Gerçekler gizleniyor

Neonaziler tarafından göçmenlerin katledilmesiyle ilgili skandallar halkasına bir yenisi daha eklendi. İç güvenlikten sorumlu Anayasayı Koruma Örgütü’nün (BfV) katillerle ilgili belgeleri imha ettiği ortaya çıktı. Başkan Heinz Fromm’a görevden el çektirildi. Ancak bu adım, siyaset ve bürokrasi hala olayın üstünü örtme telaşıyla hareket ediyor.

 

Almanya’da 8’i Türkiye kökenli olmak üzere 9 göçmen esnaf ve bir Alman polisi katleden faşist Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü’yle (NSU) ilgili gelişmeler sonunda bu ülkede iç güvenlikten sorumlu Anayasayı Koruma Örgütü’nün en üst yöneticilerine kadar ulaştı.

4 Kasım 2011’de faşist terör örgütünün deşifre olmasından birkaç gün sonra (11 Kasım) NSU ile ilgili önemli belgelerin Anayasayı Koruma Örgütü tarafından bilinçli olarak imha edildiğinin geçtiğimiz günlerde açığa çıkmasından dolayı örgütün başkanı Heinz Fromm, Federal İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich tarafından 31 Temmuz tarihi itibariyle emekliye sevk edildi. Fromm’un görevden alınması anlamına gelen bu karar, ilk bakışta yapılan hataların cezalandırılması olarak görülebilir. Ancak bunun istihbarat örgütü ile NSU’lu katiller arasındaki bağın koparılmasına hizmet edeceği, cinayetleri işleyenlerin arkasında kimlerin bulunduğunu gizlemeye yarayacağı bir hamle olduğu anlaşılıyor.

 

KOMİSYON ÇALIŞMALARINDAN SOMUT BİR SONUÇ YOK

Irkçı terör örgütünün işlediği cinayetleri aydınlatmak üzere Federal Parlamento düzeyinde kurulan Araştırma Komisyonu tarafından bugüne kadar yapılan çalışmalardan somut bir sonucun çıkmaması da bu yöndeki yargıları güçlendiriyor. Özellikle polis ve istihbarat örgütünün, göçmen esnafları katlettiği ortaya çıkan Uwe Böhnhardt, Uwe Mundlos ve Beate Zschaepe’nin arkasında kimlerin olduğunun ortaya çıkmaması için yoğun bir çaba harcadığı anlaşılıyor.

Anayasayı Koruma Örgütü’nün eldeki bilgileri tam da işe yarayacağı bir dönemde imha etmesi başka nasıl yorumlanabilir ki…

28 Haziran’daki Araştırma Komisyonu toplantısından önce basına konuşan Başkanı Sebastian Edathy, “Dosyayı arayıp, bulmaları talep edilmiş. Onlar da dosyaları bulmuş ve imha etmiş” diyerek durumu kamuoyuna açıkladı. Komisyon üyeleri dosyaların imha edilmesini “kabul edilemez” olarak değerlendirdi ve olayın mutlaka bir yaptırımının olması gerektiğini savundu.

Edathy, cinayetin ortaya çıkmasından sonra istihbarat örgütlerinin söz konusu terör örgütünü kullandığı, yakın bağlantı içinde bulunduğu yönünde iddialar olmasına rağmen, dosyaların imha edilmesini “skandal” olarak değerlendirdi.

 

DOSYALAR 11 KASIM 2011’DE YOK EDİLDİ

Anayasayı Koruma Örgütü’nün terör örgütü NSU ile ilgili belgeleri yok etmesi katillerin kimlerle yakın bir ilişkide bulunabileceği şüphelerini artırıyor. Çünkü, örgüt adına Uwe Böhnhardt, Uwe Mundlos ve Beate Zschaepe’nin (Üçlü) cinayetleri işlediğinin 4 Kasım 2011’de ortaya çıkmasından sonra 7 klasör içindeki belgelerin bir emir üzerine 11 Kasım günü yok edildiği tespit edildi. İmha edilen belgelerde göçmen esnafları katleden grubun içinde yer aldığı Thüringer Heimatschutz adlı örgüt ile istihbarat örgütleri arasında somut bilgilerin olabileceği tahmin ediliyor. Keza bu örgüt içinde yer alan üçlü ile diğer ırkçı örgütler arasındaki bağlantının da dosyalarda kaydedilmiş olabileceği dile getiriliyor. Anayasayı Koruma Örgütü yetkilileri dosyaların imhasını 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmasıyla gerekçelendirdi. Ancak, uzun zamandan beri elde tutulan belgelerin tam da cinayetleri işleyenlerin kimler olduğunun açığa çıkmasından sonra imha edilmesi, geride pek çok soruyu yanıtsız bırakmayı amaçlayan bir operasyondan başka bir şey olmasa gerek.

