Brecht’in ögrencisi Käthe Reichel’e veda

Semra Çelik

 

Almanya’nın en yetenekli oyuncularından ve kendi deyimiyle ’sadece Brecht’in öğrencisi‘ Käthe Reichel yaşamını yitirdi.

Ölümü burjuva gazetelerinde “son dinozorun ölümü” şeklinde yansıdı: ‘Brecht’in kadınlarındandı’, ‘akıllanmaz beton kafalılardandı’, ‘iki Almanya’nın birleşmesine karşı çıkanlardan’…

Reichel birleşmenin emekçilere yoksulluk ve açlık getirdiğine inananlardan, bunu her fırsatta, hatta hatta eylemlere katılarak haykıranlardan, dünyanın neresinde olursa olsun savaşa karşı çıkanlardan, Çeçeistan’da oğullarını savaşa göndermeyen anaların yanında, emperyalist amaçları için Yugoslavya’yı paramparça yapanların karşısında olan bir aydındı. Sadece oturduğu yerden eleştirmeyen, tepelerden bir yerden vicdanlara seslenmeyen, sokağa çıkan, açlık grevlerine katılan, topladığı imzalarla Çeçen annelerine, topladığı paralarla savaştan zarar gören Sırp annelerine destek veren, kısacası yel değirmenlerine karşı mücadele eden bir Don Kişot -belki de son Don Kişot- da gitti…

Bırakın Almanya’da sadece 50 yıldan beri yaşayan Türkiye kökenli göçmenleri, çoğu Alman için bile Käthe Reichel bilinen biri olmadı ya da oldurulmadı…

O, Brecht’in öğrencisiydi, Sezuan’in İyi Insanı’nda, Mezbahaların Kutsal Johannası’nda oynamış, Berliner Ensemble tiyatrosuna genç yaşta girmesine rağmen güzel, sevimli ve ‘genç kızvari’ tavrıyla dikkat çekmemişti.

Doğaldı, acı çekmiş, acılarını zaman zaman sert bakışlarının, zaman zaman acılı gülümsemesinin, kahkahalarının ardına saklamış bir genç kadındı… İşçi, emekçi kadın rolleri için biçilmiş kaftandı sanki, birilerini oynamıyor, kendini oynuyor, oynarken verilmek istenen mesaj onunla cisimleşerek seyirciye geçiyordu.

Brecht’in vazgeçilmez oyuncularından biri oldu. Brecht öldüğünde 30 yaşındaydı, Helene Weigel’le yoluna devam etti. Goethe, Kleist, Schiller, Anna Seghers’in eserlerinin değişmez sanatçısı oldu… Hep Doğu Almanya Cumhuriyeti’nde yaşadı ama Batı Almanya ve diğer birçok Avrupa ülkesinde turnelere çıktı. Her seferinde ‚artık dönmez‘ manşetleri atıldı burjuva gazetelerde, ama hep döndü, Buckow’daki küçük bahçeli evinde domatesini, biberini, kabağını yetiştirerek, kitabını yazarak, birkaç filmde oynayarak, Bischofferrode’de işlerini kaybetmemek için direnen işçilerle birlikte açlık grevi yaparak, Berlin Alexanderplatz’daki Hartz IV’e karşı eylemlere katılarak, savaşa karşı tepkisini Çeçenistan’da, Yugoslavya’da, Almanya’daki birçok eylemde göstererek çok sade yaşadı…

Eski elbiselerini ters yüz etti, battaniyesinden etek, pantolon dikti, bahçesinde yetiştirdikleriyle yemek yaptı.. Olması gerektiği gibi yalın bir hayat yaşadı ve 86 yaşında yaşama veda etti…

Kendisini kahraman gibi görüp görmediği sorusuna gülerek, ‚gerçek kahramanlar antifaşistlerdir, işyerleri için mücadele eden işçilerdir, savaşa karşı çıkanlardır!‘ diye cevap verdi…

Olanağı varken neden DDR’den kaçmadığı sorusuna cevabı ise, ‚bana göre en doğal insan hakları barınma ve yaşamını idame ettirecek gelir sağlayan bir işe sahip olma hakkıdır. DDR’de bu hakkı Anayasa garanti ediyordu. Her türlü eksikliklere, hatalara rağmen sosyalizmde biz bu hakka sahiptik. Kapitalizm bu hakkı sağlamaz, kapitalizm savaş, açlık, yoksulluk demektir!‘ diye cevap veriyordu…

Alman edebiyatının Grand Dame’i Anna Seghers’di, Alman tiyatro sanatı da Grand Dame’ini Käthe Reichel’i kaybetti… Alternatif Barış Ödülü adayı, mücadeleci, kararlı, çağının tanığı değil sanığı olan birini, çok yetenekli bir oyuncuyu, Sezuan’ın İyi Insanları’ndan birini.

Onu daha iyi tanımak isteyenler yazdığı “Windbriefe an den Herrn. b.b. Faber & Faber, Leipzig 2006” ve “Dämmerstunde. Erzähltes aus der Kindheit. Verlag Neues Leben, Berlin 2011” kitaplarını okuyabilirler.