Adları halkın yüreğine kazılı Karşıyaka’nın gülleri…

6 Mayıs sabahının erken saatlerinde Karşıyaka Mezarlığı’ndayız (Anakara). Karanfiller, yeşile bezenmiş doğa, güneşin gülümseyişi hepsi Deniz’e ve hayata ‚merhaba‘ diyor. Ve insanlar gruplar halinde anıtlığa gelmeye başlıyorlar. Yürek güm be güm göğüs kafesini zorlayıp dışarı çıkacakmış gibi oluyor… Devrime, sosyalizme, gelecek güzel günlere inanmışlar için harika denebilecek görüntüler, bir film şeridi misali gözlerimizin önünde akıp gidiyor.

Mezarlığın giriş kapısında, ‚Denizler için karanfil‘ diye bağıran gül satıcılarına yaşlıca bir ana: ‚Onlar zaten yüreğimizin gülleri. Bari bugün gülleri parayla satmayın‘ diye tepki gösterince, satıcılar, ’ne yapalım ana, ekmek parası‘ diyerek içine düştükleri durumu böyle izah etmeye çalışıyorlar. Biz de koca bir demet karanfil alıp, kalabalık artmadan, Deniz, Hüseyin, Yusuf, Niyazi Yıldızhan, Mahir Çayan, Erdal Eren, Ercan Koca, Halit Çelenk… Ve Sivas Şehitleri anıtlığına kızıl karanfiller bırakıyoruz.

İki nolu kapının biraz ilerisinde iki uzun ağaç arasına bağlanmış kocaman, görkemli Deniz pankartı gelenlerin ilgi odağı oluyor. Çocuklar, gençler, kadınlar birbirleriyle yarışırcasına hüzün, sevinç, kavga karışımı duygularla fotoğraf çektiriyorlar. ‚Onlar bizim için idam edildiler‘ diye Kürtçe ağıt yakan analar… Bir nefes çekilip mezar taşları üzerine bırakılan sigaralar… İki elini göğe açıp en saf duygularla dualar ve militan şiirler okuyanlar. Gözyaşlarıyla kızıl karanfilleri sulayanlar. Zaman ağır ağır ilerledikçe kalabalık artmaya başlıyor. Binler, on binler mezarlığın dört bir yanını mücadele alanı haline getiriyorlar. Deniz ve yoldaşlarının idam edilişlerinin 40. yılı olması, ülkedeki toplumsal sorunlar ve gelişmelerin geldiği aşama katılımın diğer yıllara göre daha kalabalık olmasına neden olmuş. Böyle diyor sohbet ettiğimiz emek gençleri. Görevini yerine getirenlerin kimi gidiyor kimi ise merkezi anmayı bekliyor. Anma programı, o günden bugünleri görebilen Deniz’in idam edilirken özel vurgu yaptığı, Kürt ve Türk halkının kardeşliği manifestosuna bağlı olarak “Hernepeş” marşıyla başlıyor:

Birayên delal hûn werin kurdino (Gelin güzel Kürt kardeşler gelin)

Behiþta welat em herin merdino (Cennet vatana gidelim yiğitler)
Eger hûn nayên van e keç em meþin (Eğer gelmezseniz biz kızlar yeteriz)
Bes e koletî serfiraz her bijîn (Kölelik yeter, yaşasın zafer)

Binler hep bir ağızdan mücadele şiarlarını haykırıyor. Sahnede ellerinde karanfil iki genç olanca heyecan ve coşkularıyla enternasyonal eşliğinde saygı duruşuna davet ediyorlar. Ortak metnin okunması, Halit Çelenk’in kızı Serpil Çelenk Güvenç’in konuşmasının ardından Denizlerin mücadele yoldaşı Aydın Çubukçu sahneye çağrılıyor. Konuşmacılar ülkenin içinde bulunduğu duruma, sorunlara örgütlenmenin önemine ve bugünün sorumluluklarına dikkat çekiyorlar. Duygulu anlar yaşanmıyor değil. Kelimeler zaman zaman konuşmacıların boğazlarında düğümleniyor ve işte o an gençler başlıyor sloganlar atmaya…

Ve binler geçit töreni için kortejler oluşturup yürüyüşe geçiyor. Son sözlerin yazıldığı dövizler, karanfillere bezenmiş ve minnacık çocuklarca taşınan posterler, bayraklarla bir yarışma başlıyor… Kurulu düzenden ve AKP’den etkilenen herkes orada. Öyle ki, CHP kalabalık bir kortej ve solcu söylemle saf tutmuştu devrimcilerin yanında.

Rüzgar, gür bir biçimde haykırılan, işçi ve emekçilerin taleplerini, Kürt halkının özlemlerini, devrim, demokrasi ve sosyalizm şiarlarını önüne katıp Ankara’nın diğer ucuna parlamentonun, genelkurmayın, bakanlıkların üstüne doğru savuruyor. Ancak buralarda saltanat kuranlar üç maymunu oynadıkları için hiç bir ses duymuyorlar…

İsçi sınıfının önderleri, halkın geleceği için kendileri feda edenler dünyanın her yanında aynı saygı ve sadakatle anılıyorlar. Anmalar bire bir benzerliklerle dolu. Zira, işçi ve emekçilerin dili, duyguları ve tutkuları ve de kaderleri bir. Denizlerin anması da birçok yanıyla, Almanya’da her 15 Ocak’ta onbinlerin katılımıyla gerçekleşen Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht ve sosyalizm şehitleri anmasını çağrıştırıyor. Kuşkusuz benzerliklerin yanı sıra özü teşkil etmeyen farklılar da var. Düzen, disiplin, birbirine saygı duymada Almanya anması öne çıkarken, Türkiye’de ise, haykırılan sloganlar, gençlerin yoğun katılımı, coşkusu ve kimi çevrelerin reklam peşinde olmaları dikkat çekiyor.

Her ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de özgürlük, barış, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde sayısızca insan öldürüldü. Faşizmin Almanya’daki kudurgan saldırganlığı, Türkiye’de peşpeşe gelen faşist darbeler, Metris, Mamak, Diyarbakır zindanlarında haykırılan çığlıklar hala kulaklarımızda çınlar durur. Bu kudurganlık, yılların mücadelesi ve kayıpları bizleri görev başına, harekette daha ileriden sorumluluk almaya çağırıyor. Denizler, Sinanlar, İbolar ve Mahirler.. hareketin bize ve gençliğe devrettiği onur kaynaklarımız olan devrimci mirasımızdır.

Geç vakitlere kadar devam eden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan anmasında bir kez daha görüldü ki, ezenlere, sömürenlere karsı nefret dolu olmak, egemenlerin saltanatına son vermek için hiç bir fedakarlıktan kaçınmamak ve sömürülenlere, ezilenlere karşı ise bir o kadar sevgi ve saygı ile yaklaşmak devrimciyi ölümsüz kılmakta. Denizler, şimdiki ve gelecek nesiller için örnek olmaya devam edecektir.

 

ALİ ÇARMAN