mücadele edilmeli” dedi.

 TKMS

ThyssenKrupp Marine Systems bünyesinde kalan tersaneler
– HDW-Deutsche Werft AG,
– HDW-Nobiskrug GmbH
– Emder Werft und Dockbetriebe GmbH
– Kockums AB (İsveç)
– Hellenic Shipyards SA. (Yunanistan)

GÖRÜŞLER
Metin Gül (Blohm+Voss Yeni Yapım bölümünde İşyeri İşçi ve Sendika Temsilcisi):
Tersanenin Askeri bölümü hariç diğer bütün bölümleri neredeyse hediye edilerek bir İngiliz şirketine satıldı. Daha önce Dubai Mar isimli tersaneye satılması söz konusu idi. Ancak son anda İngilizlere satılması tercih edildi. Zarar eden bir kuruluşu bünyesinde bulundurmak istemeyen ThyssenKrupp tekeli Blohm+Voss’u adeta elden çıkardı. Bizim bölümde son dönemlerde yeni yapılan birçok yattan büyük zararlar edildi. Şirketler satılmasına rağmen bugüne kadar şirketi yönetenler ve başında bulunan mühendis ve menajerlerin işlerine devam edeceği açıklandı. Ancak biz işçiler geleceğimizden kaygılıyız. Şirketin el değiştirmesinden daha önceki örneklerden de görüldüğü gibi en çok işçiler etkilenecek. Çalışanlar işlerini kaybedecekler. İşçiler arasında içten içe bir tepki ve endişe var. Bize, ‚çalışanların iş hakları olduğu gibi devam edecek, işçiler her hangi bir zarara uğramayacak‘ diye söyleniyor. Sendika bu konuda üzerine düşeni yapmıyor. Adeta satılması konusunda sanki Blohm+Voss yönetimi ile anlaşmış gibi. Hamburg Senatosu’da öyle. Hamburg Eyaleti SPD Hükümeti ile İşyeri Temsilciliği olarak defalarca görüşmelerimiz oldu. Başbakan Olaf Scholz hükümet olarak yapacakları bir şeyin olmadığını, kendilerinin kasasında bir şey çıkmayacağını ondan dolayı da selamladıklarını gördük. İşçilerin oylarını alarak hükümet olanlar sermaye yanlısı tutumlarını sürdürüyor yani. Yeni yılda tersanelerde neler olacak hep beraber göreceğiz. Ama haklarımızı gasp etmeye kalktıklarında sessiz kalmayacağımızı söylemek istiyorum.

Sait Esentürk (Blohm+Voss Tamir Bölümü İşyeri İşçi ve sendika temsilcisi):
Uzun süredir Blohm+Voss‘un satılması gündemde idi. Gerekçe olarak ise zarar ettiği gösterildi. Bana göre menajerlerin yanlış planlaması sonucu özellikle yeni gemi yapım bölümde zarar edildiği doğrudur. Ancak neredeyse yok pahasına bir İngiliz şirketine satılması kafamızı karıştırıyor. Elden çıkarmak için mi? Bu zararların neden yapıldığı konusunda insan düşünmeden edemiyor. Firmanın satılması esas olarak biz işçileri etkileyecek. Daha henüz imzalar bile atılmadan satın alan İngiliz şirketinin sahibi, kimseye iş garantisi vermediğini açıkladı. Bu konu gündeme geldiğinden beri işyeri temsilciliği olarak IG Metall Sendikası ile defalarca ortak toplantılar yaptık. Sendika, satılması durumunda işçilerin kazanılmış haklarına dokunulmayacağını gündeme getirdi. Önce 2017’ye kadar iş garantisi verildiği söylendi. Daha sonra satın alan şirket temsilcisi yaptığı açıklamada, kimseye iş garantisi vermediğini söyledi. Sendika şimdi ne diyecek merak ediyorum. İşçiler olarak kaygılıyız. Emekliliği yaklaşan birçok arkadaşı kısa sürede çıkaracaklarını düşünüyorum. Bu işte asıl etkilenenler genç işçiler olacak. Sendika ve işyeri temsilciliği olarak gerekenleri yapmadığımız için her şey kolay bir şekilde gerçekleşiyor. Mücadele edersek haklarımızı koruyacağımıza inanıyorum.

