Kürtler Ortadoğu’da değişimin anahtarı

Sevda Karaca

 

Halkların Demokratik Kongresi’nin ‘Halkların Adalet, Özgürlük Arayışları ve Müdahaleler’ başlığıyla gerçekleştirdiği Ortadoğu Konferansı, son bir buçuk yıldır süregiden mücadeleleriyle yeni bir dönemi başlatan halkların temsilcilerini bir araya getirdi. Konferansa 14 ülkeden 20’yi aşkın siyasetçi ve akademisyen katıldı.

20-21 Ekim’de Boğaziçi Üniversitesi Ayhan Şahenk Salonu’nda gerçekleştirilen konferansta yapılan konuşmalarda, Ortadoğu halklarının devam eden mücadelesinin programlı ve etkili bir müdahale ile başarıya ulaşacağına vurgu yapıldı. İlk oturumda “Arap Halk Hareketleri ve Mücadelelerin Geleceği, Ayaklanmalar, Arayışlar, Yıkılan Statükolar ve Uluslararası Güç Dengelerine Etkileri” başlığında Mısırlı, Tunuslu ve Faslı temsilciler konuştu.

İkinci oturumda ise Kürdistan Yurtseverler Birliği Temsilcisi ve Irak milletvekili Nermin Osman, Suriye Kürt Ulusal Konseyi Üyesi İssa Hassou, Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Yavuz Önen ve Halkların Demokratik Kongresi adına da milletvekili Sebahat Tuncel konuştu.

 

‘BİRLİK İÇİN DEMOKRATİK ÖZERKLİK’

Suriye Kürt Ulusal Konseyi üyesi İssa Hassou,  1. Dünya Savaşı sonrasında halkların kabul edemeyeceği bir sistem kurulduğunu, egemenlerin halkların mücadeleleri karşısına yeni Ortadoğu projeleriyle çıktığını ancak Ortadoğu halklarının ayaklanmalarla kendi projesini uygulamaya koyduğunu söyledi.

Suriye’de kendilerinin de halkların projesini uygulamaya çalıştıklarını anlatan Hassou,

“yeni sistemin idaresi halkın elinde olacak, herkesin temsil edildiği,  tüm etnik grup ve inançların iradesinin gözetildiği, eşit ve özgür bir halk birlikteliğinin yaratıldığı sistem için halkın projesi demokratik özerkliktir” dedi.

Suriye Komünist Partisi temsilcisi İnaam Al Masri Suriye’de 2000’li yıllara kadar ilerici ve demokrat güçlerin sosyal ve ekonomik programlarının etkili olduğunu belirtti. Esad hükümetinin Türkiye’yi örnek alarak AKP’nin ekonomi politikalarını dayattığını söyleyen Masri bununla birlikte kamu fabrikalarının özelleştirildiğini, sağlık ve eğitim alanından devletin elini çektiğini, yer altı kaynaklarının özelleştirildiğini, neoliberal politikaların halkı yoksul, Suriye’yi de müdahaleye açık hale getirdiğini söyledi. “Biz bu Türk modelinin ulusal birliğimizi yok edeceğini, bunun da ABD’nin bölgedeki çıkarlarına yarayacağını söylüyorduk” diyen Al Masri’ye göre  Türkiye Ortadoğu’da hamilik üstlenerek yakın durduğu yönetici kesimlerle bu politikaların uygulanmasına aracılık etti.

Irak milletvekili Nermin Osman, “Bölgede demokrasiye giden sürecin bütün Kürt halkının kendi haklarını alması için bir süreç olacağını düşünüyoruz. Tabi ki, devrim süreçlerinde dış müdahaleyi doğru bulmuyoruz. Bizler Kuzey Irak’ta neden ABD’den yardım aldık? Çünkü Arap dünyasından da, başka halklardan da yardım istedik Saddam’dan kurtulmak, zulümden kurtulmak için ama kimse bizim sesimizi duymadı. AB’ye, Rusya’ya gittik, Çin’e gittik, BM’ye gittik. Biz kazandık, ondan sonra sözümüzü dinlediler. Onların söylediği her şeyi yapmayacağımız kesin. Ancak bunun için  birleşmemiz gerek. Bizler örgütlenmediğimiz müddetçe bağırmaya devam edeceğiz, onlar kendi planlarını uygulayacak, biz de onların söylediği her şeyi yapmak zorunda kalacağız” dedi.

