NSU soruşturması neden aydınlatılmıyor?

8’i Türkiye kökenli olmak üzere 9 göçmeni ve bir Alman polisi öldüren faşist Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü’ne (NSU) yönelik bir yılı aşkın bir süredir devam eden soruşturma ciddi bir sonuç doğurmazken, devlet görevlileri ve ırkçı örgüt arasındaki şaibeli ilişkiler zincirine adeta her gün yeni bir halka ekleniyor.

 

Yaklaşık bir yıl önce, 4 Kasım 2011’de Eisenach’ta yapılan bir banka soygunundan sonra Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt adlı Neonazilerin bir karavanın içinde ölü bulunmasından sonra, 8’i Türkiye, biri Yunanistan kökenli olmak üzere 9 göçmen esnafın ve bir Alman polisin Nasyonalsosyalist Yeraltı Örgütü (NSU) tarafından katledildiği ortaya çıkmıştı.

Her iki Neonazi ile aynı hücrede bulunan Beate Zschäpe’nin teslim olmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni bağlantı, bilgi ve bulgular, Almanya’da devletin Neonazi örgütlerle gerçek anlamda hesaplaşıp hesaplaşmayacağı sorusunu gündeme getirmişti.

Aradan geçen bir yıllık zaman diliminde olup bitenlere bakıldığında devletin cinayetleri işleyen ırkçı örgütün bütün bağlantılarını ortaya çıkarıp yargı önüne çıkarmaktan çok, ortaya çıkan her yeni bilginin üzerini örtmek için yoğun bir çaba içerisinde olduğunu gösteriyor.

 

BİR AJAN DA BERLİN’DE ÇIKTI

Bu yöndeki yeni bir skandal Berlin’de ortaya çıktı. Faşist NSU ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle polis tarafından daha önce gözaltına alınan ve serbest bırakılan Thomas Starke’nin 10 yıl boyunca Eyalet Kriminal Dairesi’ne (LKA) ajanlık yaptığı tespit edildi. Faşist Starke, polise verdiği ifadede göçmen esnafları katleden Neonazilere bomba taşıdığını kabul etti.

Ancak bütün bunlara rağmen, Eyalet İçişleri Senatörü Frank Henkel (CDU), Skarke’nin devletin ajanı olduğu konusunda ne eyalet ne de federal çapta kurulan Araştırma Komisyonu’na bilgi vermeye yanaştı. Halbuki, Henkel Federal Savcılık ile yaptığı görüşmede Starke’nin ajan olduğunu kabul etmişti. Savcılığa yakın kaynaklar tarafından basına yansıtılan bilgilere göre Berlin Eyalet Kriminal Dairesi tarafından faşist Starke hakkında tutulan dosyaların bir bölümünün kaybedildiği sanılıyor.

Eyalet Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadede bütün bilgileri verdiğini söyleyen Henkel’in gerçekte ise tam tersini yaparak var olan bilgileri sakladığı ileri sürülüyor.

Basında yer alan bilgilere göre devlet ajanı olarak Starke, 16 Kasım 2000-7 Ocak 2011 tarihleri arasında NSU ile yakın işbirliği içinde oldu. Starke’nin emniyetteki ajanlık dosya numarası ise “VP 562” olarak açıklandı.

Neonazilerin cinayet işlediği yıllarda onlarla yakın bağlantı içerisinde olan Starke’nin resmi kayıtlara göre tam 38 buluşma gerçekleştirildiği de kaydedildi.

Verilen bilgilere göre, Federal Savcılık’ın girişimlerinden sonra Berlin İçişleri Senatörü Henkel’in, ilk olarak Mart 2012’de Starke’nin ajan olduğunu kabul ettiği dile getiriliyor. Bu tarihe kadar kabul edilmemesi ise dosyaların olmamasıyla gerekçelendiriliyor!.

Emniyet Müdür Yardımcısı Margereta Koppers ise, Thomas Starke’nin 2000 yılında polis teşkilatına muhbirlik yapmaya başladığını ve muhbirin verdiği bilgilerin ilgili birimlere aktarıldığını söyledi. Koppers, muhbirden bilgi alan memurların bazılarının bugün emekliye ayrıldığını bazılarının ise başka birimlerde çalıştığını söyledi.

 

HERKESİN BİLDİĞİ BİR AJAN

Bugün NSU’ya bombalar taşıdığı ortaya çıkar Thomas Starke, daha önce de ırkçı müzik grubu Landser’in izlenmesi için ajan olarak kullanılmış. Ayrıca, Görtliz”de savcılıkla yakın işbirliği içinde olmuş. Berlin Savcılığı da, Şubat 2002-Mayıs 2005 tarihleri arasında faşist Starke’ye güvenilir kişi olarak ilan etti.

