‘Bu tam bir kapitalizm’

Almanya’nın önde gelen enerji tekelleri EON ve RWE, telekomünikasyon devi Nokia-Siemens, baskı makinesi üreticisi Manroland binlerce işçiyi çıkarma kararı aldılar.

Geçtiğimiz haftalarda değişik tekeller binlerce işçiyi çıkarma kararı aldılar. Eon tekeli dünya çapında 11 bin, RWE 8 bin, Nokia-Siemens Networks (NSN) 17 bin, Siemens 7 bin emekçiyi işten çıkaracaklar.
Enerji tekelleri işten çıkarmaları, “hükümetin nükleer enerjiden vazgeçmesi” ile açıklarken NSN ve Siemens, “önümüzdeki yılda piyasalarda beklenen güvensiz ortam”ı gerekçe gösteriyorlar.
Ekonomi dergi ve gazetelerinde çıkan haber ve yorumlarda, tekellerin bu tutumu ekonomik verilerin durgunluğa doğru evrilmesiyle açıklanıyor. Henüz işçi çıkarma konusunda açıklama yapmayan tekellerin tutumuyla ilgili ise, “Yeterince kiralık işçileri veya taşeron firmalar üzerinden anlaşmaları bulunuyor. Ekonomi gerçekten durgunluğa dönüştüğünde öncelikle kiralık işçilerin işine son verilecek, ardından ise sözleşmelilerin sözleşmeleri uzatılmayacak. Sorun bir bakıma kendiliğinden çözülecek” deniliyor.

TAŞERON FİRMALAR BİRÇOK ŞEYİ ÜSTLENİYOR
Ekonominin kötüye gitmesi durumunda büyük tekellerin ve işletmelerin ellerinde bir “koz” daha bulunuyor. Almanya’da yaklaşık bir milyon kiralık işçinin çalıştırılmasının yanı sıra değişik endüstri işkollarında taşeron firmalarda kullanılıyor.
Buradaki özellik, üretiminin belirli bölümlerinin bir bütün olarak taşeron firmaya devredilmesi ve üretimden sorumlu kılınmasında yatıyor. Aynı kiralık işçilerde olduğu gibi taşeron firmaya da her an “işimiz kalmadı” denilebiliyor. Bu yüzden bu firmalarda çalışanların önemli bir bölümü yine kiralık işçilerden oluşuyor. Üretimin belirli bölümlerini taşeron firmaya devreden şirket için en büyük avantaj kiralık işçilerde olduğu gibi, işçilerle muhatap olmamasında yatıyor.
Binlerce işçinin üretimden uzaklaştırılmasına yani işten atılmasına karşın büyük patron ne tek cent tazminat ödüyor ne de kamuoyunda işçi atan firma olarak basına yansıyor. Kısacası taşeron firmalar sadece üretimi değil, üretimin gerilemesi durumunda gündeme gelen işten çıkarmaları da devralmış oluyorlar.

MANROLAND’I NASIL BATTI?
Kitlesel işten atmalarla ilgili en son örnek Manroland oldu. Baskı makineleri üretiminde üçü de Alman olan dünyanın üç büyük şirketinden biri olan Manroland, uzun süredir pazarın daralması ve yeni yatırımları için nakit sıkıntısı içinde olduğu biliniyordu. En önemlisi ise geleneksel baskı makineleri pazarı son yıllarda yüzde 50 dolayında geriledi ve rekabet iyice arttı.
Büyük hissedarların nakit desteği vermemesi üzerine Manroland, Kasım ayında iflas başvurusunda bulundu. Manroland yüzde 75’i Allianz tekeline yüzde 25’i ise ağır vasıta ve motor üreticisi olan MAN’e ait. Şimdiye kadar ortaklar Manroland’ın batmaması için değişik yardımlarda bulunmuşlardı.
Allianz tarafından yılın başında yapılan bir açıklama da, “Şirketimiz yatırımlarını sürekli gözden geçirmekte ve geleceği olmayan, planlanan marja ulaşmayan ortaklık paylarını şu veya bu şekilde elden çıkartacaktır. Bu konuda kararlı olacağız ve hiçbir duygusallığa yer vermeyeceğiz” demişti. Tekel yönetimi kısaca, “biz hedeflediğimiz kâr marjına ulaşamazsak, satarız, kapatırız. Binlerce işçinin ve ailelerinin geleceği bizi ilgilendirmez” diyordu. Allianz sözünde durdu ve fabrikayı kapatmak için düğmeye bastı.
Benzeri bir durum MAN için de geçerliydi. Volkswagen (VW) tekelinin MAN’i devralmasından sonra bu şirketinde bütün ortaklıkları gözden geçirilerek VW’nin hedeflerine ulaşmayan bütün ortaklıklara son verilmesi kararı alındı. Burada da büyük tekelin dediği oldu.