Halkların Demokratik Kongresi adına sunum yapan Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Türkiye’nin bugün bölgede tarafını çatışma ve savaştan yana seçmesinin geçmişte Arap dünyasına kan kusturan statükonun yeniden oluşturulmasında pay kapma anlayışından kaynaklandığını tarihsel örnekleriyle anlattı. (İstanbul/YH)

 

Tüzel: Halkların Ortadoğu’su için mücadele ediyoruz

HDK İstanbul Milletvekili Levent Tüzel, konferansta yaptığı konuşmada, 2002 yılında iktidara gelen AKP’nin bugün bir projenin ürünü olduğunu daha iyi görüyoruz. Ortadoğu’daki planın yürütücüsü olmak açısından ılımlı İslam rol modeli olmak ve bölgeyi biçimlendirmek için Türkiye’nin AKPsi diğer ülkelerde de kurulmuş. Mücadelenin dinamikleri içerisinde Kürt halkının ortak bir yaşam iradesi bizim önemli bir dayanağımız. Bunu Türkiye’nin emekçileri, ezilenleri, kadınları, gençleri çevrecileriyle buluşturmak bizim görevimiz. HDK bunun adı olacak” dedi. “‘Ortadoğu’nun lideri olacağız’ diyenlerin karşısında biz de seyirci kalmayacağız. Emperyalistlerin ve işbirlikçilerin değil, halkların Ortadoğusunu kurmak için Türkiye önemli bir mücadele gücü, önce kendi ülkemizde gericiliklerle mücadele etmek ve halkların dayanışmasını ortak kader mücadelesini örmemiz gerekiyor” diyen Tüzel, konuşmasını “Emperyalizmin yıkılması, diktatörlüklerin yıkılması için biz de ellerimizi birleştireceğiz” diyerek sonlandırdı.

 

‘HDK TÜM BÖLGEDE ROL ÜSTLENMELİ’

BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Ortadoğuda yaşananların değişimin zorunlu olduğunu gösterdiğini, ancak bu değişimde örgütlü olan güç kimse onun kazanacağını söyledi. Emperyalistlerin değişim sürecinde kendilerine göre bir yol haritası olduğunu, halkların yol haritasının da ulus devlet anlayışının devamında ısrarla çizilemeyeceğini belirtti. “Demokrasi yoksa halkın kendisini ifade edebileceği hiçbir şey yoktur. O yüzden Suriye Kürdistanı’nda devlet talebi değil, özerklik ve demokrasi talebi var. Türkiye Kürtleri de aynı talepte bulunuyorlar. Biz Türkiye halklarının bir demokrasisi olsun, bu demokrasi herkesin dilini, kültürünü, kimliğini korusun diyoruz. Bütün halklar için bunları istiyoruz. Bu talebin sadece Kürtler tarafından değil, bütün halklar tarafından ifade edilmesi geleceği kazanmak açısından çok önemli” diyen Tuncel’e göre kitlesel itirazları birleştirilmesi geleceğin kazanılmasının da garantisi olacak. Tuncel, “Diyelim ki Kürtler özerkliği kazandı, ama işçilerin, kadınların, ekolojistlerin sorunları çözülecek mi? Hayır. Öncü güçte bu kesimlerin mutlaka yer alması gerekiyor. Bu sınıf mücadelesinde yan yana gelişi de güçlendirecek” diyerek Halkların Demokratik Kongresi’nin bu açıdan yalnızca Türkiye’de değil bölgede de çok önemli bir rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti.

 

HAMMAMİ: DEVRİMLER DEVAM EDİYOR

Konferansa katılan Tunus Emekçileri Partisi temsilcisi Hamma Hammami, Arap dünyasında yaşananların bir devrim mi yoksa emperyalist müdahalenin bir biçimi mi olduğu tartışmasının aslında emperyalist güçlerin halklara dayattığı bir yenilgi ideolojisinden kaynaklandığını söyledi. Hammami böylelikle, halkların kusurlu, aciz ve geleceğine tek başına karar veremez gösterilerek Arap dünyasında yaşanan gerçeğin üstünün örtülmeye çalışıldığını ifade etti.

“Eski rejimlerin başları düştü ama yeni bir rejim doğmadı.  Sembol isimlerin düşmesi yeni bir görüntü yaratmak için yapılıyor, ama biz gerici bir rejimden başka bir gerici rejime geçtik” diyen Hammami’ye göre devrimlerin yolun ortasında durmasının sebebi birlik içinde yapılmış bir programının, stratejisinin ve liderliğinin olmayışı. “Emekçi-işçi hareketinin bu devrimlerdeki eksikliği de yol ortasında kalmanın nedenlerinden biri, bu devrimler daha çok küçük burjuvazinin eseri” diyen Hammami’ye göre bu eksikler emperyalist güçler tarafından da görüldü.

Bütün bu süreçten öğrendikleriyle geniş kesimleri kapsayan bir halk cephesinin kurulmasının ne kadar önemli olduğunu gördüklerini ifade eden Hammami, 2 hafta önce 12 farklı örgütün, demokratik kitle örgütünün ve işçi temsilcilerinin yer aldığı halk cephesinin kuruluşunu açıkladığını söyledi.

