Dünyanın 2011 hali

 

EURO KRİZİ
2007’de etkisini gösteren, 2008’de Lehman Broters’in çöküşüyle doruğa çıkan ekonomik kriz, 2009’dan itibaren merkezinde Yunanistan, İrlanda, Portekiz… gibi ülkelerin olduğu “Euro krizi” şeklinde sürdü. 2011, Avrupa’da sermayenin ve onların hükümetlerinin kriz konusunda ortaya attığı bütün çözüm önerilerinin iflas ettiği bir yıl oldu. Kriz adına ülkelere dayatılan programlar, paketler borçlanmayı artırdığı gibi, borç krizinin daha fazla ülkeye yayılmasına neden oldu. Kıta genelinde krizin faturasının emekçilere kesilmesine karşı sayısız grev ve direnişler örgütlendi, borç krizinin en etkili olduğu Yunanistan, Portekiz, İrlanda, İspanya ve İtalya’da hükümetler devrildi. Yunanistan ve İtalya’da ağır faturanın halka ödetilmesi için teknokrat hükümetler kuruldu. Euro krizinin derinleştiği ülkelerde emekçilerin mücadelesi 2012 daha da büyüyecek gibi görünüyor.

 

 

ARAP BAHARI
17 Aralık 2010’da Tunus’un Sidi Bouzid kentinde açlığı ve yoksulluğu protesto etmek için bedenini ateşe veren Muhammed Bouazizi, bu eylemiyle Arap ülkelerinde yıllardan beri diktatörlere, sömürücü sınıflara karşı biriken öfkenin patlamasında bir kıvılcım oldu. Bu kıvılcımla Tunus’ta başlayan sonra Arap coğrafyasına yayılan halk isyanları, önce diktatör Zeynel bin Abidin ve Hüsnü Mübarek’i devirdi. Öfke dalgası kısa bir süre içinde Libya, Bahreyn, Yemen, Fas, Cezayir’e ve diğer ülkelere yayıldı. Köhnemiş otokratik rejimlere karşı başlayan isyan dalgası ülkelerin kiminde diktatörleri yönetimden uzaklaştırırken, kiminde ise diktatörlerin gittiği ama diktatörlüklerin kaldığı bir durum ortaya çıktı. Büyük bir değişim arzusuyla başlayan “Arap Baharı”nın asıl talepleri halen varlığını sürdürüyor. Bu yönüyle, 2011’de Arap coğrafyasında yaşananlar aynı zamanda bir başlangıç. Mısır’da hala süren gösteriler Arap Baharı’nın devam edeceğini gösteriyor.

LİBYA İŞGALİ, SURİYE, İRAN
Arap Baharı’nın ilk durağı Tunus’taki olaylar kısa bir süre sonra komşu ülke Libya’yı da etkiledi. Ne var ki, Kaddafi rejimini devirmek için pusuda bekleyen emperyalist devletler, protestoları kısa bir süre içinde yedeklemeyi başardılar; insan hakları, demokrasi adı altında işgal hareketi başlattılar. Sonuç: 50 binden fazla ölü ve yıkıma uğramış bir ülke oldu. Kaddafi’nin hunharca öldürülmesi bu işgalden geriye kalan en çarpıcı kare oldu. Halkın öfke ve hoşnutsuzluğunu yedekleyen işbirlikçi güçlerin işbaşına geldiği Libya’daki durumdan ders çıkaran emperyalist güçler, benzer bir senaryoyu bu kez Suriye için gündeme getirdiler. Bir sonraki durağın İran olduğu konusunda şüphe yok. Ancak “İnsan hakları” adına Libya’yı işgal edenler Mısır ordusunun Tahrir Meydanı’nda yaptığı zulme karşı sessiz kalırken, ikiyüzlülüklerini bir kez daha ortaya koyuyorlar.

