Bu filmi daha ne kadar izleyeceğiz?

 

Dünya bir kez daha Müslümanların kutsal değerleri üzerinde oynanan provokasyonla çalkalanıyor. Provokasyonu yapanlar emellerine ulaşmanın memnuniyeti içinde manzarayı seyrederken, kökten dinci akımlar da bu türden provokasyonların üzerine mal bulmuş mağribi gibi atlayarak, kendi cephelerinden provokasyona katkı sağlamaya devam ediyorlar.

 

 

ABD’de, arkasında radikal sağcıların olduğu bilinen bir grup tarafından finanse edilerek çekimi yapılan “Müslümanların Masumiyeti” filmi dünyayı bir kez daha “medeniyetler çatışması” arenasına çevirdi. Yapılan provokasyon nedeniyle başta Afrika ve Asya olmak üzere pek kıtada ve ülkede kitleler ayağa kalktı. Filmin internet üzerinden servis edilmesinin tam da 11 Eylül gününe denk gelmesi, aslında 11 Eylül’den sonra piyasaya sürülen “medeniyetler çatışması” tezine halen güçlü bir şekilde ihtiyaç duyulduğunu bir kez daha gösteriyor. Üstelik bu kez yapılan protestolar sonucunda Libya’da ABD Büyükelçisi ve çalışanları linç edilerek öldürüldü.

Filmin servis edilmesinden sonra gösterilen tepkilere bakıldığında, filmi yaparak provokasyona imza atanların amaçlarına ulaştıklarını söylemek sanırız yanlış olmayacaktır.

Ancak, ne dünya ne de İslam inancından olanlar bu filmi ilk kez görmüyor! 11 Eylül saldırısından sonra emperyalist devletler ve onların başlıca ideologları tarafından piyasaya sürülen “medeniyetler çatışması” tezi çerçevesinde pek çok kez Müslümanların kutsal değerlerine saldırılar yapılarak provokasyonlar gerçekleştirildi ve bunun üzerinden Hıristiyan-Müslüman gerilimi yaratılmaya, canlı tutulmaya çalışıldı.

“Müslümanların Masumiyeti” filmini de bu politika ve girişimlerin bir devamı olarak görmek gerekiyor. Yani bu türden film ve karikatürler, dini farklılıkları gerginlik ve çatışma konusu haline getirmek üzere tezgahlanmakta; dünyayı, ülkeleri dinsel duvarlarla ayırmayı, karşı tarafa yönelik önyargı, korku ve tepkileri kışkırtmayı hedeflemektedir.

Mısırlı Kıpti Christ Nakoule Basseley Nakoula tarafından çekilen ve 5 milyon dolara mal olduğu ileri sürülen film ilk olarak Temmuz ayında Los Angeles’teki Hollywood Bulvarı’ndaki bir sinemada gösterilmiş ve hiç kimse oralı olmadı. Olmayınca bu kez başka bir Kipti tarafından film internete konulmuş ve linki de Arap ülkelerindeki gazetecilere gönderilmiş. Ve ilk olarak 8 Eylül’de, Selefilere yakınlığı ile bilinen bir Mısır televizyonu filmden bölümler gösterildi. Ardından, Selefiler Kahire’deki ABD Büyükelçiliği önünde gösteri yaptı. Akabinde radikal dincilere ait “Maria TV”de canlı yayında İncil parçalandı.

Böylece, Hıristiyanlar Müslümanların, Müslümanlar Hıristiyanların kutsal saydıkları değerlere saldırarak bir kez daha gerilimi tırmandırdılar.

 

11 EYLÜL’LE BAŞLAYAN PROVOKASYONLAR

Hiç şüphe yok ki, bu olay, Müslüman-Hıristiyan gerilimini artırmak için yapılan ne ilk ne de son provokasyondur. Dünya kamuoyu, bundan önce de benzer sahnelere tanıklık etti. Bu çerçevede, 11 Eylül saldırısından sonra yapılan ilk filmlerden biri Kasım 2004’te Amsterdam’da sokak ortasında öldürülen Theo van Gogh tarafından yapılan “Submission” idi. İslam’da kadınlara nasıl baskı yaptığının anlatıldığı filmin yönetmenin öldürülmesi ardından sadece Hollanda’da değil Avrupa genelinde fikir ve düşünce özgürlüğü üzerinden yoğun bir tartışma yapılmış, kimi yerlerce camiler ateşe verilmişti.

Keza bir yıl sonra bu kez ABD kaynakları Guantanamo Üssü’nde ABD’li askerlerin Kuran-i Kerim’i tuvalete attğını basına sızdırmış, ardından yine İslam dünyasında büyük bir protesto hareketi başlamış, insanlar hayatını kaybetmişti. Sadece Afganistan’da bu olay nedeniyle gerçekleştirilen protestolar yüzünden 16 kişi hayatını kaybetti.