Bugün dikkatlerin bir kez daha üzerinde yoğunlaştığı Thüringer Heimatschut’un, Eyalet Anayasayı Koruma Örgütü tarafından kurulduğu, örgüt lideri Toni Brandt’ın devletin maaşlı elemanı olarak 200 bin Mark aldığı daha önce basına yansımıştı. Keza, antifaşist güçlerin yasaklanmasını istediği faşist NPD’nin önemli eylemlerinin bu örgüt içindeki Anayasayı Koruma Örgütü elemanları tarafından yapıldığı da ortaya çıkmış ve bu nedenle Federal Anayasa Mahkemesi, 2003 yılında bu partinin yasaklanamayacağına karar vermişti.

 

BİLGİSAYAR KAYITLARI DA SİLİNDİ

Der Spiegel dergisinde yer alan bir habere göre, Anayasayı Koruma Örgütü, yazılı dosyaları imha etmemekle kalmadı, aynı zamanda bilgisayarlarda kayıtlı olan bilgileri de sildi. İstihbarat örgütlerinin sildiği bilgeler arasında, kuşkulu bir şekilde intihar ettikleri ileri sürülen Böhnhardt ve Mundlos’un da içinde yer aldığı Thüringer Heimatschutz’un içinde 35 potansiyel ajanın olduğu, bu grupla istihbarat örgütleri arasında doğrudan bağlantıların bulubduğu, hatta bu grubun istihbarat örgütleri tarafından kurulduğuna dair veriler içerdiği tahmin ediliyor. Bu durum, bir kez daha Almanya’da ırkçı örgütlerin doğrudan desteğiyle kurulduğu ve yönlendirildiği yönündeki iddiaları bir kez daha güçlendiriyor.

 

KARARLI BİR MÜCADELEN BAŞKA YOL YOK

Tüm örtme, saptırma, savsaklama çabalarına rağmen, seri cinayetlerin sadece üç kafadar ırkçı tarafından yapılan bir iş olmadığı, daha organize bir ağın/yapının bulunduğu artık gizlenemez hale gelmiş görünüyor. Bu nedenle cinayetlerin açığa çıkmasından sonra ilerici güçlerin yaptığı, katillerin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılması yönündeki çağrıların ne kadar doğru olduğu bir kez daha anlaşılıyor. Ancak bugün, devlet ve onun en yetkili kurumları ve siyasi iktidar, olayı aydınlatmak şöyle dursun, bir şekilde patlayan bu skandaldan en az yara alarak kurtulma anlayışıyla davranmakta; böyle olduğu için de gerçeklerin üstüne gitmek yerine gerneklerin üstünü örtmeye çalışmaktalar. Heinz Fromm’un ‘emekli edilerek görevden uzaklaştırılması’ da bu çabanın bir parçasından başka bir şey değildir.

Çünkü, 9 ay içinde olup bitenler bunun için yeteri kadar veri sunuyor. Önce, katillerle bağlantılı oldukları için gözaltına alınan Neonaziler teker teker serbest bırakıldı, sonra da katillerle ilgili önemli bilgi ve belgelerin imha edildiği ortaya çıktı. Bu nedenle, cinayetlerin arkasındaki güçlerin mevcut koşullarda devlet eliyle ortaya çıkarılması pek mümkün görünmüyor.

Yine bu nedenle, devletin istihbarat örgütleri ile Neonazi örgütleri arasındaki ilişkilerin tam anlamıyla deşifre edilmesi, gerçek katillerin ortaya çıkarılması, bir kez daha bu ülkede benzer seri cinayetlerin işlenmemesi için demokratik kamuoyunun baskısı ve tepkisi gerekiyor. ‘Irkçı örgütleri kontrol’ adı altında, faşist hareketleri besleyip el altında tutan makamların gerçek yüzleri ancak bu şekilde açığa çıkarılabilir; ve yine ancak bu yolla ırkçılıkla ve faşizmle esaslı bir hesaplaşmaya girilebilir.

Değilse, bugün bazı politikacıların veya bürokratların feda edilmesinden öteye gidilemez. (YH)

 

 

Anayasayı Koruma Örgütü’nün kendisi sorun

 

12 yıl boyunca Anayasayı Koruma Örgütü Başkanlığı yapan Heinz Fromm’un görevden el çektirilmesi, Almanya’da değişik tepkilere neden oldu. Pek çok politikacı ve kurum yaptığı açıklamada, Fromm’un görevde el çektirilmesinin, cinayetlerin aydınlatılması yönünde yapılan çalışmaları engellememesi gerektiği belirtildi.

NSU Cinayetlerini Aydınlatma Komisyonu Üyesi Petra Pau (Sol Parti) yaptığı açıklamada, “Fromm gitti, sorunlar kaldı” dedi. Pau, Fromm’un istihbarat örgütünün neden aşırı sağın cinayetlerine bu denli seyirci kaldığına açıklık getirmesini de istedi.

