Savaş durumuna bir günde gelinmedi

 İhsan Çaralan

 

Böyle olacağı besbelliydi… Ama bugün ama yarın, ama top mermisi düşmesi ama başka türden bir bombayla ya da kurşunlarla… Çünkü artık Mısır’daki sağır sultan da duydu ki, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) denen şer koalisyonu içindeki terörist gruplar Türkiye’ye serbestçe girip çıktıkları gibi, bunlara Türkiye her desteği de veriyor. Dahası, Suriye’nin merkez bölgelerinde savaşı kaybeden ÖSO, Türkiye sınırı yakınlarındaki bölgelerde tutunmaya çalışıyor. Bu da ister istemez sınır bölgesini çatışma bölgesi haline getirmiş bulunuyor.
Bu gelişmeleri izleyen herkes, “Bir bomba ve top mermisi Akçakale ya da Türkiye’nin sınır bölgelerindeki yerleşim alanlarına düşebilir” diye uyarıyordu. Bunu bilmeyen herhalde sadece Akçakale Kaymakamı ve Urfa Valisi’ydi!
Nitekim olabilecek olanlardan biri oldu. Akçakale’ye düşen top mermisi 5 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının canını aldı; 13 kişiyi de yaraladı.
Bu top mermilerinin 5 kişiyi öldürmesine hükümetin yanıtı, Suriye’nin 16 noktasına top ateşi açmak ve Meclise yeni bir tezkere göndererek, Suriye’ye asker göndermek üzere yetki istemek oldu!
Tezkere’de “Hudut, şümul, miktar ve zamanı hükümetçe takdir ve tespit edilmek kaydıyla, TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesi ile bununla ilgili gerekli düzenlemeleri hükümet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için 1 yıl süreyle izin verilmesine,…” deniyor. CHP ve BDP’nin karşı olduğu “tezkere” AKP ve MHP’li vekillerin desteği ile Meclisten geçti.
Buraya elbette bir günde gelinmedi. Tersine Türkiye’nin Suriye’deki çatışmaları kışkırtan ve Esad rejiminin düşürülmesini Türkiye için tek tutum olarak açıkça ortaya koyması, bugüne gelen gerilimlerin arkasındaki dinamiktir. Ve gerilim bu aşamaya gelince de artık sınırdaki çatışmalara Türkiye’nin dahil olması kaçınılmaz görünüyordu. Dahası daha geçen hafta Davutoğlu, “Tampon bölge için savaşı göze alabiliriz” diyerek bu gerilimin geldiği boyutu ifade etmişti.
İki ülke arasındaki gerilim bu boyuta gelmişse, elbette çatışma, bilerek ya da bilmeyerek bu ülkelerin birbiri için askeri hedef haline gelmesi kaçınılmaz olur. Ve şimdi yaşananlar da bu “kaçınılmazlar”dan birisidir.
Ortaya çıkan bu durumdan Suriye muhalefeti ve ÖSO herhalde çok memnundur. Çünkü bunun bir adım sonrası askeri çatışmadır. Ve ÖSO, böyle bir çatışmanın çıkması için elinden ne gelirse yapacaktır. Çünkü Esad’ı devirmek için onların şimdi tek çıkış yolu Türkiye’nin Suriye’ye bir askeri müdahalesidir! Bu yüzden de sınır artık bu tür provokasyonlara açık hale gelmiştir.
Suriye ordusunun ve rejiminin şu anda en istemediği şey, Türkiye ve TSK ile çatışmaktır. Ama bakıyorsunuz basın ve siyaset dünyasındaki aklı başında denen birçok kişi, “Suriye rejimi Türkiye’yi kışkırtarak müdahale yapmasını istiyor” diyerek, Türkiye-Suriye çatışması için provokasyonlara dayanak sağlayan yorumlarla kamuoyunu yanıltıyor.
Dolayısıyla elbette Suriye rejimi kendi açısından bir çatışma çıkmaması için ne yapacaksa yapmalıdır ama Türkiye “angajman kurallarını” değiştirdikten sonra şimdi de Suriye’ye asker göndermek için hükümete yetki verilmesi Suriye’ye müdahale için ikinci bir tetik oluşturmak demektir.
Ve elbette AKP Hükümetinin “düşünmesi gereken” bir sorunu daha vardır. Ki o da, bu “Suriye tezkeresi”nin TBMM’nin çıkaracağı “ikinci tezkere” olmasıdır. (Diğeri de Irak’a asker göndermek üzere hazırlanan tezkeredir.) Yani Türkiye’nin Hükümeti, iki komşusuna karşı asker göndermek üzere Meclisten yetki alan bir hükümettir. Ki, doğrusu dünyada böyle başka bir hükümet var mıdır, bilmiyoruz!
Bu elbette ne hükümet ne de diplomasi için bir başarı değildir. Tersine böyle bir hükümet, bir kez daha, “Ben nasıl bir dış politika izliyorum ki iki komşuma (aslında İran’ı da eklemek gerekir) karşı asker gönderme yetkisi alıyorum?” diye düşünmelidir.
Açıktır ki bugün Türkiye’nin komşularıyla ve kendi Kürtleriyle barış en önemli gündem maddesidir. Bugün gerek Suriye ve Irak’la gelinen asker gönderme tezkeresi istemeye varan gelişmeler, gerekse Kürt sorununun çözümündeki açmaz hükümetin iç ve dış politikasını sorgulama, bu politikalara karşı mücadele etmeyi giderek daha da anlamlandırmaktadır. Dolayısıyla olup bitenin arkasındaki politikaları görmeden; “Yok bundan PKK sorumlu, yok şundan Irak Hükümeti, diğerinden de Suriye sorumlu, bizim hükümetimiz ise sütten çıkmış ak kaşık” tutumuyla sadece çatışmaya ve savaşa çanak tutulacağı da apaçıktır.
Şimdi iç ve dış politikada savaş politikalarına, savaş kışkırtıcılığına karşı mücadele, barış ve demokrasi taleplerini öne çıkarma zamanıdır.