18 Mart Bochum dersleri

Steiger Award Ödülü’nün Türkiye Başbakanı Erdoğan’a verilmemesine yol açan tepki ve protestolar, doğru zamanda doğru hamle yapıldığı takdirde sonuç alınabileceğini bir kez daha gösterdi.

 

18 Mart günü Avrupa’da ve Türkiye’de yaşayan Kürtler, Aleviler, ilericiler ve demokratlar için iz bırakacak bir tarih oldu. Steiger Award Ödülü’nü almak için Almanya’nın Bochum kentine gelmeyi planlayan, ancak tepkiler üzerine, 12 askerin Afganistan’da yaşamını yitirmesini gerekçe göstererek bundan vazgeçmek zorunda kalan başbakan Recep Tayyip Erdoğan, uzunca bir zamandır böylesine ağır bir ‚yenilgi’yi tatmamıştı. Bu nedenle, 18 Mart öncesi ve sonrası yaşananlar ve gelişmeler bazı noktaların altını çizmiş görünmektedir:

 

ERDOĞAN DEMOKRAT DEĞİLDİR

Avrupa basınında ve kamuoyunda uzunca bir süredir AB’yle uyum çerçevesinde atılan kimi adımlar nedeniyle Erdoğan ve partisi “demokrat” ve “insan haklarına saygılı” ilan edilmiş ve bu yönüyle oldukça yaygın bir kanı oluşmuş; ancak belli bir dönemdir Erdoğan ve AKP hükümeti hakkında demokratik kamuoyunda eleştiriler artmaya başlamıştı. Dolayısıyla ilerici güçler, Aleviler ve Kürtler Erdoğan’a ödül verilmesine karşı Almanya’da yürüttükleri etkili kamuoyu çalışmasıyla, Avrupa’nın Erdoğan hakkındaki yanılsamalardan kurtulmasına katkı sunmuşlardır. Erdoğan’ın Sivas katillerini koruyan açıklamaları bu anlamda adeta bardağı taşıran bir damla oldu…

Ödül tartışması vesilesiyle sadece Sivas katillerinin zamanaşımı konusu değil, basına, gazetecilere, sendikalara, Kürt halkına yönelik yapılan baskılar da anlatılarak ve kamuoyunda Erdoğan hakkında oluşan “demokrat”, “azınlıklara ve başka inançlara saygılı” algısı azımsanmayacak bir kesim arasında önemli bir darbe aldı. Yani, uzun zamandan beri Avrupa basını tarafından “karizmatik lider” olarak sunulan Erdoğan’ın karizması Bochum’da çizildi!

Bunun farkında olan Erdoğan yanlısı gazetelerin yorumcuları, çok da büyük bir önem taşımayan böylesi bir ödül yüzünden Erdoğan’ın tartışmalı hale getirilmesine önayak olan danışmanların hesap vermesi gerektiğini dile getirdiler. Yani, tepkiler sadece Erdoğan değil, onun yandaşları arasında da büyük bir moral bozukluğu yarattı.

 

VEREN DE VERDİREN DE REZİL OLDU

Bu algının kırılmasından ötürüdür ki, Steiger Award Ödülü’nü dağıtan Helen Medya Şirketi ve sahibi Sascha Hellen, ödülü Erdoğan’a vermeyi savunamaz hale geldi. İlk açıklamada “Ortadoğu’da ve bölgesinde oynadığı rol ve AB’ye uyum çerçevesinde gerçekleştirdikleri” övülürken, daha sonra gerekçe “Erdoğan’ın hoşgörülü kişiliğiyle” açıklandı. O da tutmayınca, bu kez “Ödülün Almanya’ya göçün 50. yıl dolayısıyla Türk halkına verildiği, Erdoğan’ın da Türk halkın temsilcisi olarak ödülü almaya geleceği” açıklandı. Yani sürekli gerekçe ve kılıf arandı. Ama Erdoğan’a uygun bir kılıf bulmak mümkün olmadı!

Kulis bilgilerine göre, Erdoğan’a ödülün verilmesini Almanya eski Başbakanı Gerhard Schröder önerdi. Schrmder’in şimdiki görevi ise, Almanya ile Rusya arasındaki doğalgaz hattı NEGP (Kuzey Avrupa Gaz Hattı) projesinin yöneticiliği; Türkiye ise doğalgaz ve petrol nakliyatında transit geçiş ülkesi. Ayrıca, büyük umutlarla temelleri atılan ancak tamamlanamayacağı açıklanan NABUCO projesinin yerini başka bir projenin alacağı da biliniyor. Özetle, ödülün arkasında maddi çıkar ilişkileri ve hesaplar bulunuyor.

Bütün bunlardan dolayı, asıl olarak Erdoğan’ı kazanmak için arkasında Alman enerji tekellerinin de olduğu bir lobi grubu tarafından ödülün gündeme getirildiği belirtiliyor. Almanya’da pek tanınmayan, köklü bir geleneği de olmayan Steiger Award Ödülü’nün Erdoğan’a verilmesinden son anda vazgeçilmesi, aynı zamanda ödülü vermek isteyen güçler açısından da bir ‚fiyasko‘ olmuştur.

 

DEMOKRASİ GÜÇLERİNİN BAŞARISI

18 Mart günü Bochum’da yapılan protestoların güçlü geçmesi ve Alman kamuoyunda da geniş bir şekilde yer alması elbette gösteriyi düzenleyen Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) ve destekleyen diğer demokratik güçlerin başarısıdır. Her ne kadar aynı gün YEK-KOM tarafından merkezi tren istasyonu önünde yapılan aynı amaçlı diğer protestoyla birleştirme konusundaki girişimlerden bir sonuç alınmasa da, toplamı açısından bakıldığında gösteriler birbirine karşı değil, destekleyen bir rol oynamış; aynı amaca hizmet etmiştir. Kaldı ki, Alevi derneklerin katıldığı Rewirpower Stadyumu’ndaki buluşma ve eylemde, Erdoğan’ın Kürt halkına yönelik yaptığı katliamlar birer birer sayılmış ve katılımcılar tarafından da büyük alkış almıştır. Bu buluşmada bir kez daha görüldü ki; Alevi hareketinin tabanında Kürt halkına karşı büyük bir sempati, hoşgörü ve destek mevcut.

Sonuç olarak Bochum’da gerçekleşen gösteriler, Almanya’da uzun yıllar sonra, konusu Türkiye olan en ciddi protestolardan biri olmuş; demokrasi güçlerine moral veren bir tablo ortaya koymuştur.

Şİmdi önemli olan bu duyarlılığın devam etmesi; Alevi, Kürt vd. kesimlerin ortak demokratik talepler üzerinde güçbirliğini pekiştirmesidir.

Çünkü bu, hem Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli emekçiler hem de yerli kamuoyunun, Erdoğan ve AKP hakkındaki kimi yanılsamalarının giderilmesi; onun gerici ve halk düşmanı yüzünün daha net görülmesi açısından önem taşımaktadır.

 

YÜCEL ÖZDEMİR