Neonazi gruplar içinde aktif olan Starke hakkında 2005 yılında Federal Kriminal Dairesi tarafından halk arasında nefret yarattığı gerekçesiyle bir çok kez ceza davası açılmış. En son Federal Kriminal Dairesi, Starke hakkında 2005 yılında suç duyurusunda  bulunmuş ve ardından cezalandırılmış. Bunca cezanın bilinmesine rağmen, Berlin Kriminal Dairesi, bütün olaylar ve bağlantılar ortaya çıktıktan sonra Starke’nin ajanlığına 7 Ocak 2011’de son vermiş!

 

BÜTÜN SORULAR AÇIKLIĞA KAVUŞTURULSUN

Hem federal hem de eyalet çapta muhalefet partileri, Berlin İçişleri Senatörü Henkel’in Starke hakkındaki dosyaları Federal Savcılık’tan ve Araştırma Komisyonu’ndan saklamasına tepki göstererek istifa etmesini istediler. Ancak, Henkel istifa etmeyeceğini açıklamakla yetindi. Böylece, devletin güvenlik birimleriyle Neonaziler arasındaki bağın daha fazla aydınlatılmasının önüne geçti.

 

AJANLAR-POLİSLER-IRKÇILAR

NSU’nun göçmen esnafları katletmesinin ortaya çıkmasından bu yana sürekli cinayeti işleyenlerle istihbarat örgütü elemanları arasında yakın bir ilişkinin olduğu dikkat çekiyor. Hatta, tıpkı Kassel’de olduğu gibi, cinayetler işlendiği sırada devletin ajanlarının olay mahallinde olduğu da biliniyor. Sürekli gizlenen bilgi ve belgeler, kaybolan dosyalar da göz önünde bulundurulduğunda, ister istemez NSU’lu katillerin de devletin birer ajanı olup olmadığı sorusu akla geliyor. Dahası, sanki “gizli bir el”, işlenen cinayetlerin arkasında kimlerin olduğunun ortaya çıkmaması için ciddi bir faaliyet içinde. Bu nedenle, son bir yıl içinde olup bitenler ırkçı terörün ortaya çıkarılmasından çok, üzerinin örtülmesi için çaba harcandığını gösteriyor.

 

 

Askeri istihbarat da dosyayı kaybetti

 

Daha önce Federal Anayasayı Koruma Örgütü (BfV) tarafından ırkçı cinayetleri işlediği saptanan katiller hakkında tutulan dosyanın kaybolmasından sonra bu kez de Askeri İstihbarat Dairesi (MAD) tarafından Uwe Mundlos hakkında tutulan dosyanın kaybolduğu ortaya çıktı.

Cinayetleri Araştırma Komisyonu üyeleri tarafından verilen bölgeye göre Mundlos, 1995’te askerlik yaptığı sırada aşırı sağcı, Neonazi aktivelerde bulunduğu gerekçesiyle hakkında dosya tutuldu ancak bu bilgiler cinayetlerin ortaya çıkmasının ardından kaybedildi.

Komisyon üyesi Hans Christian Ströbele yaptığı açıklamada, MAD tarafından tutulan dosyayı talep ettiklerini, ancak bu dosyanın da kaybedildiği bilgisini aldıklarını söyledi.

Daha önce hükümetin ve eyalet istihbarat örgütlerinin de dosyadan haberdar olduğunu söyleyen Ströbele, yaz tatili sırasında dosyanın yok edildiğini belirtti. Komisyon üyesi Petra Pau da (Sol Parti) kendilerinin aldatıldığını ifade etti.

Vekiller tarafından verilen bilgiye göre MAD, Mundlos’a birlikte çalışma teklifinde bulundu. (YH)

 

 

Merkezi veri sistemi işe yarayacak mı?

 

2000-2007 yılları arasında işlenen ırkçı seri cinayetler olayının ortaya çıkmasından sonra, ırkçılara karşı mücadele iddiasıyla ırkçı faaliyetlere karışanlara ait bilgilerin toplanacağı merkezi bir veri sistemi oluşturuldu. Federal İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich tarafından başlatılan yeni sistemle, devletin farklı güvenlik birimlerinin verileri kolay bir şekilde paylaşması hedefleniyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Friedrich, “Burada atılan ilk adım, her kurumun kendi içindeki çalışmalarının iyileştirilmesi. İkinci adım ise kurumlar arası işbirliği. Bunu bilgi ağlarının oluşturulması takip ediyor. Bu, modern teknolojik imkanların kullanılarak, işbirliğinin desteklenmesi anlamına geliyor. Bugün burada start verdiğimiz sistem de teknolojik olanaklardan yararlanılarak, 36 kurumun sahip olduğu bilgilerin tek bir merkezde toplanmasını ve böylelikle aşırı sağcılıkla mücadele edilmesini sağlıyor” dedi.

Veri merkezinde, şiddet eğilimli aşırı sağcılara ilişkin sadece kimlik bilgileri yer alıyor. Daha fazla bilgiye ihtiyaç duyulduğu takdirde, ilgili kuruma başvuruda bulunulması öngörülüyor. (YH)