Mücadelede daha ısrarlı ve iddialı olunmalı

Mücadeleci sendikacılar, örgüt temsilcileri 22/23 Eylül’de Frankfurt’ta Sendikal Politikalar Kurultayı’nda bir araya geldiler. Almanya’da sendikal mücadeleyi güçlendirmek için çalışmaları daha koordineli sürdürme kararının yanı sıra değişik talepler için kampanyalar örgütleme kararı alındı. Kurultaya katılan Sol Parti Başkanı Bernd Riexinger, “Mücadelenin işyerlerinde örgütlenmesi gerçeği bilinmeli” dedi.

22 ve 23 Eylül’de Frankfurt’ta düzenlenen Sendikal Politikalar Kurultayı’na ilgi yoğundu. Almanya genelinde çağrısı yapılan kurultaya değişik sendikalardan yüzden fazla mücadeleci sendikacı ve örgüt temsilcisi katıldı. Sol Sendikacılar İnisiyatifi’nin (SSİ) girişimiyle ve Sol Parti ile DKP’nin işyeri-sendika komisyonlarının yanı sıra değişik sendikal platformların ve örgütlerin desteğiyle düzenlenen kurultay, katılımcılar tarafından “uzun bir aradan sonra atılan bir ilk adım” olarak değerlendirildi.

 

“ALMANYA’DAKİ SESSİZLİĞİ BOZALIM”

Kurultayın açılışını yapan Ver.di Sekreteri Hans Kroha, “Krizin yükü Avrupalı işçi ve emekçilerin sırtına yıkıldıktan sonra şimdi de Euro’yu kurtarmanın faturası yine işçi ve emekçilere çıkartılıyor” dedi.

Emekçilerin bu saldırıları her yerde sessizce sineye çekmediğini söyleyen Kroha, “Yunanistan, Portekiz, Belçika, İngiltere, İtalya ve İspanya’da milyonlarca emekçi alanlara çıkarak, genel grevler düzenleyerek ücretlerin ve sosyal kazanımların gasp edilmesine karşı mücadele ettiler ve bu mücadelelerini sürdürüyorlar” dedi.

Almanya’da böylesine güçlü bir hareketten söz etmenin mümkün olmadığını söyleyen Kroha, “Burada da gösteriler düzenlendi, eylemler yapıldı. Fakat diğer ülkelerde olduğu gibi Almanya’da da sendikaların, işçi hareketinin, gösterilerin dinamiği olduğunu söylemek mümkün değil” dedi.

Geride bıraktığımız dönemde IG Metall ve Ver.di sendikasının TİS süreçlerine dikkat çeken Kroha, “Almanya’nın en büyük iki sendikasının toplusözleşme görüşmelerinin  aynı döneme denk gelmesi, saldırılara karşı mücadeleyi ve uluslararası dayanışmayı güçlendirmek için önemli fırsattı. Ama sendika yönetimleri bu fırsatı değerlendirmek  bir yana Avrupa çapında devam eden saldırılara destek veren bir tutum içine girdiler. Bir tarafta Avrupa sendikalarının saldırılara karşı mücadele çağrılarına destek veren açıklamalar yapan sendika yönetimleri diğer taraftan da  tasarruf politikalarının uygulanması için çağrılar yaptılar” dedi.

Sendikal Politikalar Kurultayı’nı Almanya’da hakim olan sessizliği bozmanın bir adımı olarak düzenlediklerini söyleyen Kroha, “Mücadeleyi yükseltmek bizim elimizde, bunun için gündemde olan acil sorunlar etrafında birleşmeliyiz” dedi. Kroha acil sorunlar olarak Avrupa İstikrar Pakt’ına karşı mücadele olduğu gibi kiralık ve taşeron işçiliğin yasaklanması, çalışma sürelerinin kısaltılması, reel ücretlerin yükseltilmesi taleplerini öne çıkardı.

 

“KRİZDEN FAZLA SÖZ EDİLİYOR”

Daha sonra değişik örgüt temsilcileri ve sendikal platformlar kısaca sendikal alandaki çalışmaları hakkında bilgi verdiler. Yapılan konuşmalarda dikkat çeken en önemli yan ise temsilcilerin istisnasız hepsinin ortak çalışmanın güçlendirilmesinden yana aldıkları tutum oldu.

Daha sonra kurultaya konuşmacı olarak çağrılan Prof. Frank Deppe, “Kriz döneminde sendikal politikalar” başlıklı sunumunu yaptı. Herkesin krizden söz ettiğine dikkat çekerek konuşmasına başlayan Deppe, “Ben tabi ki ciddi kriz analizine karşı değilim ve bunun yapılması da gerekiyor. Fakat herkes o kadar çok krizden söz ediyor ki kimin ne dediği, kimin neyi amaçladığı karışıyor, belli olmuyor” dedi.

