Bir ZAMAN jurnalciliği

 

Gülen Cemaati’nin gazetesi Zaman’ın Türkiye’de, kendisine yakın emniyet yöneticilerinden aldığı bilgilerle Kürtlere, muhaliflere, demokratlara karşı amansız bir karalama kampanyası yürüttüğü biliniyor. Bir zamanlar sözde “merkez medya” olarak adlandırılan gazete ve televizyonların üstlendiği rolü, şimdi Zaman ve ona yakın yayın organları üstlenmiş durumda.

Bu tavırlarını sadece Türkiye içinde değil, Avrupa’da da fırsat buldukça sergiliyorlar.

En son 11 Şubat günü yayınladığı “Sol Parti, PKK ile ilişkisini yalanlamadı” başlıklı spekülatif haber buna iyi bir örnek.

İç istihbarat örgütünün Sol Parti milletvekillerini izlemeye gerekçe olarak öne sürdüğü nedenler arasında yer alan “PKK ilişkisi”ni kanıtlama misyonu Zaman’a verilmiş!

Ya da Zaman bunu gönüllü olarak üstlenmiş.

Belirtmek gerekiyor ki; Sol Parti’li milletvekillerin izlemeye alınmasının başlıca nedeni ileri sürüldüğü gibi PKK değil, “düzeni yıkmaya” meyilli olması gösterilmişti. PKK ile bağlantı İçişleri Bakanı tarafından izlemeyi haklı çıkarmak için kullanılmıştı.

Gülen cemaati, onun gazetesi ve Almanca internet siteleri haftalardır istihbarat örgütleriyle birlikte bu bağı kanıtlamaya çalışıyor.

Bu nedenle, Zaman muhabirleri Sol Parti’nin Türkiye kökenli milletvekillerine provokatif sorular gönderirken, internet siteleri güvenlik birimlerine aldıkları bilgileri paylaşarak kendisince “bağı” kanıtlamaya çalışıyorlar.

Buna “en somut delil” olarak da Sol Parti üyesi Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti milletvekilleri Ali Atalan, Hamide Akbayır ve Özlem Alev Demirel’in katıldıkları eylemleri, hal ve davranışlarını gösteriyor.

Her üç milletvekilinin Kürt kökenli olduğu sır değil. Kaldı ki onlar da hem milletvekilliği başvurusunda hem de kendilerine ait internet sitelerinde bunu özenle ifade ediyorlar.

Keza, daha önce hangi demokratik kitle örgütlerinde görev yaptıklarını ve Alman yasalarına göre kurulan bu kitle örgütlerini ne yaptığı da sır değildir.

Yani; bu insanlar birden akvaryumdan çıkıp milletvekili olmadılar, yıllarca her alanda verilen mücadele içinde yer alarak, güven kazanarak bunu hak ettiler.

Kürt kimliği ile PKK arasında adeta “Pavlov şartlanmışlığı”yla bağ kuruluyor ve böylece “şiddete yatkınlıkları” kanıtlanmaya çalışılıyor.

Bunun için de durmadan vekillerin nerelere gittiğini, ne yaptığını, kimlerle bağlantı içinde olduğu Sol Parti’ye jurnallemeye çalışıyorlar.

Yani; gazetecilikten çok siyasi çıkarlara dayalı istihbarat örgütlerine jurnalleme yapılıyor.

Bunlar denenmemiş, bilinmedik yol ve yöntemler değildir. Bugüne kadar Almanya’da eşit haklardan yana, emek ve demokrasi cephesinde yer alan Alman ve Türkiye kökenli politikacılara, aydınlara yönelik Türkiye’nin resmi çizgisini savunan basın tarafından benzer pek çok kampanya açıldı, mide bulandırılmaya çalışıldı.

Ama hepsi boş.

Çünkü; karalamaya çalıştıkları, hedef gösterdikleri politikacılar bugün Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nde ırkçılığa, yabancı düşmanlığına, ayrımcılığa karşı yerli ve göçmenlerin bir arada barış ve huzur içinde yaşaması için çalışıyorlar.

Bunu savundukları için Gülen’in müritlerinin yaptığı gibi ilkesiz şekilde hangi partide şans bulursa oradan değil, bu ilkeleri savunan Sol Parti’den aday oldular.

Unutmadan belirtmek gerekiyor ki; bugün çamur atmaya çalıştıkları milletvekilleri Köln’de, Duisburg’da ırkçıların Müslümanların cami yapmasına karşı düzenlenen yürüyüşlere en önde katılarak ırkçılığa karşı duruyorlardı. Bunun yeterli kadar belgesi ve bilgisi, Zaman’ın arşivlerinde mevcuttur.

Kürt kökenli vekiller camilerin önlerinde ırkçılara siper olurken, bu türden haberlerin yapılmasını sağlayan akıl babaları ve kendileriyle aynı şekilde düşünenler sıcak odalarından çıkmaya bile tenezzül etmiyorlardı.

Bunun da yeterli kadar belgesi var. Bizden söylemesi.