Macaristan’da neler oluyor?

http://www.youtube.com/user/hayattv09?feature=mhee#p/u/2/nZixuY7otJI

 

Orta Avrupa’nın en köklü ülkelerinden Macaristan’da muhalif basını baskı altına almak için bir yıl önce yürürlüğe konulan yeni yasalarla önemli adımlar atılırken, Merkez Bankası ve yargının denetim altına alınması için 1 Ocak’tan itibaren de yeni yasalar yürürlüğe konuldu.

10 milyona yakın nüfusu olan Macaristan’ın resmi adı 1 Ocak tarihine kadar “Macaristan Cumhuriyetiydi. Ne var ki, işbaşındaki hükümet tarafından yürürlüğe konulan yeni Anayasa ile birlikte ülkenin adındaki “cumhuriyet” kaldırıldı, sadece “Macaristan” kaldı. Bu elbette sadece biçimsel bir değişim değil, ülkenin bundan sonraki geleceği ile yakından ilintili.
1989’daki değişimden sonra hazırlanan ve yürürlüğe konulan Anayasa’da yer alan “cumhuriyet” vurgusundan rahatsız olan işbaşındaki sağcı-milliyetçi hükümet, bu adımla, burjuva normlarına göre “cumhuriyet” yönetiminden dahi rahatsız olmuş, yerine otoriter bir sistem kurmanın temellerini atmış bulunuyor.
ESKİ DOST DİKTATÖRLÜK PEŞİNDE
30 Mart 1988’de dönemin rejimine karşı, sosyalizm düşmanlığı temelinde Batı’nın desteğiyle bir gençlik örgütü olarak kurulan Macaristan Halk Birliği’nin (Fidesz) ilk başkanı şimdi başbakan olan Viktor Orban’dı.
Açıktan sosyalizm karşıtı, ırkçı ve azınlık düşmanı olan Orban, ilk olarak 1998’de iki küçük partinin desteğiyle başbakanlık koltuğuna oturdu. 2002’de yapılan seçimleri ise Macaristan Sosyalist Partisi kazandı, bunun üzerine Orban muhalefete düştü.
Sosyalizm ve Macar olmayan azınlıklara düşmanlık temelinde örgütlenen Macaristan Halk Birliği’nin gerçek yüzü uluslararası düzeyde ilk olarak 2007’de daha açık ortaya çıktı. Macaristan Halk Birliği ve Başkanı Orban, “sosyalist” hükümeti devirmek üzere aşırı sağcı Jobbik Partisi tarafından kurulan paramilitarist Macar Tümeni’ni mahkum etmeyerek ona destek verdi.
O yıllarda başbakanlık koltuğunda oturan Sosyal Demokrat Parti’nin başkanı Ferenc Gyurcany, basına kapalı grup toplantısında “Bir buçuk yıl sabahtan akşama kadar insanlara yalan söyledik” diyerek, hem bir gerçeği ifade etmiş hem de sağcılara önemli bir malzeme vermiş oldu. Bu açıklamanın ardından ırkçı-sağcı partiler sokağa çıkmış, protesto gösterileri düzenlemiş, ülkede büyük olaylar çıkmıştı.
Gyurcany, ülkenin ekonomik olarak çok zor durumda olduğunu, çökme noktasından mucizevi bir şekilde kurtulduğunu, buna rağmen seçimleri kazandıklarını, ama artık gidilecek nokta olmadığını, zorlu istikrar programının uygulanmasının zorunlu olduğunu söylemişti.
Gyurcany’nin  açık bir şekilde “seçmene yalan söyledik” demesi uluslararası düzeyde de geniş bir yankı yaratmıştı. Bu konuşmanın yaratmış olduğu etkinin gölgesinde 2010’da yapılan genel seçimlerde Macaristan Halk Birliği ve Orban, Jobbik ve iki milliyetçi akımla kurduğu ittifak sonucunda oyların yüzde 53’nü aldı. Doğrudan adaylarla birlikte Macaristan Halk Birliği, meclisteki sandalye sayısının üçte ikisini kazandı ve anayasayı tek başına değiştirecek güce ulaştı.
BASIN ÜZERİNDE YOĞUN BASKI VAR
Kendine karşı olan herkesi adım adım sindiren bu faşist parti ve lideri, geçen yıl 1 Ocak’ta bir taraftan Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı üslenirken diğer taraftan birliğin sert eleştirileriyle karşılaşmıştı. Çünkü basın ve düşünce özgürlüğünü sınırlayan önemli bir yasayı yürürlüğe koymuştu.
Basın Yasası çerçevesinde kurulan Ulusal Basın ve Haberleşme Dairesi’ne “milliyetçi-muhafazakar” hükümet partisi Macaristan Halk Birliği’nin beş üyesi atandı. Daire, televizyonlara 750 bin Euro, gazete ve internet sitelerine 90 bin Euro’ya kadar para cezaları kesebilecek.