Kriz analizlerinde enflasyon yaşandığını söyleyen Deppe, “Ama bu duruma müdahale, bu durumu değiştirme ve sendikal mücadeleyi örgütleme konusunda benzeri bir tutumdan söz etmek mümkün değil” dedi. “Dikkat ederseniz bu analizlerde kriz hiç bitmiyor, buna bağlı olarak alınan ve alınması gereken önlemlerde bitmiyor, sonu gelmiyor. Alınan her önlem sonrasında sürekli yeni bir analiz ve yeni önlemler gündeme geliyor” diye konuşmasını sürdüren Deppe, “İlginç bir durum da var ki oda solculardan önce gerici kesimlerin sistem sorununu gündeme getirmeleridir. FAZ gibi gazetelerde kriz süreci değerlendiriliyor ve sistem sorunu gündeme getiriliyor ve sonu bilinen –kapitalizmin yenilenmesinin talep edildi- bir tartışma başlatıyor. Oysa Karl Marks, örneğin ‘Louis Bonaparte’in 18. Brumaire’i’ isimli değerli eserinde sistem sorununun nasıl gündeme geldiği daha ön sözde belirtiyor. Proleter devrimlerin, sınıfların ekonomik durumlarının gelişme derecesi ile, bu gelişme derecesinden doğan üretim biçimleri ve değişim biçimleri ile belirlendiğine ilişkin yasayı Marx bulmuştur” dedi.

Sol, sosyalist sendikacıların sendikalardaki tartışmalara daha aktif katılmaları, eleştiri ve önerilerini daha belirgin ifade etmeleri gerektiğini söyleyen Deppe, “Sendikalar kriz döneminde çok ciddi bir korporatist tutum sergilediler, belki buna kriz korporatizmi demek daha doğru olacak. Fakat şimdi, 2009’un ortalarından bu yana, Alman sermayesinin dayandığı ve faydalandığı birçok faktör giderek eriyor ve yok oluyor. Eğer bu veya şu düzeyde bir değişim isteniyorsa o zaman kendimizden başlayacağız; neyi, nasıl ve ne zaman öne çıkaracağız, hangi tartışmalara sessiz kalmayacağız. Bence örneğin sendikaların sürdürdüğü ‘iyi iş’ (“Gute Arbeit”) kampanyası iyi bir fırsattır. İyi iş nasıl olmalı, neleri içermeli sorularını sormaya başladığımızda gerçekten de kısa sürede sistemin sınırlarına dayanılacaktır. Demek istediğim sistem sorununu sürekli sözde ifade etmek değil, sürdürülen faaliyetle bunu pratikte yapmak gerekiyor. Eğer toplumsal ekonomik koşullar o olgunluğa eriştiyse bu zaten kendiliğinden gündeme gelecektir. Sistemin sınırlarını zorlayan faaliyet sürdürüldüğünde o zaman önemli bir fark şu olacaktır; bu tartışmanın gidişatını gericiler değil tabandakiler belirleyecektir” dedi.

 

“SOL SENDİKACILAR FABRİKALARA KÖK SALMALI”

SSİ’nin ve Stuttgart’taki “Sendikaların Gelecek Forumu”nun kurucusu olan ve uzun yıllar HBV ve daha sonra ver.di Sendikasının Stuttgart Şube sorumluğunu sürdüren ve son parti kongresinde Sol Parti (Die Linke) Başkanı görevine seçilen Bernd Riexinger, kurultayın merakla beklenen konuşmacılarındandı.

Alman Sendikalar Birliği (DGB) ve ona bağlı sendikaların kriz politikalarını eleştiren Riexinger, “son dönem imzalanan sözleşmelerde ücret artışının biraz daha fazla olması, sendikaların içinde bulundukları durumun da değiştiği anlamına gelmiyor. Aşağıdan yukarıya doğru devam eden dağılıma karşı yapılanlar çok yetersiz. Alman sermayesinin durumuyla Güney Avrupa’daki çalışanların durumu arasında bağlantı kurulmaması, bunun görmezden gelinmesi kabul edilecek bir durum değildir” dedi.

SSİ’nin de yetersiz kaldığına dikkat çeken Riexinger, “Sorunu sadece sendika yönetimlerinin tutumuyla açıklamaya kalkarsak ilerleyemeyiz. Bu durumun aynı zamanda sendikaların içinde faaliyet yürüten sol kesimin zayıflığı ile de ilgili olduğunu görmeliyiz” dedi. Geçmiş yıllarda bölgesel ve fabrikalar temelinde ağlar oluşturmanın başarılmadığını söyleyen Riexinger, “Eğer önümüzdeki dönem bunu başaramazsak sol sendikacılar giderek anlamsızlaşacaktırlar. SSİ yeni kesimlere buluşmak için kapılarını açmalı, gençleri saflarına çekmek için daha fazla çaba göstermeli, burada gördüğüm kadarıyla gençlerin sayısında gözle görülür bir artış var” dedi.

