Sokağın müziği, müziğin sokakları!

Yasemen İlhan

 

Medya ve ‚kültür tekelleri‘ tarafından bize dayatılan popüler kültürün tersine sokak sanatçılarından dinlediğimiz müzik bambaşka bir dünyayla buluşturur bizi. Sokak sanatçıları çoktan büyük şehirlerin vazgeçilmez bir parçası oldu bile…

Köln sokaklarında dolaşırken hele de hava güzelse her köşede çeşit çeşit enstrümanlarıyla şarkılar söyleyen sanatçıları dinleme imkanı bulursunuz. Eğer sokak sanatçıları köşeleri tutmuşsa ve çevrelerinde de dinleyiciler toplanmışsa bilin ki, bahar gelmiş ve yaza doğru ilerlemekteyizdir. İşinizden çıkmışsanız, çocuklarınızı oyun bahçesine götürmekteyseniz ya da alışveriş telaşındaysanız müziği duyunca soluklanırsınız, stresin yerini bir sakinlik alır ve geçerken dinlemek için en az birkaç dakika oralarda oyalanırsınız.

Köln’ün alışveriş merkezi Schildergasse’desiniz. Kalabalık içinde insanlar bir oraya bir buraya neredeyse koşup duruyor. Birden kulağınıza hoş bir ses geliyor. Bu, bazen bir Balkan melodisi, bazen en sevdiğiniz sanatçının bir şarkısı bazen ise koskoca bir orkestranın çaldığı klasik müzik olabilir…

 

HEM DİNLEYENLER HEM KENDİLERİ KEYİF ALIYOR

On metre ileride melankolik bir müzikle geçmişe gidiverirsiniz. Birkaç adım sonra ise iki Bulgar kardeşin çaldığı folklorik bir müzik…Janko ile Milan, tüm gün sokakta müzik yapmanın yorucu olduğunu belirtirken yine de müziksiz yaşayamayacaklarını, sadece ekmeklerini kazanmak için değil, müziği bir yaşam stili olarak benimsediklerinden dolayı bu işi yaptılarını söylüyorlar.

Yoğun insan kalabalığı ve büyükşehir gürültüleri arasında hoş bir vaha gibi karşınıza çıkan sokak müzisyenleri hem dinleyenlere hem de kendilerine keyif veren bir iş yapıyıorlar. Ama aynı şeyi şehir idaresi için söylemek zor. Belediyenin getirdiği büroktarik kurallar onların bu keyfini kaçırıyor çünkü.  Örneğin Köln şehir idaresinin ilginç bir kuralı var: Sokak müziği yapanlar her 20 dakikada bir yerlerini değiştirmeli, bulundukları yerden en az 200 metre öteye gitmeliler!

Yine birçok şehirde şehirde sokak müzisyenleri sanatlarını icra edebilmek için resmi kurumlardan izin almak zorundalar. Hatta bazılarında izin sırasında bir eserlerini çalıp söylemeleri, yaptıkları müziğin sokağa uygun olduğunu onaylatmaları gerekiyor. Aslında bu da popüler kültürün bir dayatması. Kulağın tanıdığı, hoş gelen bir şeyler sunmanız isteniyor. Ya özgün, yeni bir şeyler sunmak isterseniz? İşte o zaman işiniz zor…. Jüri (!) resmi makam olunca ancak onun beğenilerine uygun çalanlar vize alıyor haliyle!..

Sokakta yürüken başka bir köşede frak ve melon şapkalı bir adamın kolunu çevirerek müzik yaptığı orgu görüyorsunuz. Contergan ilacının sakat bıraktığı kolundan ötürü zorluk içinde orgun kolunu çeviriyor. Bu işi 25 yıldır yaptığını söylüyor. Aslında sigortacı olduğunu söylerken şapkasını çıkararak seyircileri selamlıyor ve para topluyor. O da 20 dakikası dolduğu için 200 metre ileriye gitmek için yola çıkıyor. Doğum günleri veya düğünler için davetiye aldığında sevindiğini sözlerine ekleyerek yanımızdan ayrılırken biz de Dom Kilisesi’ne yöneliyoruz.

 

SOKAKTA BİR MÜZİK PROFESÖRÜ: GEİGER

Köln, müzik sektörü açısından vazgeçilmez bir şehir. Almanya’nın ilk müzik televizyonu VİVA, kapılarını Köln’de açmıştı. EMI Electro’nun merkezi de Köln’de. Dünyanın en tanınmış, en zengin, en skandal yaratan sanatçıları Köln’deki konser salonlarını dolduruyor. Ama protesto müziğinin yeri Köln sokakları. Magic Street Voices, Don Franco, Crazy ve  Blue Flower sokaklarda protesto müziği yapan sanatçılardan sadece bazıları. Almanya’nın en tanınmış sokak sanatçısı Klaus der Geiger de Köln’de yaşıyor. Klaus, bir müzik profesörü, yaşamını popüler müziğe karşı verilen mücadeleye adamış. Nerede savaşa, açlığa, yoksulluğa, atom enerjisine karşı eylem varsa Klaus kemanı, askılı pantolonu, şapkası, uzun saçları ve sakalıyla orada. Seyircilerine ‚Kelepçe ve kol saatine ihtiyacımız yok değil mi?‘ diye seslenerek müziğine devam ediyor. Bu kez söylediği ‚Avanti o popola alla riscossa!‘. Ardından ‚Hayır, hayır savaşınıza ihtiyacımız yok!‘ diye devam ediyor… Alkışlar arasında bir keresinde yoldan geçen birinin çok gürültü yaptığı şikayeti üzerine polisler tarafından sürüklendiğini ama seyircilerin kendisini polisin elinden kurtardığını anlatıyor. Rastlantı sonucu orada olan televizyon kamerası Klaus’un başına gelenleri ekrana yansıtınca polisler kendisinden özür dilemiş ve artık onunla uğraşmıyorlarmış….

Evet, sokak müzisyenleri Köln’ün vazgeçilmezlerinden. Kışın kar ve yağmur onlara sanatlarını icra etme olanağı vermiyor ama bahar gelince onlarla buluşuyoruz. Kimi kızıyor, kimi alkışlıyor, kimi duygulanıyor, kimi dans ediyor onların müzikleriyle… Popüler müzikten sıkıldıysanız, şarkıların sözlerinin anlamsızlığına kızıyorsanız, ‚bir konsere bu kadar para verilir mi‘ diyorsanız sokağa çıkın, kültürün bizden olanına kulak verin ve sanatçıların emeğini de karşılıksız bırakmayın!

 

(Almancadan özetleyerek Türkçeye çeviren Semra Çelik)