Denilebilir ki, Müslümanların kutsal değerlerine hakaret bazında dozaj, 2005 yılında Danimarka’da bir gazetenin Hz. Muhammed’in karikatürlerini yayınlamasıyla biraz da artırıldı. Protestolar, tepkiler, tehditler ardı ardına geldi. Karikatürleri çizen Kurt Westergaad yoğun tepki çekmesine rağmen, Almanya’da Başbakan Angela Merkel’in katıldığı bir törenle Düşünce Özgürlüğü Ödülü’ne layık görüldü. 2010 yılında da bir Danimarka gazetesi ikinci kez Hz. Muhammed’in karikatürlerini yayınlayarak provokasyonlar dizisini canlı tutmaya çalıştı.

Keza, 2006’da Papa 16. Benedikt’in Hz. Muhammed hakkında söyledikleri, 2009’da Hollanda’da sağcı Geert Wilders’in Fitne adıyla bir film yapıp, internette yayınlaması, yine 2009’da Schalke 04 takımının marşında “Hz. Muhammed’in futboldan anlamadığı”, 2010’da Facebook tarafından Hz. Muhammed karikatürleri yarışmasının başlatılması, 2011’de Andreas Breviek’in Norveç’te aynı mantıkla 77 kişiyi katletmesi, ABD’li papaz Terry Joens’in Kuran-i Kerim’i yakma eylemi düzenleyeceğini ilan etmesi, 2012’de ABD’li askerlerin Afganistan’daki üste Kuran-ı Kerim yakması ve şimdi de Müslümanların Masumiyeti…

Dikkat edilirse, 2004’ten bu yana her yıl, tekrarlanan bu film dünya genelinde Müslümanların kontrolsüz öfkesine neden olmuş, çok sayıda insanın hayatına mal olmuştur. En son Libya’nın Bingazi kentinde ABD Büyükelçisi ve üç görevlinin öldürülmesi, yapılanlara yeni bir halka eklemiş, şiddetin dozajı iyice yükselmiştir. Başka bir deyişle, Müslümanları provokasyona getirmek için yapılan tahriklerin dozajı ne kadar artırılıyorsa, karşılığında ortaya çıkan şiddet de o ölçüde artmakta.

Bu durum elbette tehlikeli bir gidişe işaret etmekte. Provokasyonların arkasında bugün şu yarın öbür ‘bazı densizler’ görünse de, dinler üzerinden bölünmüşlük ve gerilim yaratma siyasetinin asıl organizatörleri dünyayı yeniden paylaşma derdindeki büyük emperyalist güçlerden başkası değildir. 11 Eylül’den itibaren izlen bu politika ile bu türden provokasyonlar için fazlasıyla zemin hazırlanmış durumdadır.

Ancak, mevcut protestoları tek başına yapılan provokasyonlara karşı ani öfke olarak değerlendirmek yanlış olacaktır. ABD, son yıllarda İslam coğrafyasında yaptığı işgaller, katliamlar ve İsrail’e verdiği tam destekle zaten öfkeyi ve nefreti üzerine çekmiştir. Bu nedenle en küçük bir “hata”ya bile tahammül edilmemektedir. ABD kurumları, temsilcilikleri ve vatandaşlarının İslam coğrafyasında açıktan hedef haline gelmesini tek başına din “Müslümanların Masumiyeti”yle açıklamak doğru değildir.

 

ASIL BÖLÜNME DİNDE DEĞİL…

Hem filmler/karikatürler hem de bunlara gösterilen tepkilere bakıldığında, farklı inançlardan emekçilerin “dinler çatışması” üzerinden bölme siyasetinin diri tutulmak istendiği açıktır. Özellikle de tepkilerin örgütlendiği coğrafyaya bakıldığında, halkın büyük bir bölümünün açlık, işsizlik, yoksullukla karşı karşıya olduğu, bu durum karşısında içinde biriken öfkeyi bu yolla boşalttığı ya da boşaltıldığı söylenebilir. Hatta, İslam ülkelerinde, tıpkı en son büyük gösterilerin olduğu Pakistan’da olduğu gibi, hükümetlerin bilinçli olarak kitlelerin öfkesini bu yöne kanalize ettiği anlaşılıyor. Böylece de sosyal sorunların üzeri örtülerek, geniş kitleler “dinimize saldırıyorlar” anlayışı üzerinden yeniden yedekleniyor.

Hıristiyan dünyasında ise, yapılan gösterilerdeki “barbarlıktan” söz edilerek, düşünce ve fikir özgürlüğüne tahammülsüzlükten dem vurularak, adeta filmlerin/karikatürlerin ne kadar haklı olduğunun propagandası yapılıyor.

Kısacası, hem dinci gericilik hem emperyalist güçler bu çatışma ve gerilim siyasetinden beslenmeye, güç toplamaya ve hedeflerine zemin hazırlamaya çalışmaktadırlar.

Buna verilecek yanıt elbette, farklı uluslardan ve inançlardan insanlar arasındaki asıl bölünmenin “inanç üzerinden” olmadığını, olmaması gerektiğini dile getirerek, üzeri örtülmeye çalışılan sosyal sorunlara dikkat çekmektir.