 

OCCUPY HAREKETİ
Mısır’ın başkenti Kahire’deki Tahrir Meydanı’nı haftalarca terk etmeyerek Mübarek’i tahtan indirmeyi başaran yüzbinlerce, milyonlarca insan, bu eylemiyle aynı zamanda dünya genelindeki protesto hareketlerine yeni bir tarz getirdiler. Ardından “Tahrir ruhu” Avrupa ve ABD’ye kadar ulaştı. Önce İspanya’da işsizlik ve yoksulluğun pençesindeki gençler Puerto del Sol Meydanı’nı benzer biçimde işgal ederek, günlerce kaldılar. Protesto dalgası ABD’ye kadar ulaştı.
“Wall Street’i İşgal Et!“ talebiyle başlayan eylemler daha sonra dünyanın her tarafına yayıldı. “Occupy” (İşgal) eylemleri olarak tanımlanan harekat, gelişmiş kapitalist ülkelerde, başta gençlik ve işçi sınıfı arasında kapitalizme karşı öfke ve mücadelenin tahmin edilenden fazla olduğunu gösterdi.
Bu yönüyle 2011, kapitalizmin en yoğun sorgulanıp tartışıldığı yıllardan biri oldu.

 

USAME BİN LADİN VE “TERÖR“
Dünyanın bir numaralı teröristi olarak ilan edilen Usame bin Ladin, 2 Mayıs’ta Pakistan’ın Abbottabad kentinde, Afganistan’dan gizlice giren bir ABD özel timi tarafından öldürüldü. Dünya basını tarafından 2011’in en önemli olayı olarak ilan edilen bin Ladin’in öldürülmesi, elbette sıradan bir olay değildir. Bin Ladin’in tuhaf  “defin töreni” bin Ladin’in gerçekten öldürülüp öldürülmediğine dair bir çok soru işaretini geride bıraktı. Bin Ladin’in üzerinden 10 yıl önce Afganistan’ı işgal eden emperyalist devletler, “bir numaralı teröristin” öldürülmesinden sonra da “terörle mücadele” konseptini yürürlükte tuttular ve tutmaya devam edecek görünüyorlar. Dahası, bugünden 2014’ün sonunda Afganistan’dan çekileceklerini ilan eden işgalci güçler, bir tarafta İran’ı diğer tarafta Pakistan’ı hedefe koyarak, uzun bir süre daha bölgede kalıcı olmak istediklerinin işaretini veriyorlar. Ama, Orta Asya’daki gelişmeler emperyalistlerin bu bölgedeki işinin hiç de kolay olmadığını gösteriyor. Çünkü, başta Afganistan olmak üzere pek çok ülkede işgalcilere ve onların işbirlikçilerine tepki ve öfke büyüyor.

AVRUPA’DA IRKÇI  SALDIRILAR
Son bir kaç yıldır Avrupa ülkelerinde İslam karşıtlığını propagandalarının merkezine koyan ırkçı-faşist örgütlerin yükselişi 2011’de de devam etti. Ancak, en dikkat çekici olan İslam karşıtlığının üst sınıflara kadar yayılmasını fırsat bilen ırkçıların kitlesel katliamlara girişmesi oldu. 22 Temmuz’da Norveç’te Andreas Breivik’in İslam ve sol düşmanlığı temelinde Oslo merkezinde ve  Utoya adasında 69 genci katletmesi bunun en çarpıcı boyutu oldu. Irkçı cinayetler konusunda benzer bir durum da Almanya’da ortaya çıktı. 2000-2007 yılları arasında 8’i Türkiyeli biri Yunanistanlı olan 9 göçmen esnafı aynı silahla öldürenlerin ırkçılar olduğu anlaşıldı. Ve cinayetlerin işlendiği sırada istihbarat elemanlarının gruba yardımcı olduğunun ortaya çıkması, ırkçılığın sistemden bağımsız bir hareket olmadığının çarpıcı bir örneği oldu.
GÖÇÜN 50. YILI
Türkiye’den Almanya’ya işçi göçü 50. yılı geride bıraktı. Daha iyi bir yaşam umuduyla Almanya’ya gelen ve zamanla bu ülkede kalıcılaşan Türkiyeli emekçiler, 50. yıla, hukuksal, sosyal ve ekonomik açıdan çözüm bekleyen birçok sorunla girdiler. Ancak resmi makamlar ve onların uzantısı dernekler tarafından yapılan 50. yıl etkinliklerinde öne çıkan nostalji ve göz boyama oldu; göçmen emekçilerin sorun ve ihtiyaçlarını görmeye niyetli olmadıkları mesajı verdiler. Göçün 50. yıldönümü, tüm engellemelere ve ayrımcı politikalara rağmen Türkiyeli emekçilerin bu ülkenin kopmaz bir parçası olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlattı. (Ayrıntılı değerlendirme için bakınız Sayfa 7)  

