Köln-Ford’da kısa çalışma ve düşündürdükleri

Son yıllarda “filanca firma kapanıyormuş, kriz varmış işçi çıkaracakmış, kısa çalışmaya gidiyormuş” türü haberlerle sıkça karşılaşıyoruz. Özellikle otomobil sektöründe aşırı üretim ve rekabetin krizlere yol açacağı defalarca yazıldı. Bu gerçekle birlikte bu tür haberlerin patronların işine yaradığı, ekmeğine yağ sürdüğü de başka bir gerçek. İşyerini, iş kariyerini kaybetme korkusuyla çalışanlar, bırak başkasının hakkını aramayı kendi hakkını bile arayamaz duruma düşürülüyor. Opel’de yaşanan örnek gibi; medya “ha kapandı ha kapanıyor” diye yıllardır bu konuyu işliyor.

Sermayenin bunca saldırıları karşısında sokaklarda yeterince kitlesel tepki göremiyorsak, duyarlılık toplumda giderek azalıyorsa, bu sessizliğin altında yatan nedenlerden bir tanesi de bu tür haberlerin toplumdaki psikolojik etkisidir.

Köln-Ford fabrikasıyla ilgili de son aylarda aynı haberlerle karşılaşıyoruz.

 

KÖLN-FORD’DA DURUM NEDİR?

2011 yılını kârla kapatan Ford Avrupa ne oldu da 2012 yılının ortasında kısa çalışmaya gitti. 2012 yılına gelmeden bir önceki yıllara baktığımızda aşırı mesailerle yoğun bir üretim süreci yaşandığını ve bunun sonucunda da doğal olarak planlanan sayının üzerinde bir araba üretimi gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz.

Üç vardiya günlük 1800 araba üretiliyordu. 2012 yılı itibariyle bu sayının aşağı çekildiği söylense de halen eski tempo üretim devam etmektedir. Ayrıca Temmuz 2012 tarihinde „Fusion“ modelinin üretimi durduruldu.  Şu an sadece “Fiesta” modeli üretilmekte.

 

O ZAMAN BU KISA ÇALIŞMA NERDEN ÇIKTI?

2012 yılının ilk çeyreğine gelindiğinde firma, araba satışlarının düştüğünü gerekçe göstererek kısa çalışmaya gideceğini duyurdu ve Nisan ayında İşyeri İşçi Temsilciliği (BR) ile antlaşma imzaladı. Bu anlaşmaya göre karoseri ve araba montaj bölümlerinde Mayıs, Haziran ve izin sonrası Eylül, Ekim aylarında her ay 4 gün olmak üzere toplam 16 gün kısa çalışma planlandı.

Fakat bir taraftan bu kısa çalışma planları yapılırken diğer taraftan da daha önceden planlanmış toplu izinler iptal edildi, hatta kısa çalışmanın arifesinde mesai verilerek hafta sonu bir kısım işçiler çalıştırıldı. Sonra Haziran ayında planlanan 4 gün kısa çalışma 3 güne düşürüldü. İzin sonrası Eylül ayı için planlanmış 4 gün yine 1 gün iptal edilerek 3 güne düşürüldü ve Ekim ayı için planlanan 4 gün tamamen iptal edildi. Kısacası yapılan anlaşma ve plan dört ay içinde dört defa değiştirildi.

Eğer işveren bu ay 4 gün mü 3 gün mü kısa çalışma yapalım kararsızlığı içindeyse, günlük üretimde azalma yoksa mesailer devam ediyorsa ve hatta kısa çalışmanın yapıldığı gün bir kısım işçiler işe çağrılıp çalıştırılıyorsa bu nasıl bir kısa çalışma, bu nasıl bir kriz?

Bu sorunun cevabını da başka yerde aramak gerekir. Bilindiği gibi 2009 yılında Merkel ve sağ koalisyon hükümeti diğer yasa değişikliklerinde olduğu gibi (bkz. Yeni Hayat, sayı 75) kısa çalışma yasasını da işverenler lehine esnekleştirdi. İşte Ford patronları da üretimdeki fazlalığı göz önüne alarak „bu yasadan nasıl yararlanırım, nasıl tasarruf ederim“ hesabının peşindedir. Yani „bir taşla iki kuşu nasıl vururum“ hesabını yapmakta. Bu durumda zarara uğrayan yine işçilerdir, devlet kasasından işverenlere ödenen bu paralarla dolaylı olarak tüm çalışanlardır.

Sonuç olarak bu yazıdan ‚otomobil sektöründe kriz yok‘ anlamı çıkarılmamalı. Aşırı üretim ve otomobil firmaları arasındaki rekabet, en önemlisi de işsizliğin ve yoksulluğun giderek arttığı dünyamızda krizler kaçınılmaz. Karşı çıkılması gerekense, krizin faturasının çalışanlara kesilmesidir!

 

Mehmet Aras

Ford Köln/Sendika Temsilcisi