Bu yapılmadığı takdirde egemen güçler ve gerici akımlar insanlığı ve emekçileri  “dinler çatışması” üzerinden kutuplaştırmaya devam edecekler.

Bu türden filmlerin  “vizondan kalkması”nın  güvencesi, hangi dinden ya da etnik kökenden olursa olsun, sorunları, geleceği ve çıkarları ortak olan emekçilerin birliği ve kendi kurtuluşları için vereceği mücadeledir.

 YÜCEL ÖZDEMİR

 

 

Provokasyonlardan nemalanlar

 

Açıktır ki; ABD ve Batı Avrupa merkezli olarak Müslümanların kursal değerlerine yönelik yapılan provokasyonlar hem bu kıtalarda, hem de İslam dünyasında bazı kesimlerin de işine yaramaktadır.

ABD ve Avrupa’da ırkçı-faşist akımlar son yıllarda güç toplayabilmek için İslam ve cami düşmanlığının politikalarının merkezine koyarak güç topladılar, önemli mesafeler kat ettiler. Pek çok ülkede bu akımlar ulusal parlamentolara girdiler, hükümet ortağı oldular.

İslam coğrafyasında ise radikal dinci İslami akımlar provokasyonları adeta avuç ovuşturarak karşıladılar ve bundan sonra da karşılayacaklardır. İslam’a, peygambere, Kuran’a sahip çıkma adına şiddet içerikli eylemler düzenleyen, cinayetler işleyen bu adımların yaptıkları, ABD ve Batı Avrupa’da Müslüman ülkelerden gelen göçmenlere karşı daha fazla önyargıların oluşmasını sağladılar.

Bu türden provokasyonlar özellikle Müslümanlar ile Hıristiyanların birlikte yaşadığı coğrafyaları çok daha derinden etkileme özelliğine sahip.

Bu nedenle, İslam coğrafyasında, büyük olasılıkla üzerinde tartışma yürütülen filmleri karikatürleri büyük bir olasılıkla hiç görmeyen bu kesimler bindirilmiş kıtalar halinden sokağa çıkıp şiddete başvurmaktadırlar.

Bu davranış biçimi İslam’a yarardan çok zarar verdiği açıktır. Bu nedenle İslam inancından olanların yapılan provokasyonlara gelmeden, akli selim bir şekilde tepkilerine ortaya koymaları en doğru olanıdır. (YH)

 

 

 

Oyuncusu da filme dava açtı

 

 

YouTube’da yayınlandığı andan itibaren tüm Müslüman ülkelerde şiddetli protesto eylemlerine neden olan ‚Müslümanların Masumiyeti‘ adlı filmin oyuncularından Cindy Lee Garcia, söz konusu filmin yönetmeni ve yapımcı şirket aleyhinde dava açtı.

14 dakikalık fragman görüntülerinin internet ortamında yayınlandığı günden itibaren hem kendi hem de ailesinin tehdit telefonları aldığını belirten Cindy Lee Garcia, aynı zamanda fragmanın video paylaşım sitelerinden kaldırılması için de şikâyette bulundu.

Filmin aktrislerinden Garcia, kendisine verilen senaryoda ne Hz. Muhammed, ne de dini herhangi bir bölüm yer almadığını, bir oyuncu olarak alenen kandırıldığını iddia ediyor.

„Mesleki itibarının sona erdiğini“ söyleyen Cindy Lee Garcia, aldığı ölüm tehditleri yüzünden hayatından endişe duyuyor. (YH)

 

Provokasyon kronolojisi

 

Kasım 2004: Theo van Gogh çektiği İslam karşıtı film nedeniyle Amsterdam’da öldürüldü.

Mayıs 2005: Newsweek dergisi Guantanamo üssünde Kuran-i Kerim’in tuvalete atıldığını yazdı.

Eylül 2005: Danimarka’da yayınlanan Jyllands-Posten gazetesi Hz. Muhammed’in karikatürlerini yayınladı.

Eylül 2006: Papa 16. Benedikt Regensburg’da katıldığı bir toplantıda “Hıristiyanlık’ta Tanrı ve akıl arasında ayrılmaz bir bağ var. İslam’da Tanrı o kadar soyut ki akıl ile Tanrı arasında bu bağ yok. İslami cihad akla ve Tanrı’ya karşıdır“ dedi.

Mart 2009: Sağcı Geert Wilders, Fitne isimli İslam düşmanı filmi internete koydu.

2010: Faceboock, Hz. Muhammet karikatürleri yarışması açtı.

Mart 2011: ABD’li papaz Terry Jones, Kuran’ı yakacağını açıkladı.

Temmuz 2011: Andreas Breviek Oslo merkezinde ve Utoya adasında Avrupa’yı İslam’dan ve Marksizm’den kurtarma adına 77 kişi katletti.

Şubat 2012: ABD askerleri Afganistan’da Kuran-i Kerim’i yaktı.

Eylül 2012: Müslümanların Masumiyeti internet üzerinden yayınlandı.