TÜRKİYE SEÇİMLER VE AVRUPA’YA YANKISI
22 Temmuz’da Türkiye’de yapılan genel seçimler öncesinde hem hükümet hem de anamuhalefet partisi seçim kampanyasını Düsseldorf ve Bochum’da düzenledikleri salon toplantılarıyla başlattılar. Seçimlerde yurtdışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da seçme hakkı tanınacağına dair yapılan düzenleme son anda Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından reddedildi. Böylece oy hakkı vaadi bir dahaki seçimlere kaldı. 36 milletvekili çıkaran Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku Avrupa’da yaşayan emekçilerin de destek ve sempatisini topladı. İşbaşına gelen AKP Hükümeti’nin Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarına bu yılki en büyük ‚hizmeti“ ise 5100 Euro’luk dövizli askerlik bedelini 10 bin Euro’ya çıkarması oldu!

 

ALMANYA’DA SEÇİM YILININ GÖSTERDİKLERİ
Ülke genelinde yapılan 14 eyalet ve yerel seçimin en dikkat çeken yanı hükümet partileri CDU/CSU ve FDP’nin oy kaybetmesi, Yeşiller’in ise ciddi şekilde oyunu artırması oldu. Aynı sosyal tabanı paylaşan FDP pek çok eyalette yüzde 5 barajının altında kalırken, Yeşiller oyunu bütün eyaletlerde iki katına çıkardı. Hatta, ülke tarihinde ilk kez Yeşiller’den bir politikacı (Winfred Kretschmann) eyalet başbakanı oldu. Berlin Eyaleti’nde ise bilinen 5 büyük partinin yanı sıra Korsanlar Partisi meclise girerek bir ilki gerçekleştirdi. Seçimlerden çıkan sonuçlar, 2013’te yapılacak genel seçimler içinse CDU/FDP hükümetinin gidici olduğu mesajını verdi.

 

http://youtu.be/Jwjh0QBfaaM

 

 

FUKUŞİMA, NÜKLEER SANTRALLER VE ÇEVRE
Bugüne kadar Japonya için sıradan bir durum olan deprem, bu kez olağanüstü sonuçlara yol açtı. 12 Mart’ta meydana gelen depremin yol açtığı tsunami Fukuşima’daki nükleer santralde patlama ve sızıntıya yol açtı. Deprem ve tsunamiden ötürü yaklaşık 20 bin kişi hayatını kaybederken, binlerce kişi de yaralandı. 100 bin kişi ise nükleer felaketten ötürü yerini-yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Depremin yol açtığı nükleer felaket, dünya genelinde geniş bir yankı yarattı ve atom santrallerinin enerji üretimindeki yeri ciddi biçimde sorgulanmaya başladı. Almanya’da yüzbinlerce insan santrallerin kapatılması için yürüyüşler yaptı ve hükümet 17 santralden 8’inin faaliyetini durdurdu, diğerlerini de aşamalı olarak kapatacağını açıkladı. 2011, kapitalizmin doğaya ve çevreye verdiği zararın da, daha geniş kitleler arasında sorgulanıp tepki gösterildiği bir yıl oldu.

YILIN VİRÜS MAĞDURU  ‚HIYAR‘ OLDU!
Son dönemlerde her yıl bir virüs alarmı verilerek bütün dünyanın paniğe itilmesi adeta bir gelenek haline getirilmişti. Geçtiğimiz yıllarda ‚domuz gribi, kuş gribi‘ gibi adlarla anılan ve daha sonra ilaç tekellerinin milyarlarca Euro kazandığı bir senaryo oldukları anlaşılan ‚virüs paniği’nin bu yılki aktörü „EHEC“ oldu. Virüsün kaynağı olarak önce İspanyol salatalıkları, ardından soya filizleri ilan edildi. Bütün Avrupa’da insanlar günlerce domates, salatalık, yeşillik yiyemez oldular. Ancak öncekiler gibi çıkarılan gürültü olayın kaynağı ortaya çıkmadan sönüp gitti….