Avrupa Tersaneler Birliği’ne doğru
Serdar Derventli

Doğu Almanya’nın Batı Almanya tarafından devralınmasından hemen sonra Alman sermayesi, dünya çapında daha etkin bir rol oynamak için güçlerini yoğunlaştırma kararı aldı.
Alman Sanayicileri Birliği (BDI) Almanya’nın birçok alanda iyi olduğunu ancak uluslararası alanda ciddi rol oynamak için daha güçlü ve büyük tekellere ihtiyacı olduğunu her fırsatta dile getiriyordu. “Almanya’nın ekonomi alanında dünya şampiyonlarına ihtiyacı var” sözünü dönemin Başbakanı Helmut Kohl sıkça gündeme getirirken ana muhalefet partisi SPD ise “hükümet Alman şirketlerini yeterince desteklemiyor” görüşünü savunuyordu.
1991 yılında Almanya’nın üçüncü büyük çelik tekeli olan Hoesch AG’nin hisselerini piyasadan toplamaya başlayan Krupp AG, 8 Aralık 1992’de artık Hoesch AG’nin kendisine ait olduğunu ilan etti. Yaklaşık beş yıl yeni şirketi düzenleyen, onbinlerce işçiyi işten çıkartan “Krupp AG, Krupp-Hoesch”, 1997 yılında kendisinden çok daha büyük Thyssen’i devralmak için teklif sundu. Bu kabul görmeyince piyasadan hisseleri toplamaya başlayan Krupp, “Hedefimiz dünya piyasalarında ayakta kalabilecek güçlü bir Alman çelik şirketi kurmak. Bunun için güçlerimizi birleştirmemiz ve gereksiz yükü sırtımızdan atmamız gerekiyor” diyordu. “Gereksiz yük” olarak ise öncelikle Almanya’daki fazla kapasite, dolayısıyla fazla işçi kastediliyordu. Krupp patronlarına göre yeni kurulan şirket, gereksiz yükten kurtulduktan sonra “yeni alanlara” yönelebilirdi. 1997 ortalarından itibaren artan işçilerin protestosu karşısında geri adım atan Krupp patronları, “düşmanca devralma” girişimiyle başlayan süreci 1999’da iki çelik tekelinin birleşmesiyle, “dostça” çözdü. Sermaye güçleri arasında sürecin “dostlukla” sonuçlanması birçok fabrikanın kapatılması, binlerce işçinin erken emekliliğe ve paralı çıkışa zorlanması anlamına geliyordu.