İŞTEN ATMALARDA SENDİKALARIN ROLÜ
Tabi binlerce işçi ve ailesi mağdur duruma düşürülürken sendikaların ne gibi rol oynadıklarına bakmakta fayda var. Yukarıda binlerce işçiyi atma kararı alan büyük şirket ve tekellerde yaşananlar üç aşağı beş yukarı aynı.
Manroland örneğinden hareketle olup bitenlere bakmakta ve sendikaların rolünü anlamaya çalışmakta fayda var. Değişik gazetelerde Manroland’ın bu duruma gelmesi “rekabet gücünün” zayıflamasıyla açıklanıyor. Bu söylenirken ise derhal işçilerin ücretleri, çalışma süreleri, fazla mesai ek ödemeleri, yıllık izin ve Noel ikramiyeleri gündeme geliyor. Sermaye yanlısı iktisatçılara göre işçiler az ve verimsiz çalışıyorlar ama çok fazla ücret alıyor. Bundan dolayı da Manroland’ın özellikle son yıllarda giderek rekabet gücünü kaybettiği ileri sürülüyor.
Baskı makineleri pazarının yüzde 50 daralması ve bu alanda daha önceden de varolan fazla üretim kapasitesinden ise hiçbir burjuva yayın organı bahsetmiyor. Manroland’ın iflas başvurusunu daha çok işçi ve emekçilere gözdağı vermek için kullanmaya çalışıyorlar; “Eğer haklarınızdan feragat etmezseniz sizin durumunuzda Manroland işçilerinden farklı olmaz” diyorlar.
Her ne kadar IG Metall sendikası baştaki suskunluğunu bir yana bırakıp, “kısa vadede kâr etmekten başka bir şeyi düşünmeyen” Allianz tekelini eleştirse de, ki bu eleştirinin kendisi doğrudur, bu tutumu bazı gerçeklerin üstünü örtme çabasından başka bir şey değildir.
“Krizin etkileri ve bankaların kredi politikaları nedeniyle yaşanan nakit sıkıntısını” ileri sürerek, IG Metall ile özel bir feragat sözleşmesi imzalanmasını talep eden Manroland patronları, “Bu sözleşme imzalanırsa işlememizin geleceği güvenceye alınacak” diyorlardı. IG Metall yöneticileri ve İşyeri Temsilciliğinin çoğunluğu hiç tereddüt etmeden bu sözleşmeye, “işyerlerinin geleceği güvenceye alınacak” gerekçesiyle imzalarını attılar.
Mart 2010’da imzalanan sözleşmede işçilerin birçok haklarından feragat etmeleri sağlanmıştı: 2010 yılında izin parası ödenmedi, Noel ikramiyesi yüzde 70 düşürüldü, işyeri emeklilik sandığına işveren tarafından yapılan ödeme iptal edildi. Toplamında işçilerin yıllık kaybı 5 bin Euro oldu!
İşçilerin hepsinin desteğini aldığını düşünen IG Metall yönetimi işçiler arasında yaptığı bir oylamada yenilgi aldı. İşçilerin yüzde 60’ı sözleşmeyi reddediyorlardı. Oylama sonucunu dikkate almayan IG Metall yönetimi sözleşmeyi onayladı.
25 Kasım günü yapılan Offenbach’da yapılan gösteride işçiler öfkelerini dile getirdiler. FAZ gazetesine demeç veren 51 yaşındaki bir işçi, “Yıllarca her türlü haklarımızdan feragat ettik ama sonunda yine aldatıldık! Bu tam bir kapitalizm, başka bir şey değil” diyordu.
Önümüzdeki dönem işten atmalar artacak. Eğer ekonomik durgunluk beklenildiği gibi kısa sürede yerini yeniden büyümeye bırakmazsa o zaman kitlesel işten atmalar kiralık işçilerle ve taşeron firmalarla sınırlı kalmayacak, büyük tekeller ana kadrolarından işçi atmak zorunda kalacaklar. 2012’ye kadar uzatılan “Kısa Çalışma Yasası”nın yürürlükte kalıp kalmayacağından bağımsız olarak artan devlet borçları bu uygulamanın yaygın bir biçimde kullanılmasına engel olduğu gibi sendikalar tarafından “kurtuluş” olarak lanse edilen konjonktür paketleri içinde para yok. Kısacası 51 yaşındaki işçinin dediği gibi, kapitalizmi bütün vahşiliğiyle yaşama ihtimali giderek artıyor. Bu saldırılara karşı mücadele için şimdiden hazırlıklara başlamakta fayda var. (YH)