Sınıf farklılaşması ve okullardaki ayrım

A. Cihan Soylu
Hürriyet yazarı Sedat Ergin, dünkü (14.12.2011) köşe yazısında, Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu’nun İstanbul’daki ilköğretim kurumlarında yaptığı bir saha çalışmasının sonuçlarını irdeliyordu. Fethullah’çı Açık Toplum Vakfı’nın da desteklediği bu araştırma, zengin-yoksul ayrımının okul öğrencilerine yansımasının bir tür haritasını ortaya koyuyor.  Araştırmacılar hazırladıkları raporda şöyle diyorlar: “Yoksullar, yoksullarla ve yoksul olup aynı anda ayrımcılığa da uğrayanlar ya da kente yeni göçmüş kesimlerle aynı okullarda; buna karşılık geliri yüksek varlıklı ailelerin çocuklarının beraber okuduğu ilköğretim okulları da mevcut ve bunlar da kendi içlerinde homojenleşmiş durumda.”
Buna,“Okulun fiziksel şartları, öğrenci başına düşen öğretmen sayısı, okulun geliri, kantinde satılan ürünlerin kalitesi, markaları ve fiyatları, servis sayısı, hizmetli ve güvenlik görevlisi sayısı, etüt imkanlarının olup olmaması, hizmet puanları…” gibi diğer farklılık göstergeleri de eklenmiş.
On milyonu aşkın öğrencinin okuduğu okullardaki bu „ayrışma“nın Türkiye’deki zengin-yoksul; sermaye sahibi-emekçi kesimler arasındaki gelir dağılımı ve yaşam kalitesi farklılıklarından bağışık olmadığı, aksine tümüyle ona bağlı bulunduğu bilinen bir gerçek. Her öğrenci gencin ‚tüketim ve harcama gücü‘ ailesinin maddi durumuyla, içinde bulunduğu koşullarla dolaysız bağlıdır. Ancak zengin aile çocuklarının belirli okullarda, yoksulların belirli diğer okullarda dikkat çekici bir yığılma göstermeleri, İstanbul bazında da olsa, önemli ve bazı bakımlardan yeni bir duruma işaret eder. Türkiye’de, tüm ülke gelirlerinin %48’inin, nüfusun %20 en yüksek gelir grubunun elinde olduğu; bunların diğer kesimlerden daha farklı mekanlarda ve ‚zek-ü sefa içinde‘ yaşadıkları biliniyordu. İstanbul’da da, ülkenin başka kentlerinde de, sermaye büyüdükçe, kapitalistlerin ayrıcalıkları genişledikçe, bu azınlık kesimin yaşam kalitesinin artışına tanık oluyoruz.  Bu durum, zengin kesime mensup gençlerin ve onların okulcu bölümünün daha ayrıcalıklı yaşamalarını, daha bakımlı-lüks ve rahat ortamlarda okumalarını da olanaklı kılıyor. Emek sömürüsü üzerinden sağlanan bir yaşamdır bu.
Türkiye’nin hızlı kapitalistleşmesine, milyarder ve milyoner sayısının artışına paralel olarak görülen diğer ve en temel olgunun yoksulluk ve işsizlik olduğunu, çok sayıdaki –aralarında TÜİK gibi devlet kurumlarınınkiler de bulunuyor-araştırma ortaya koyuyor. Aylık 316 bin tl ile geçinme zorunda olan 16 milyon kişinin yaşadığı bir ülkedir Türkiye. İstanbul gibi ülkenin diğer önemli büyük kentlerinin kenar semtlerinde biriken ve çoğunlukla kapitalist gelişmenin topraktan koparıp kentlere sürüklediği yoksul-işsiz emekçi yığınlarından oluşan halk kesimleri, kimilerinin „varoş“ diye adlandırdıkları bu alanlarda en temel gereksinmelerinden çoğunlukla yoksun, büyük sıkıntılar içinde, sosyal ve ekenomik problemlerle boğuşarak yaşam savaşı veriyorlar. Çocuklarının, içinde bulunulan koşullarda onlardan farklı bir yaşamı, milyonlarda bir istisna dışında zaten mümkün olamamaktadır. Bu durumun, Arjantin, Brezilya gibi ülkelerde örnekleri çok çarpıcı şekilde ortaya çıkmış bir yaşam alanları ayrışmasına yol açması kaçınılmazdır. Geliri yüksek aile çocuklarının yaşadıkları semtlerde ya da bu semtlere yakın belirli okullarda çoğunluk oluşturmaları; ve düşük gelirli, yoksul, işsiz-işçi, emekçi ailelerin çocuklarının diğer bazı okullarda-ki bu okulların bakımsız-ders kalitesinin düşük olması da bu durumda neredeyse kaçınılmazdır-, bu genel iktisadi-sosyal durumla uygunluk göstermektedir.
Zengin-yoksul ayrımı ve yaşam farklılığı, emek-sermaye kutuplaşmasının bir tür yansımasıdır. Bu farklılıkların artmış olmasında, tekeller başta olmak üzere sermayenin hizmetindeki AKP gibi hükümetlerin uygulamaları rol oynamıştır ama, kaynağı kapitalist sömürü düzenin kendisindedir. Durumun değişmesi ve halk yararına, yoksullar ve çocukları yararına, sömürülen ve baskı altında tutulanlar yararına bir iyileşmenin gerçekleştirilebilmesi için, sermayeye karşı işçi ve emekçilerin, kent ve kır yoksullarının mücadelesine ihtiyaç vardır.
(Evrensel, 15.12.2011)