SSİ’nin çalışmalarının 2003 yılında doruk noktasına ulaştığını söyleyen Riexinger, “DGB’nin bütün engellemelerine ve diğer sendikaların görmezden gelme tutumlarına rağmen 100 binden fazla insanı Berlin’e taşıyabildik. O zaman gelişmekte olan hoşnutsuzluğa –hem sendikalar içindeki hoşnutsuzluğa hem de toplumsal hoşnutsuzluğa- bir platform sunabildik. Ama bugün bundan çok uzağız. SSİ  mutlaka olmalı, böyle bir oluşuma ihtiyaç var. Fakat SSİ olarak yeniden bir rol oynamak istiyorsak o zaman özellikle fabrikalara,  diğer iş merkezlerine ve bunun üzerinden bölgelere kök salmalıyız. Aksi takdirde işlevimizi yerine getiremeyiz. Ayrıca şunu da belirtmekte fayda var; SSİ yedekteki bir sendika değildir ve hiçbir zaman da böyle olmayacaktır. Onun görevi belirli tartışmaları sendikalara taşıyarak sendikaların ilerlemesine katkı sunmaktır” dedi.

 

SOMUT TALEPLER ETRAFINDA MÜCADELEYE

İlk gün yapılan konuşmalar ve ardından gerçekleşen tartışmalarla sona erdi. Sendikal kurultayın ikinci gününde ise “çalışma sürelerinin kısaltılması”, “Güvencesiz işlerin engellenmesi – Kiralık işçiliğin yasaklanması”, “TİS politikasını geleceği”, “Grev hakkının geliştirilmesi” ve “Yeni kuşaklar – yeni yollar – yeni hedefler” başlıkları altında beş değişik çalışma grubunda sorunlar ele alında ve yönelimler belirlendi.

Buna göre SSİ ve kurultaya katılan diğer oluşumlar çalışma sürelerinin tam ücret ve personel karşılığı kısaltılması talebini tekrar sendikaların gündemine taşıma, yasal asgari ücret ve kiralık işçiliğin yasaklanması konusunda devam eden kampanyaların güçlendirilmesi için adımlar atacaklar.

Kapanışı yapan Daimler İşyeri Temsilcisi Christa Hourani, “Bu kurultay mücadeleci güçlerin bölünmüşlüğünü aşmak için atılmış bir ilk adımdı. Tartışmalarımızı ve sorunlarımızı aşmak için 27 Ekim günü Stuttgart’ta yeniden buluşacağız” dedi.

 

Serdar Derventli
SSİ-Sol Sendikacılar İnisiyatif ile ilişkiye geçmek ve daha fazla bilgi almak için: www.labournet.de/GewLinke/index.html

 

22/23 Eylül’de Frankfurt’ta Sendikal Politikalar Kurultayı toplandı

 

22/23 Eylül’de değişik sendikalardan mücadeleci sendikacılar Frankfurt’ta, Sendikal Politikalar Kurultayı’nda, sendikaların önünde duran güncel sorunları ve sendikaların kriz içindeki rolünü tartışmak için bir araya geldiler.

Sendikaların kriz içindeki rolünün bu kapsamda iki anlamı var: İlki, sorunun sadece kökü derinlere inen ekonomik kriz olmadığı, bu krizin aynı zamanda çevre, gıda vb. krizleri de içermektedir.

İkincisi ise, sendikaların kendilerinin de dünya genelinde olduğu gibi Almanya’da da krizde olmalarıdır; pratik olarak yapıcı güçleri zayıflaşmıştır. Son yirmi senedir sendikalarda yaşanan üye kaybının telafi edilmesi bir yana hala devam etmektedir.

Sendikaların zayıflamasının kuşkusuz nesnel ve toplumsal nedenler vardır (işçi sınıfının yapısında değişiklikler, büyük fabrikaların azalması, işyerlerinin bölünmesi vb gibi). Ancak bize göre sorun yıllardır uygulanan görmezden gelme ve çatışmalardan kaçınma politikaları olduğu gibi, yardımcı menajer (“Co-Management“) tutumudur. Sendikalar bu şekilde karşı güç olma pozisyonundan çok uzaklaştılar.

