Yeşiller’in İslamcı aşkı

Almanya’da Birlik 90 / Yeşiller Partisi ile İslami akımlar arasında son yıllarda görülmedik derecede sıkı ilişkiler kuruldu. Her seçimde Yeşiller’e destek vermeyi tercih eden İslami akımlar, şimdi Yeşiller Meclis Grubu tarafından açıklanan “yol haritası”na itiraz ediyor. Çünkü yol haritasında İslami akımlar için “tabu” sayılan konulara değiniliyor ve hoşgörü talep ediliyor.

Almanya’da Yeşiller Partisi ile siyasi rengi yeşil olan İslamcı örgütler arasında uzun süredir yakın bir ilişki söz konusu. Bunun asıl nedeni elbette karşılıklı çıkar ilişkilerinden kaynaklanıyor. Yeşiller, her ne kadar 1998-2005 yılları arasında SPD’yle federal çapta kurduğu koalisyon hükümeti döneminde “güvenlik” adı altında Müslümanları ve göçmenleri doğrudan hedef alan yasaların suç ortağı olsa da, İslami örgütler bu konuda SPD’ye nazaran Yeşiller’e çok daha hoşgörüyle yaklaştılar.

Bunun başlıca nedenleri arasında Yeşiller’in yıllardır savunduğu “çokkültürlü toplum projesi” yer alıyor. Farklı inançlardan ve kültürlerden insanların bir arada değil de “paralel toplum” şeklinde, herkesin kendi gettosunda, cemaatinde isteği gibi yaşaması gerektiğini içeren bu görüş, doğal olarak içe kapanık, cemaat halinde yaşamayı arzulayan dini akımlar için de en uygun yaklaşımdı. Böylece, “renk kardeşliği” her iki akımı aynı zamanda uyum sorununa yaklaşım konusunda “fikir kardeşliği”ne getirmişti.

Hal böyle olunca, kurulduğu yıllardan 1990’lı yılların ortasına kadar sistem tarafından “radikal”, “aykırı” ve “haylaz” görülen Yeşiller Partisi, zamanla Müslümanların en samimi dostu haline geldi. Bu değişim doğal olarak Yeşiller’in tabanında ve yönetiminde yer alan Türkiye kökenli göçmenlerin bileşimini de önemli ölçüde değiştirdi.

Almanya’daki partiler arasında kendisine yakın bir partner arayışı içine giren İslami akımlar, yaptıkları tasnifte Yeşiller’i kendilerine daha yakın görmeye başladılar. Her ne kadar dünya görüşü açısından Hıristiyan Demokratlar onlara yakın olsa da, Hıristiyanlık vurgusu ve bu partinin sık sık göçmenlere karşı izlediği politika ve Türkiye’nin AB üyeliğinin önüne koyduğu engel CDU’yu bir seçenek olmaktan daha başında çıkarmıştı. Uzunca bir süre sempati duydukları, yakın durdukları SPD ise 11 Eylül sonrasında yürütülen politikaların öncüsü ve mimarı olduğu için yoğun tepki almış, güven kaybına uğramıştı.

FDP ciddi bir seçenek olarak gündeme gelmez iken, Sol Parti savunduğu taleplerden çok dünya görüşü bakımından İslami akımların uzak durması gereken partiler olarak belirlendi.

Bu durumda, siyasi arenada kendisine yer edinmek, müttefik kazanmak isteyen İslami akımlar için Yeşiller, en iyi seçenek olarak görüldü ve bir yönelim içerisine girildi. Bu temelde bir çok yerde Yeşil Müslümanlar Çalışma Grupları kuruldu.

Böylece; bir kaç yıl öncesine kadar, Yeşiller içerisinde yer alan, oy veren göçmenlerin önemli bir bölümünü eski solcular, Kürtler, demokratlar oluştururken, şimdi daha çok ılımlı ya da radikal Müslümanlar bu partinin “göçmen kitlesi”ni oluşturur duruma geldi. Ayrıca, orta gelir grubuna sahip, iyi kazanan meslek gruplarından Türkiye kökenli göçmenlerin de tercih ettiği partilerin başında geliyor Yeşiller.

Daha önce Yeşiller’in içinde yer alan solcu, demokrat, ilerici göçmen kesimler ise zamanla bu partiye terk etti, Sol Parti’yi kendisine daha yakın hissetti.

 

YEŞİLLER’İN İSLAM AÇILIMI

Böylece tencere yuvarlanıp kapağını bulmuş misali, İslamcılar Yeşiller’i, Yeşiller de İslamcıları keşfetti. Karşılıklı ziyaretler, övgüler, iftarlar aldı başını gitti. Yeşiller içerisinde yer alan ve belli kademelere gelen eski solcular da İslami örgütler tarafından düzenlenen toplantılardan eksik kalmamaya, eksik kaldıklarında oy kaybına uğrayacakları hissine kapıldılar. Ve gelinen aşamada “hoşgörü” adına bu İslami akımlara ve onların temsilcilerinin bir dediğini iki etmeyecek hale geldiler.

Özetle; Yeşiller bugün oy alacağı göçmen potansiyelinin, solcular, Kürtler, Aleviler olmadığını çok iyi biliyor. Kendisini bu duruma göre yeniden dizayn etmek isteyen Yeşiller, bu temelde 26 Haziran’da bir “yol haritası” kamuoyuna ilan etti.

Federal Meclis Grubu adına Volker Beck ve Renate Künast tarafından kamuoyuna tanıtılan “Almanya’da İslam’ın Hukuksal Entegrasyonu ve Eşitlik için Yeşil Yol Haritası”* başlıklı 8 sayfalık rapor, daha doğrusu temel tezler, bir süredir varlığından söz edilen “Yeşil-Yeşil koalisyon”da çatlaklıklar oluşturmuşa benziyor.