AMERİKALILAR SÜRECİ HIZLANDIRDI
ThyssenKrupp tekelinin kurulmasıyla, Almanya dünya çapında rol oynayabilecek bir çelik devine kavuşmuştu. En azından sermaye güçleri kamuoyuna durumu böyle yansıtıyordu. Kamuoyunda pek gündeme gelmeyen, gelmemesi için özel çaba harcanan konulardan biri de ThyssenKrupp tekelinin askeri üretimle bağlantılarıydı.
Blohm+Voss uzun süredir Thyssen tekeline aitti. Krupp’un ise değişik ortaklıklar üzerinden, geleneksel, yani nükleer enerjiyle çalışmayan askeri denizaltı ve savaş gemisi üretiminde dünyanın bir numarası olan HDW’de küçük te olsa bir payı vardı.
Fakat işler ThyssenKrupp patronlarının istediği gibi yürümedi. 2002 yılında ABD’nin altıncı büyük bankası olan “Bank One Corporation”a ait yatırım şirketi OEP devreye girerek HDW’nin hisse paketlerini satın aldı. Batmakta olan Preussag AG’nin yüzde 29,9’luk ve BayernHypo’nun yüzde 20’lik hisse paketlerini satın alan OEP, kısa bir süre sonra yine iflasın eşiğinde olan Babcock Borsig AG’den iki hamlede yüzde 50,1’lik hisse paketini devraldı. Böylece ThyssenKrupp, HDW’deki Preussag AG üzerinden sahip olduğu çok küçük hisse paketini kaybetmekle kalmamış, denizaltılarda kullanılan hassas teknolojiyi de burnunun ucundan Amerikalılara kaptırmıştı.
Alman sermayesinin “Alman Tersaneler Birliği” fikrinin gerçekleşmesi için hükümetin devreye girmesinden başka çare kalmamıştı. SPD’li Gerhard Schröder hükümeti, kısa bir şaşkınlıktan sonra hemen müdahale ederek, “OEP, HDW’yi satın almış olabilir, ama şirketin ürettiği denizaltı ve gemilerin satışı ve kullanılan teknolojisi üzerinde bizim de hükümet olarak söz hakkımız var” diyerek “son sözün” söylenmediğini ilan etti. Bu aynı zamanda bir Alman hükümetinin ilk kez “Amerikalı dostlarını” karşısına alması anlamına geliyordu. Alman politikacılar, OEP’nin ABD’li silah tekellerinin maşası olduğunu söylüyorlardı.

AMERİKALILAR EKARTE EDİLDİ
Kasım 2004’te Schröder Hükümeti’nin de baskısıyla OEP, ThyssenKrupp ile masaya oturmak zorunda kaldı. Varılan anlaşmaya göre HDW’nin yüzde 100 sahibi olan OEP, HDW’yi yeni kurulan şirkete olduğu gibi aktaracak ve karşılığında, yeni kurulan şirketten yüzde 25 pay sahibi olacaktı.
Amerikalılara “baş kaldıran” Schröder Hükümeti, hiç zaman kaybetmeden, savaş ve savaş yan sanayisinde çalışan firmaların yabancı firmalara satılmasına, “ulusal çıkarlar” gerekçesi ile sınırlama getirdi. Bu yasaya göre firmanın en fazla yüzde 24,9’u satılabileceği gibi bunun da hükümet tarafından onaylanması gerekecekti. Ayrıca bu alandaki bir firmaya ortak olan yabancı firmaya hiçbir ticari sorumluluk aktarılmayacak ve özellikle araştırma bölümlerinde elde edilen bilgiler bu firmalara verilmeyecekti. Kısacası yabancı ortaklar en fazla “pasif hissedar” olabileceklerdi.

STAR CAPİTAL, TKMS’İN TRUVASI MI?
Havacılık ve uzay alanında Almanya/Fransa/İngiltere/İspanya ortaklığı ile kurulan EADS benzeri bir AB tekelinin denizcilik alanında kurulmasını planlayan ThyssenKrupp, uzun süre Fransız Thales ve DNC ile görüşmüş ama olumlu bir sonuç elde edememişti. İngiltere ise Almanya’nın öncü olduğu bir tersaneler birliğinde yer almaya niyetli görünmüyordu.
TKMS’in Blohm+Voss’u yüklü bir meblağ karşılığı Bremenli Friedrich-Lürssen tersanesine satmak yerine çok cüzi bir fiyata İngilizlere devretmesi arkasında başka planların olduğunu gösteriyor. ABD’li silah tekellerinin zamanında OEP’yi “Truva atı” olarak Almanya’ya soktukları gibi şimdi de Alman TKMS’in, “Star Capital”i İngiltere’ye “Truva atı” olarak sokmaya çalıştığı düşünülebilir. Bir İngiliz şirketinin, Blohm+Voss gibi 125 yıllık Alman şirketini yutması, İngiliz sermayesinin gururunu okşamakla kalmayacak aynı zamanda şu an AB düzeyinde gergin olan ilişkilerin de yumuşamasına neden olacak. TKMS ise bu adımla, Avrupa Tersaneler Birliği’ne biraz daha yaklaşmış olacak.