170 sayfalık yasayla aynı zamanda Macaristan’da dağıtımı yapılan yabancı basın da denetim altına alındı. Tepkilerin çoğu sözde kaldı ve Başbakan Viktor Orban geri adım atmaya yanaşmadı.
Yaptırım tehditlerinin arkası olmadığını anlayan Orban, Nisan ayında ülkedeki güç dengelerini yeniden düzenleyen ve kendi egemenliğini pekiştiren yeni Anayasayı meclisten geçirdi. Ve bu yeni Anayasa 1 Ocak’ta resmen yürürlüğe girdi.  2 Ocak’ta ise başkent Budapeşte’de yüz binlerce insan yeni anayasaya karşı sokağa çıkarak tepkisini haykırdı.
DEMOKRASİ DEĞİL PARA DERDİNDELER
Avrupa ve ABD, en çok Merkez Bankası’nın “bağımsızlığının” ortadan kaldırılarak hükümetin denetimine sunulmasına tepki gösterdi. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ı bu yasa nedeniyle eleştirdi.
Bu yasa nedeniyle IMF de, Macaristan’la kredi görüşmelerini kesti. Şimdi, Orban’ın izlediği siyaset sayesinde, Macaristan’ın Avrupa’da ikinci Yunanistan olacağından söz ediliyor.
Macaristan iflası engellemek için bundan dört yıl önce IMF’den 20 milyar Dolar kredi almıştı. Ülkenin içinde bulunduğu durum taze paraya ihtiyacın olduğunu açık olarak gösteriyor. Fakat IMF, Macar Hükümeti’yle yeni kredi konusunda görüşmeye yanaşmıyor.
Macaristan’ın bir diktatör tarafından yönetilmesinin önünü açan yeni Anayasaya karşı sessiz kalan Avrupa Birliği ve ABD, şimdi yıllardır adeta koynunda beslediği faşist başbakan ve hükümetle çalışmayacağını ifade ediyor. Başta basın ve düşünce özgürlüğü olmak üzere birçok alanda yapılan kısıtlamalara sadece sembolik düzeyde tepki gösteren, tehdit savurmakla yetinen Avrupa Birliği ve IMF, iş “maddiyata” gelince ciddiyeti anlamış bulunuyor.
Macaristan Merkez Bankası’nın faşist hükümet tarafından tam anlamıyla denetim altına alınmasının kabul edilemez olduğunu ifade eden Batı, böylece ülkenin mali politikaları üzerindeki etkilerini yitirecekleri endişesini yaşıyorlar.
Batının faşist hükümete karşı tutumunu en çarpıcı şekilde Avrupa Parlamentosu Sosyal Demokrat Partiler Grubu Başkan Yardımcısı Hannes Swoboda özetledi: “Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Barroso çok zayıf bir şekilde Orban’a tepki gösterdi. Dahası aynı partiden arkadaşı olan Orban’ı girdiği yolda ilerlemesi konusunda cesaretlendirdi.”
Orban’ın başkanlığını yaptığı Macaristan Halk Birliği, Barroso’nun üyesi olduğu Avrupa Halk Partisi’nin üyesi. Dahası Orban, aynı zamanda muhafazakar partileri çatısı altında toplayan Halk Partisi’nin genel başkan yardımcısı.
Hal böyle olunca Avrupa Birliği’nin ve IMF’nin Macaristan’daki faşist gelişmelere gösterdiği tutum, daha çok samimiyetsizliğin bir ifadesi olarak görülüyor.
AGİT ve Avrupa Birliği yöneticileri, yeni Anayayı Macaristan’ın “totaliter rejime” gidişinin işaretleri olarak kabul etti ve gelişmelerin endişe verici boyutta olduğunu ilan etti.
ANTİ-SOSYALİZMDEN MİLLİYETÇİLİĞE…
Ne var ki, bugün aşırı sağcıların, milliyetçilerin yönettiği Macaristan’ın geldiği yerle, Batı emperyalizminin bu ülkeyle kurduğu özel ilişkiler arasında önemli bir bağlantı bulunuyor. Çünkü, başta Avrupa Birliği olmak üzere pek çok ülkenin sözde şikayetçi olduğu ırkçı-milliyetçiler uzunca bir süre Macaristan’da sosyalizme karşı yürütülen çalışmaların temel dayanakları ve müttefikleri oldular.
Kapitalist Batı açısından Macaristan, daha önce de bu rolünü oynamıştı. İlki 1956’da Sovyet işgaline karşı, ikincisi de Doğu Bloku’nun yıkılmasının ilk adımı olarak sınırlarını Demokratik Almanya Cumhuriyeti vatandaşlarına açarak, Berlin Duvarı’nın yıkılmasını hızlandırma konusunda adından sözettirdi… (YH)