Çünkü; Yeşiller’in İslam’ın da Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi Almanya’da bir din olarak kabul edilmesi, ona göre düzenlemeler yapılması açık olarak dile getirildiği halde İslami örgütleri memnun etmedi. Başlıca neden ise raporda İslami örgütler açısından halen birer tabu olan, başka inançtan ya da hiç bir inançtan olmayana saygılı olma, din değiştirmeyi kabul etme, kadın-erkek eşitliği, azınlık hakları, farklı cinsel kimlikleri tanıma, antisemitizme ve ırkçılığa karşı olma gibi konuların yer almasıydı.(Sayfa 2)

Bununla birlikte,  mevcut İslami derneklerin dışında, bağımsız kurumların da sürece dahil edilmesi, Alman Anayasası’na saygılı olma ve güvenliği tehdit eden yaklaşımlardan uzak durulması, gerektiğinde Anayasayı Koruma Örgütü’nün devreye girerek sakıncalı olanları izlemesi gerektiği gibi konular da İslami kurumları rahatsız etmişe benziyor.

Bu yaklaşım elbette Yeşiller’in pek çok konuda olduğu gibi İslam’a ya yerleşik partiler gibi baktığını, devletin temel yaklaşımını olduğu gibi savunduğunu bir kez daha gösteriyor. Yani; açıklanan tezler devletin bugüne kadar sergilemiş olduğu anlayışın sınırları içerisindeki tekrarlardan başka bir şey değildir.

Almanya Müslümanlar Koordinasyon Konseyi (KRM), İslam Toplumu Milli Görüş (IGMG) ve AKP’nin Almanya’daki uzantısı durumundaki UETD gibi örgütler yaptıkları açıklamalarda, Yeşiller’in İslam’ın Almanya’da yasal olarak tanınması yönündeki girişimlerini takdir ederken, belirlenen diğer şartları “kabul edilmez” olarak dile getirdiler.

Dahası, Milli Görüş, Yeşiller’in “yol haritası”nı “CDU’nun görüşlerini içeriyor” diye tanımlayarak, belirtilen bazı kriterlerin kabul edilmesinin mümkün olmadığını dile getirdi.

 

BİRBİRİNE MECBURLAR, RENK KARDEŞLİĞİ SÜRECEK

Elbette, dünya görüşü itibariyle olmasa da kimi yaklaşımlar bakımından Yeşiller ile İslami akımlar arasında büyük farklılıklar bulunuyor. Örneğin, İslami cemaatlerin dinden çıkma dahil din özgürlüğünü kabul etmesi, kadın-erkek eşitliğine özde saygılı olması, antisemitizm ve eşcinselliği tanıması adeta bir tabudur ve bu yüzden itirazların çoğu bu yöndeki taleplerin geriye çekilmesi için baskı yapılmasını içeriyor. Dolayısıyla, İslami akımların bundan sonraki tavrı Yeşiller’i bu konularda da kendi çizgisine çekme konusunda çaba sarf etmeyi içeriyor.

Ama taraflar arasındaki çelişkiler “uzlaşmaz çelişkiler” değildir. Çünkü içinden geçtiğimiz süreçte ikisi de adeta bir birine mahkum. Yeşiller, sayısı 4 milyon olduğu ifade edilen Müslümanların bir bölümünün oylarına, İslamcılar da kendilerine partner olabilecek bir partiye ihtiyaç duyuyorlar.

YÜCEL ÖZDEMİR

* „Roadmap zur Gleichstellung und rechtlichen Integration des Islam in Deutschland“.

 

 

Cem Özdemir ne diyor?

 

Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir’in parti içerisinde “sağ kanat”ın temsilcisi ya da sözcüsü olduğu biliniyor. İster dış politika isterse iç politika olsun, hepsinde daha sağdan tutum alıyor, ona göre tavır belirliyor.

Özdemir’in bu konudaki son çıkışı, sosyal alanlara ayrılan ödeneklerin kesilmesi yönündeki tavrı oldu. Partinin önemli bir kesimini karşısında alan Özdemir, 2013’te yapılacak genel seçimlerden sonra koalisyon ortağı olmaları durumunda, sosyal harcamalar için ayrılan bütçenin sadece üçte birinin sosyal alanlara ayrılmasını, üçte ikisinin ise eğitime ayrılmasını talep etti. Bu durumda işsizlik parası, Hartz IV yardımı, çocuk parası gibi harcamalarda önemli kısıtlamaların yapılması gerekiyor.

Cem Özdemir tarafından hazırlanan taslakta asıl olarak ülke genelinde sosyal harcamaların yeniden gözden geçirilmesi ve buna göre düzenlemelerin yapılması gerektiği savunuluyor.

Tam anlamıyla neoliberal politikaların derinleştirilmesi, sosyal hakların kısıtlanması anlamına gelen Özdemir’in bu önerisine partinin “sol kanadı” sert tepki gösterdi. “Sol kanat” sözcüleri yaptıkları açıklamalarda, gelir adaletsizliğinin azaltılması için önemli olan sosyal alanlara ayrılan bütçede kesintiye gidilmesi durumunda bunun Yeşiller’e faturasının ağır olacağını dile getirdiler.

Yine birçok Yeşiller milletvekili de Özdemir’in planına karşı çıkarak eğitim politikalarının ailelerin içinde bulunduğu sosyal durumdan bağımsız olamayacağını, dolayısıyla ailelerin yoksullaşması durumunda çocukların eğitim durumunun düzelmeyeceği değerlendirmesinde bulundular. (YH)