Suriye krizinde kilit ve anahtar

Aydın Çubukçu

ABD başta olmak üzere, bütün emperyalistlerin elbirliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü hükümetinin eşsiz katkılarıyla yaratılan büyük uluslararası belâya, artık “Suriye Sorunu” adını verebiliriz.
Çünkü Suriye’deki kriz, taşıdığı özellikler bakımından zamana yayılma ve dünya çapında etki yaratma düzeyine yükselmiş, kendi sınırlarını zorlayan bir sorun halini almıştır.
Esad’ın, “iç muhalefet” tarafından alaşağı edilemeyeceği, diğer diktatörler gibi iç hareketler sonucunda koltuğunu terk etmeyeceği, Libya’daki gibi bir dış müdahale için de uluslararası koşulların ABD ve ortakları tarafından elde edilemediği görülmektedir. Bu, “henüz” devreye sokulamayan ama elde tutulan bir kart olarak duruyor. Teknik ve politik hazırlıkların bu yönde ağırlık kazandığından kuşku duyulmasa da, özellikle Rusya, İran ve bir ölçüde de Çin’in direnci dolayısıyla şu anda böyle bir operasyon için zaman kazanılmaya çalışılıyor.
Obama ile Erdoğan’ın Seul’deki görüşmesinden sızdırılan ama gerçekliği konusunda kuşku duyma hakkımız olan söylentilere göre, Suriye’deki muhaliflere (ki bundan dolaysız olarak kendileri tarafından silahlandırılan gruplar anlaşılmalı) lojistik destek sürdürülecekmiş, ama “ilk etapta” silahlı müdahale düşünülmüyormuş.
Bunun iki buçuk saat süren kapalı bir toplantıda konuşulması tamamen gereksiz, herkes tarafından zaten bilinen bir gerçek olduğu açık. Ancak toplantının kamuoyuyla paylaşılmayan içeriğinin Esad’ın beklenmedik direnişi ve bunun güncel sonuçları olduğunu tahmin etmek güç değil. Artık, Esad’ın iç muhalefet denilen belirsiz şekillenmeyle halledilemeyeceği anlaşılmıştır. Suriye halkının ana gövdesiyle Esad’a karşı olduğu söylenemez. Halk bölünmüştür ve şu anda Esad en azından dengeyi sağlamıştır. Kendi güçleri arasındaki bölünmeleri ve taraf değiştirmeleri önlemekte güçlük çekse de, aynı hareketliliğin karşı taraf güçleri arasında da bulunması dolayısıyla fazla bir kayba uğramamaktadır.
Uluslararası ilişkiler bakımından da bastığı yer sağlam görünmektedir. Arap Birliği içinde çelişkiler yaratmış ve kendi aleyhine bir tutum takınılmasını engellemiş, en azından güçleştirmiştir. Rusya, İran ve Çin tarafından oluşturulan uluslararası barikatta da şimdilik gedik yoktur.
Bir ayağı İstanbul’da olan ve kendilerine “Suriye’nin Dostları” adını veren içi muhalefet unsurları ise, dışarıdan bir destek olmaksızın kendilerinden beklenen görevi yerine getiremeyecek durumdadır. El kesesinden veresiye yazdırarak ayakta durmaya çalışan bu etkisiz ve güçsüz grup, Esad sonrası politik şekillenmeden büyük payı kapmak için birbiriyle yarışan menfaat çevrelerinden oluşmaktadır.
MUHALEFETTE KİMLER VAR?
Suriye Ulusal Konseyi (SUK) ABD’nin Ortadoğu genelinde uygulamayı istediği genel plana uygun olarak, liberallerden ve İslamcılardan oluşuyor. Merkezi Paris’te ve İstanbul’da da bir ofisi var. Silahlı grupların ortak adı olan Hür Suriye Ordusu’nu (HSO) da bunlar destekliyor. Dış askeri müdahaleyi canla başla isteyen bu gruptan sonra en güçlü iç muhalefet odağı, İslamcıları kapsamayan ve dış askeri müdahaleye karşı çıkarak sorunun içeride çözülmesini savunan Ulusal Koordinasyon Komitesi. Bunlar, HSO ile de herhangi bir ilişkiye girmiyor.
Kuşkusuz ABD SUK’un egemenliğinde bir toparlanmadan yana… Türkiye bu konuda en büyük yardımcısı. Özellikle İslamcı kanat üzerinde etkili olabileceği düşünülen Türkiye, bu arada, kendi adına hesaplar yapmaktan da geri durmuyor.
CIA şefinin Ankara’ya “sürpriz” ziyareti sırasında ele alınmış olması gereken en önemli meselelerden birisi herhalde bu idi. Çünkü muhalefetin belli bir düzeyde de olsa birleştirilmesi ve ortak hareket zeminin bulunması, Esad’ın devrilmesinin ilk koşulu. Gerek Türkiye’nin gerekse CIA’nın kendi ajanları aracılığıyla Suriye’de muhalefeti şekillendirme ve güçlendirme yolunda ortak operasyonlar yaptığı da ayrıca kuşku götürmez.

 

SURİYE’NİN DOSTLARI! İSTANBUL’A GELİYOR
Önümüzdeki günlerde İstanbul’da toplanacak olan Suriye’nin Dostları toplantısına yine Hillary Clinton ve İran’dan yeni dönmüş olan Erdoğan katılacak. Daha önce Tunus’ta bir toplantı yapan ve sonuçsuz dağılan Dostlar toplantısından sonra bu ikinci toplantı, Suriyeli muhalif güçler arasında daha yüksek bir işbirliğinin sağlanması amacını taşıyor.
Fakat burada önemli olan Erdoğan’ın İran’dan hangi paketlerle döneceğidir. Daha Obama ile görüşmesinin sonuçlarını aktarırken, İran’ın “nükleer enerji” hakkını savunarak küçük bir jest yapan Başbakan, bunun karşılığında Suriye’ye yapılacak her türlü müdahale konusunda en azından sessizlik bekliyor.
Ucunda kendisini yok etmeyi hedefleyen büyük bir uluslararası savaş komplosunun bulunduğunun farkında olan İran, bu türden küçük cilvelerle kandırılamayacaktır.
ABD ve AB, Ortadoğu’ya asmak istedikleri kilidin anahtarını ellerinde tutmak istiyorlar. Türkiye ise anahtarın, kullanmasa bile, kendi boynunda asılı olmasına razı.
Bu karışık tablo içinde, Suriye’deki zulüm imparatorluğundan yıllarca acı çekmiş halkların gerçek temsilcileri, henüz ağırlıklarını ortaya koyabilmiş değiller. Gerçek anahtar onların gücünde; ancak kapılarına asılan kilidin deliğini henüz bulamadılar.