 

Arap dünyası Balkanlaştırılmaya çalışılıyor

Sol Parti Federal Parlamento Milletvekili ve Türk – Alman Parlamenterler Grubu Başkan Vekili Sevim Dağdelen de konferansta bir konuşma yaptı. Sol Parti’nin gelinen nokta açısından ortaya çıkan bilançoyu NATO, ABD ve gerici güçlerin bölgeye müdahalesinin olanaklarını artıran bir bilanço olarak gördüğünü ifade eden Dağdelen, halkların demokrasi ve sosyal adalet isteğinin uluslararası güçler tarafından farklı bir noktaya getirildiğini, bunun da bazı kesimlere ekonomi ve silah yönünden destekler sağlanması, iç savaş ortamının tetiklenmesi, uzmanların ve askerlerin bölgeye gönderilmesi biçiminde şekillendirildiğini söyledi, Dağdelen yaptığı konuşmada ayrıca, “Emperyalist güçler iç savaşı tetikleyerek, etnik farklılıkları kullanarak Ortadoğu’dan yeni bir Balkanlar çıkarmak istiyor. Biz bunun karşısında kendi yaşadığımız ülkelerde iktidarların bu planın parçası olduğunu açığa çıkararak ve buna karşı mücadele ederek Arap dünyasında mücadele eden halkları destekleyebiliriz” dedi.

 

SONUÇ BİLDİRGESİNDEN

 

20-21 Ekim 2012 tarihinde Türkiye İstanbul’da Halkların Demokratik Kongresi tarafından düzenlenen, Mısır, Tunus, Fas, Lübnan, Filistin, Ürdün, İran, Irak, Suriye, Türkiye ve Almanya’dan çeşitli milliyetler ve partilerden temsilcilerin katılımıyla toplanan Ortadoğu Konferansı’nın sonuç bildirgesinden satır başları şöyle:

 

ARAP AYAKLANMALARI:

– Temelinde halkların ekmek, eşitlik, adalet ve özgürlük özlemleri bulunan Arap ayaklanmalarının ilerici ve demokratik içeriğini bir kez daha teyit ederiz.

– Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da halkların bu mücadelelerinin, neoliberal politikalar ve bu politikaları halklara dayatmanın aracı olan otokratik rejimleri hedef aldığı konusunda Konferansımız fikir birliğindedir.

– Tunus ve Mısır’da otokratik diktatörlüklerinin devrilmelerinin ardından emperyalistlerin egemenliklerini sürdürmeye yönelik yeni taktik ve politikalarına dikkat çekerek; devrimi sürdürmek, özgür ve adil bir toplum yaratmak için mücadele eden halklara desteğimizi ifade ederiz.

– Arap halklarının ayaklanmalarını fırsat bilerek “zalimlere karşı” “demokrasi” söylemleriyle Libya’ya açık askeri müdahalede bulunan Batılı büyük devletler, Suriye’de de farklı seçenekleri denemektedir.

 

SURİYE’YE MÜDAHALE

– Batılı emperyalistlerin Suriye’ye yönelik müdahale planlarının merkezinde Türkiye vurucu güç olarak bulunmaktadır. Türkiye, bu politikadan derhal vazgeçmeli, tüm NATO üsleri kapatılmalıdır.

– Konferansımız, başta ABD olmak üzere Batılı büyük devletlerle birlikte Türkiye’nin Suriye’ye ve ardından İran’a karşı askeri müdahale hazırlıklarını şiddetle kınamaktadır.

– Suriye’de “ya Esad, ya emperyalist müdahale” biçiminde çıkmaza sokulan çözüm yolunu tümüyle reddederek, bunlardan tamamen farklı ve bunlara karşı, halkçı, demokratik ve laik bir muhalefetin halkların çıkarlarına uygun olduğunu ifade eder ve destekler.

 

KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI

– Konferansımız, özgür, bütün halkların kardeşçe kendi kaderlerini tayin etme hakkını kazandıkları, demokratik ve bağımsız bir Suriye talebini ve bu yöndeki mücadeleleri destekler.

– Konferansımız, Batı Kürdistan’da Kürt halkının kendi kaderini tayin ve özerk yönetimini kurma mücadelesi ile İsrail Siyonizmini hedef alan bağımsızlık mücadelesini sürdüren Filistin halkıyla dayanışma içinde olduğunu ilan eder.

 

KADIN SORUNU

Konferansımız, bölgede özellikle kadınlara yönelik her türden cinsiyetçi baskı ve şiddetin, yaşanan politik ve sosyal koşullarla doğrudan ilgili olduğu tespitinden hareketle, her devrimci ve muhalif demokratik hareketin kadınların, kazanımlarının korunmasına eşitlik, özgürlük ve kurtuluş taleplerine özel bir önem vermesi gerektiğine işaret eder.

 

CEZAEVLERİ
Konferansımız, Türkiye cezaevlerinde sürdürülen açlık grevlerinin, halklarımızın özgürlük ve demokrasi mücadelesinin bir parçası olduğunu kabul eder, tutsakların taleplerini benimser ve destekler. İsrail cezaevlerindeki Filistinli mahkumları selamlar.