Fukuşima felaketinden bu yana

Fukuşima’daki atom felaketinin üzerinden 9 ay geçti. Geçen hafta yapılan açıklamalarda her ne kadar “herşeyin kontrol altında” olduğu söylense de atom santralinin sahibi firma ve sorumlu devlet kurumları hala halkın sağlığını garanti edecek önlemleri almış değiller.
Balık, et, pirinç, çay ve benzeri temel besin maddelerindeki radyoaktif madde oranı izin verilenin çok üstünde. Bu durum yalnızca Fukuşima’ya yakın olan yerlerde değil Japonya’nın her yanında hatta bölge ülkelerinde de tehdit edici. Besin tekeli Meiji, kullanılan süt tozunda sezyum 134 ve 137 radyoaktif metali bulunduğundan bebek mamalarını piyasadan topladı. Şu ana kadar 160 bin kişi göçe zorlandı ancak aşırı ölçüde radyoaktif madde denize boşaltıldığı için adalar ülkesi olan Japonya’nın hiçbir yeri güvenlikli değil.

 
YALAN DOLANLA TEKEL ÇIKARLARI SAVUNULUYOR
11 Mart’ta korkunç deprem ve bunun sonucu atom felaketi yaşandığında atom santralini işleten Tepco tekeli, felaketin sorumlusu olarak sel ve tsunamiyi göstermişti. Reaktörleri imal eden general Electric tekeli de Tepco’nun iddialarına destek vererek kendini kurtarmaya girişti.
Tekeller, depreme dayanıklı atom santrali inşa etmediklerini, karlarını insan sağlığının çok üstüne koyduklarını gizlemek için her türlü cambazlığı yaptılar. Reaktörlerdeki soğutma tesisleri devre dışı kaldı, altı reaktörde hammadde erimeye başladı, reaktörleri suyla soğutma girişimleri sorumluların iflasını ortaya çıkardı. Hele de Tepco tekelinin deniz suyunu pompalayarak elde edilen suyla reaktörleri soğutma planına reaktörlerin tahrip olacağı ve bir daha kullanılamayacağı düşüncesiyle karşı çıkması asıl belirleyici olanın tekelin çıkarları olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Patlamalar, reaktörlerin duvarlarını kısmen çatlattığı için Fukuşima çevresindeki 20 kilometrelik alan “yasak bölge” ilan edilerek boşaltıldı. 100 binden fazla insan o zamandan beri barakalarda veya geçici olarak yapılan prefabrik evlerde yaşıyor. Atom santralinin 20 kilometre uzağında ev sahibi olanlara evlerini terk etmeme çağrısı yapıldı. Mayıs ayında felaket bölgesinin yeniden inşası için acil bütçe kararlaştırıldı, aynı dönemde reaktörlerin onarımı için sözde gönüllü işçiler, “kahramanlar” olarak ilan edilerek ölüme, hastalığa gönderildi. Tepco, bu işçilerin düzenli sağlık kontrolünden geçirileceğini açıklasa da tepkiler o kadar büyük oldu ki, tekel şefi Masataka Shimizu istifa etmek zorunda kaldı. Devlet yetkilileri ancak  üzerinden üç ay geçtikten sonra bağımsız bir komisyon oluşturarak felaketin nedeni ve sonuçlarını araştırmayı akıllarına getirebildiler. Yaz ortasında yapılan açıklamada hala isotopların patlayıp radyoaktif madde yaydıkları belirtildi.

 
HİÇBİR ŞEY KONTROL ALTINDA DEĞİL
Gazetecilere Kasım ayında atom santrali avlusuna girme izni verildiğinde çekilen resimler,  sanki deprem yeni olmuş gibiydi. Yıkıntılar, yamulmuş çelik direkler, patlamış su tankları, hurdaya çevrilmiş kamyonlar, yüksek radyoaktif madde nedeniyle temizlik çalışmalarının yapılamadığını göstermekteydi. Tepco santralin içindeki durumu hala bilgisayarda hazırlanan sanal resimler aracılığıyla duyuruyor. Raktörün içine girmek imkansız. Geçen hafta yapılan ‚herşeyin kontrol altında olduğu ve reaktörlerin yılbaşına kadar tamamen devre dışı bırakılacağı‘ açıklamasının hiçbir anlamı ve doğru yanı  yok. Birçok reaktörde eriyen hammaddenin koruyucu duvarı ve muhafaza kaplarını ‚yediği‘ belirtiliyor.

 
DEVLET-TEPCO ELELE
Tepco kendini kurtarmaya çalışırken devlet yetkilileri de tekele bu konuda ellerinden gelen yardımı yapmaya devam ediyorlar. Tepco’yu iflasa göndermek, geçen yılın başında iflasa gönderilen Japonya Havayolları firması kadar kolay değil. Bunun nedeni bankaların, büyük hissedarların ve sigortaların iflas nedeniyle 900 milyar Yen kaybedecek olmaları. Mart ayından bu yana Tepco 1,8 trilyon Yen (17,4 milyar Euro) kaybı olduğunu açıkladı. 2013 yılı Mart ayına kadar 5 trilyon Yen kaybı olacağını açıklayan tekel, bu parayı Japon hükümetinden tazminat olarak almayı planlıyor. Bağımsız kuruluşlar ise tazminatın 10 trilyon Yen olacağı konusunda hemfikirler.
Atom ışınlarıyla birarada yaşamaya mecbur edilen halkın artık hükümetten ve Tepco’dan hiçbir beklentisi kalmamış durumda. Radyoaktif ışın oranını ölçen Çin yapımı sayaçlar yok satıyor. İnsanlar büyük çukurlar açarak ışın oranının yüksek olduğu toprağın üst katmanlarını gömüyor. Yağmur ve rüzgarın sürekli yeni ışınlı madde getirdiği bölgelerde çıkabilecek ayaklanmaları engellemek için ordu harekete geçirildi. Yasak bölge çevresinde belli bir alan ordu tarafından kışla yapılmak üzere temizleniyor. Göçe zorlananların bir daha geri dönüp dönmeyeceği bilinmiyor…

 
HALK BOYUN EĞMİYOR
Böylesi koşullar içinde yaşamaya zorlanan halkın yapabileceği iki şey var: Kadere boyun eğip, buna yaşamak denirse yaşamaya devam etmek ya da protestolarla herşeyi kabul etmediklerini göstermek!. Dünya basınına yansımasa da Japonya’da 68 hareketinden bu yana görülmemiş bir mücadele veriliyor. Tepkilerini gösterenlerin devletten de tekellerden de bir beklentisi yok. Halk arasında atom santrallerinin yasaklanmasının ancak toplumsal değişimle olacağı perspektifi yaygınlaşıyor.
Atom santrallerinin devre dışı bırakılması girişimleri politikacılar, medya ve tekel yöneticileri tarafından sürdürülen yoğun kampanyayla karşı karşıya. Atom santralleri kapatılırsa ülke yaşamının sona ereceği, Japonya’nın dünya pazarındaki değerini düşürerek yoksulluğa neden olacağı açıklamaları arasında ‚çevresever‘ sanayicilerin işe el atması çağrıları yapılıyor. Her felaket sonrası olduğu gibi topu ‚dış güçlere‘ atarak, Japon tekellerinin desteklenmesini isteyenler de az değil. Ve yine heryerde olduğu gibi sonucu güç dengesi belirleyecek. Bakalım kim kazanacak: Tekellerin karı mı  insan sağlığı mı?