NSU cinayetleri aydınlığa kavuşturulmuyor, Naziler yürüyüşlerine devam ediyor

Özlem Alev Demirel

Mehmet Kubaşık, 2006 yılı Nisan ayında Dortmund’daki dükkanında öldürüldü. Geçen yıl 3 Eylül’de 4 bin 800 polis, Kubaşık’ın öldürüldüğü yerde 700 Neonazi’nin rahatça yürüyüş yapabilmesi için görevlendirildi.  Neonaziler bu yıl da Dortmund’da yürüyüş yapacaklar!

Kubaşık, NSU’nun Nazi katilleri tarafından öldürüldü. Devlet kurumları resmi açıklamalarında, NSU cinayetlerinde Anayasayı Koruma Teşkilatı veya yerel Nazi yapılanmalarıyla herhangi bir ilişkinin söz konusu olmadığını iddia ettiler. Bir yandan bu türden tezler gün geçtikçe inanılırlıklarını yitirirken diğer yandan gün be gün Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın gizemli bir şekilde kaybolan dosyalarının haberlerini alıyoruz. Ama tüm bunlar devlet kurumları açısından Dortmund’da Eylül ayında yapılacak yeni Nazi yürüyüşünü sorun haline getirmiyor.

Devlet kurumlarının -sürekli söz vermelerine karşın- Nazilere karşı ciddi bir mücadele sürdürmedikleri de günden güne daha açık ortaya çıkıyor. NSU cinayetlerinin ortaya çıkması sonrası yığınlarca dosyanın yok edilmesi, üç NSU üyesinin hiçbir engellemeyle karşılaşmadan silah ve malzemeleriyle dolaşabilmeleri ve Anayasayı Koruma Teşkilatı ajanlarının bazı cinayetlerde bizzat yer alması ihmalkarlık veya ‚kaza‘ olarak geçiştirilemez. Hessen’deki bir NSU cinayeti sırasında olayın geçtiği internet cafede bulunan ajanın Panorama programında hiçbir şey görmediğini, duymadığını, tek suçunun yanlış zamanda yanlış yerde olduğunu söylemesi saçmalığına kimse inanmıyor. Kesin olarak kanıtlanamasa bile Anayasayı Koruma Teşkilatı ile NSU arasında direkt bağ olduğu kolayca ve somut bir şekilde anlaşılabiliyor.

Göçmenlerin çoğunluğu, göç kökenli insanların öldürülmesini, kurbanların suçlu olarak gösterilme çabalarını ve bu güne kadar cinayetlerin açıklığa kavuşturulacağına dair güvence dahi verilmemesini doğal olarak kabul edemiyorlar. Bu kadar zaman geçmesine rağmen cinayetler açıklığa kavuşturulamadı ve kamuoyundaki genel kanı çok az şeyin dışarıya yansıtıldığı şeklinde. Köln Keupstrasse’de çivili bomba patlaması sonrası sokağı ziyaret eden zamanın İçişleri Bakanı Otto Schily’nin herhangi bir Neonazi saldırısı ihtimalini tamamen devre dışı bırakan açıklamaları unutulacak gibi değil. Gerçi bu türden açıklamalar, Federal Almanya Cumhuriyeti kurulalı beri varolan bir politik refleks! Şimdi de Otto Schily’nin yanıldığını öğrendik. Her cinayet sonrası öldürülenlerin yakınlarının polise verdikleri ifadelerinde Nazilerden söz ettiklerini de biliyoruz. Polis ise onların ifadelerini dikkate almadan haraç ve uyuşturucu ticareti üzerinde yoğunlaşarak göçmenlerle ilgili önyargıları güçlendirdi…

Devletin Neonazilere karşı ciddi bir mücadele yürütmediği yaygın kanısını, Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın bazı sorumlularının istifaya zorlanmış olması da yok etmiyor. Bu istifalar daha çok cinayetlerin açıklığa kavuşturulması yolunda çaba harcandığı konusunda halkı ikna etmeyi hedef alan ‚kelle uçurmalar‘ intibasını uyandırıyor. En önemlisi de suçlu tek tek kişiler olarak gösterilerek sorunun yapısal veya temel bir sorun olmadığı düşüncesi telkin edilmeye çalışılıyor…