Sol Parti İçpolitika Sözcüsü Ulla Jelpke ise yaptığı açıklamada, “Anayasayı Koruma Örgütü sadece bir hata yapmadı, çünkü kendisi bir hatadır. Neonazilerle işbirliği içinde olan ajanlarla ilgili olan dosyaların imha edilmesi bugüne kadar sürüp gelen skandallar zincirinin devamıdır. Asıl skandal Anayasayı Koruma Örgütü’nün, istihbarat elemanlarının kendisidir. Çünkü bu elemanlar ırkçı örgütler kurdu, kadro ve maddi destek verdi. Bu nedenle demokratik yollarla Anayasayı Koruma Örgütü’nü denetlemek mümkün değildir, en iyisi dağıtılmasıdır” dedi.

SPD Meclis Grubu Başkanı Frank-Walter Steinmeier, Fromm’un görevden alınmasının yerinde bir karar olduğunu belirterek “Fromm’un sorumluluğu üstlenmesi doğru bir karardır” diye konuştu. Steinmeier, bunca hataya rağmen Fromm’u “ırkçılığa karşı mücadele eden kararlı bir demokrat” olarak ilan etti.

Yeşiller Partisi Meclis Grubu yöneticisi Volker Beck, Fromm’un skandalın üstünü örtmek için kurban seçildiğini belirterek “Yaşananlar istihbarat örgütünde yapısal değişikliklerin yapılması gerektiğini bir kez daha gösteriyor” dedi.

FDP İçpolitika Uzmanı Hartfind Wolff da, Fromm’un görevden alınmasını “saygıdeğer bir adım” olarak nitelendirdi.

 

 

Dünya duydu BfV duymadı!

 

ABD ve İtalya istihbaratı duydu, Anayasayı Koruma Örgütü duymadı.

Almanya’da istihbarat örgütlerinin üstünü kapatmaya çalıştığı Neonazi cinayetleri konusunda yabancı istihbarat örgütleri bilgi sahibi olurken, Almanya’daki istihbarat örgütlerinin bunu fark etmemesi pek inandırıcı değil.

ABD istihbarat örgütünden sonra bu kez de İtalya istihbarat örgütü AISI de, 14 Aralık 2011’de Anayasayı Koruma Örgütü’ne bir yazı ile 21 Mart 2003 tarihinde göçmen esnafları katledenlerin Neonaziler olduğunu Alman makamlara bildirdiklerini hatırlattı. Yazıda, bilginin Avrupa çapında Neonaziler arasında Kasım 2002’de Belçika’nın Waasmünster kentinde yapılan toplantıya katılan İtalyan ırkçılardan elde edildiği dile getirildi.

İtalya istihbaratı ayrıca Bavyera ve Thüringen eyaletlerindeki ırkçı grupların İtalya’daki ırkçılarla yakın ilişki içinde olduğunu da dile getirdi. Zwickau Hücresi ile bağlantılı olduğu için bir süre gözaltına alınan Ralf Wohlleben, bir süre Tirol’daki ırkçı gruplara yardım ettiği için İtalya’da gözaltında tutulmuş.

 

 

 

6 YILDA 9 CİNAYET

NSU tarafından aynı silahla öldürülen esnaflar:

9 Eylül 2000: Nürnberg’de 38 yaşındaki çiçek satıcısı Enver Şimşek susturucu takılan silahla öldürüldü.
13 Haziran 2001: Nürnberg’de 49 yaşında Abdurrahim Özdoğru kurşunlara hedef oldu.
27 Haziran 2001: Katiller, bu kez Hamburg’da Süleyman Taşköprü’nün manav dükkanındaydılar. 31 yaşındaki Taşköprü, kurşunlanarak öldürüldü.
29 Ağustos 2001: Münih’te 38 yaşındaki manav Halil Kılıç başından vurularak öldürüldü.
25 Şubat 2004: Rostock’ta döner dükkanında çalışan Yunus Turgut öldürüldü. Turgut’un Almanya’da daha ikinci haftası dolmamıştı.
9 Haziran 2005: Nürnberg’de döner dükkanı işleten 50 yaşındaki İsmail Yaşar’ın cesedi tezgahın arkasında bir müşteri tarafından bulundu.
15 Haziran 2005: Münih’te Yunan kökenli 41 yaşındaki anahtarcı Theodoros Bulgaridis öldürüldü.
4 Nisan 2006: Dortmund’da büfe sahibi Mehmet Kubaşık öldürüldü. Evli ve 3 çocuk babası olan 39 yaşındaki Kubaşık, işyerinde başından vurularak öldürülmüş şekilde bulundu.
6 Nisan 2006: Kassel kentinde internet kafe işleten 21 yaşındaki Haliç Yozgat tabancayla ölü olarak bulundu.

25 Nisan 2007:  Bayan polis Michele Kieserwetter Heilbronn’da öldürüldü.