Bu durum özellikle aşağıdaki sorunlarda ortaya çıkıyor:

Euro krizi sorununda sendika yönetimlerinin, Güney Avrupa ülkelerinde Troyka’nın acımasız tasarruf politikalarına maruz kalan işçilerle açık ve net bir uluslararası dayanışmaya girmediklerini görüyoruz. Bunun yerine sendika yönetimleri tam da bu politikayı sürdüren ve keskinleştiren “İstikrar Antlaşmasını” imzalaması için Federal Parlamento Milletvekillerine çağırı yaptılar. Bu bizce bir skandaldır. Biz, Troyka politikalarına karşı geniş bir uluslararası dayanışmanın örgütlenmesi ve buna karşı mücadele edilmesi için harekete geçiyoruz ve Avrupa genelindeki eylem günlerine burada da en geniş katılımın olması için çaba harcayacağız.

Güvencesiz işlerin bütün sendikacılar için harekete geçme çağrısı olduğunu düşünüyoruz. Çünkü bu tür işler bütün emekçiler üzerinde tehdit ve baskı unsurudur. Özellikle işçi kiralanması imkânsız hale getirilmelidir ki, bu eşit işe, eşit ücret ve eşit uygulama (“Equal pay and equal treatment”) prensibiyle çok rahat gerçekleşebilir. Ancak sendika yönetimleri, kiralık işçiler için düzenlenen toplu iş sözleşmelerini imzalayarak bu prensibin altını oydular ve düşük ücretlere ve kiralık işçiliğe karşı mücadelenin politik inandırıcılığını yok ettiler. Kiralık işçiliğin yasaklaması için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Gerçek ücretlerin sürekli düşürülmesini durdurmak için mücadelemizi sürdüreceğiz ve dağılım sorununu yeniden ele alacağız. Bunu, sendika yönetimlerinden de bekliyoruz. Ne var ki, Ver.di ve IG Metall bu sene de TİS döneminde mücadeleci tutum sergileme, bu süreci (iki sendikacı açısından) birleştirme ve politik bir mücadeleye dönüştürme fırsatını değerlendirmediler. TİS süreçlerinde aktif bir TİS politikası için mücadele edeceğiz ve zenginlik ve yoksulluk sorununu toplumsal mücadelenin konusu yapmaya çalışacağız. Bunun için sistem sorununu gündeme getirmekten kaçınmayacağız.

Çalışma sürelerinin kısaltılmasını, işsizliğe ve eksik istihdama karşı mücadelede asıl araç olmasa da merkezi araçlardan biri olarak görüyoruz ve böylesi bir tutumu, sendika yönetimlerinden de bekliyoruz. Bunun basit olmadığının bilincindeyiz, ama buna karşın çalışma sürelerinin, tam ücret ve personel denkleştirilmesi kaydıyla, büyük adımlar atarak kısaltılmasını mücadelesini yeniden başlatılmasından yanayız ve sendikalar içinde bu yöndeki inisiyatifleri ilerletmek istiyoruz. Sadece çalışma sürelerinin yoğun bir şekilde kısaltılması ve bununla birlikte işsizlerin istihdamının zorlanmasıyla toplumsal güç dengeleri kalıcı olarak değişebilir.

Grev hakkı tehdit altındadır; değişik girişimlerin yanı sıra sermayenin örgütü BDA, yasa değişikliğiyle bu hakkı ciddi olarak sınırlandırmak istiyor. Bu konuda hiçbir sendika işbirliği yapamaz! Ve bu saldırıyı görmezden gelmek sorunları çözmez. Politik grev hakkı özellikle gelecekte daha fazla önem kazanacaktır ve bu hakkı ancak grev hakkımızı kullanarak elde edebiliriz; yani grevden kaçınarak değil, bu hakkımızı sıkça ve en büyük kararlılıkla kullanarak sağlayabiliriz.

Sendikalar gençlere daha açık yaklaşmalı ve sendikal çalışmaya aktif katılımlarını cesaretlendirmek için daha esnek olmalılar.

Sendikal Politikalar Kurultayı’na katılan örgütler, komisyonlar ve iletişim ağları istisnasız hepsi ortak çalışmayı güçlendirme yönünde karar aldılar. Bunun için önümüzdeki dönemki girişimlerimizi aramızda paylaşacağız ki, bu girişimlerimiz etkili bir şekilde ilerleyebilsin. Bunun için sendikalara taşıyacağımız değişik kampanyalar için bir araya geleceğiz. Kiralık işçiliğin yasaklanması ve 10 Euro düzeyinde, ücret vergisinden muaf bir asgari saat ücreti için sürdürülen kampanyaları destekliyoruz.

Kendilerini eleştirel, mücadeleci sendikacı olarak gören bütün grupları, örgütleri ve tek tek işçi arkadaşlarımızı, bizlerle ilişkiye geçmeye ve bizimle birlikte aktif sendikacıların geniş bir iletişim ağını kurmaya, egemen olan sessiz kalma politikasına karşı aktif bir karşı gücün oluşmasına katılmaya davet ediyoruz.

 

Frankfurt, 23. Aralık 2012