Bilinmeyenler bilinenlerden çok

Federal Parlamento NSU Cinayetlerini Araştırma Komisyonu’nda yer alan Yeşiller Partisi Federal Parlamento Milletvekili Memet Kılıç, bir yıl içinde yapılan çalışmalar ve Neonazi-istihbarat ilişkileri konusunda gazetemizin sorularını yanıtladı.

 

Sayın Kılıç, NSU’nun göçmen esnafları katletmesinin ortaya çıkmasının üzerinden bir yıl geçti. Siz Meclis Araştırma Komisyonu üyesi olarak bugüne kadar yapılanları ve sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir yıllık sürenin sonucunda şunu söylemek mümkün: Bilinmeyenler bilinenlerden daha çok. Son derece karmaşık bir olayla karşı karşıyayız. Güvenlik birimlerinin, kabul edilmese dahi sağ gözlerinin özürlü olduğu her hallerinden belli. Birçok olay var ve bunların çoğu kaza, tesadüf gibi ifade ediliyor.

 

Meydana gelen olaylara baktığımızda ortada istisnai durumlardan öte, istihbarat örgütleriyle ırkçılar arasında sistematik bir ilişki mi var?

Bunu söylememiz doğru olmaz. ‘İstihbarat ırkçılarla işbirliği yapıyor’ dersek bu araştırmaya yarardan çok zarar getiririz.  Ancak, istihbarat örgütleri içerisinde doğru çalışmayan, ideolojik görüşleri nedeniyle bir istikameti görmeyen insanların olduğu düşünülebilir. Öte taraftan da istihbarat birimleri arasında bazı konulara yoğunlaşma olurken, bu gayretin diğer bazı konularda olmadığını gözlemledik. Örneğin sol görüşlü insanlar izlenirken daha gayretli davranılıyor. Irkçılara karşı ise aynı gayretle davranılmamıştır.

Ayrıca bilgi akışında da sorunlar yaşanmış. Bir de eskiden beri Almanya’nın bir tavrı var; dışarıya karşı imajını korumak için var olanı görmeme gayreti. Güvenlik birimleri ırkçıları araştırma konusunda hep geri durdular. Çünkü hep, “Acaba ırkçılık yeniden hortlar mı” diye bakılıyor. Biz de böyle bir şey yok demeye çalıştık. Şu anda bunun sonucu ortaya çıkan sorunlarla karşı karşıyayız.

 

Güvenlik birimleriyle cinayetler arasındaki ilişki konusunda sizin özellikle dikkat çektiğiniz Kassel’deki cinayet var. Bu cinayet sırasında “Küçük Adolf” lakaplı istihbarat elemanı cinayet işlendiğinde olay yerindeydi. Bir yıl içinde olanlar aynı zamanda var olan bilgilerin de üstünün örtülmeye çalışıldığı şeklinde değerlendirilebilir mi?

Her halükarda şunu söylemek mümkün: O zaman devlet erkini elinde bulunduranlar, (ki o zaman eyalet içişleri bakanı olan sayın Volker Bouffier, şimdi Hessen başbakanıdır), yetkilerini bu cinayetin ortaya çıkarılması için kullanmadı. Tam tersine devleti, istihbaratı koruma yönünde davrandı. Bu apaçık. Çünkü o zaman Anayasayı Koruma Teşkilatı, “bizim elemanımızı ve muhbirlerimizi dinlemeniz için yanına bir ceset koysanız bile bu yetmez” demiş. Ve bu, herkes için yeterli bir argüman olarak görülmüş. Bunlar elbette bu olaya karşı son derece kötü yaklaşımlardır. Ancak umutsuz olmamalıyız. Öyle memleketler var ki, böyle olaylar olduğunda hiç kimse üstüne gitmiyor, araştırmıyor. Burada en azından bağımsız basın yayın organları var ve pek çok şeyin ortaya çıkması için yoğun bir gayret gösteriyorlar.

Ben tam sonuç alamazsak da bir çok sonucu elde edebileceğimize inanıyorum.

 

Peki; 4 Kasım’dan sonra NSU ile bağlantılı olduğu ifade edilen pek çok kişi gözaltına alındı, sonra da serbest bırakıldı. Şu anda sadece iki kişi cezaevinde. Bu serbest bırakmalar sizce normal mi?

Serbest bırakılmaları onların hakkında davanın devam etmediği anlamına gelmiyor. Sadece ceza usul kurallarına uyuluyor. Türkiye’de bu böyle değil. İnsanlar terör suçlamasıyla gözaltına alındıktan sonra delilleri karartma var mı yok mu, kaçma tehlikesi var mı yok mu veya şiddetli bir şüphe var mı, bunlara bakılmaksızın hüküm giymeden tutuklanıyorlar. Almanya’da ise durum böyle değil. Serbest bırakılanlar hassasiyetle izleniyor. Federal cumhuriyet Savcılığı bu konun üzerine titizlikle gidiyor. Şimdiye kadar edindiğimiz bilgiler bu yönde.

Ben umutluyum. Ancak Araştırma Komisyonu’nu ömrü bu olayı tam olarak açıklığa kavuşturmaya yetmeyecektir. Görevi genel seçimlerle birlikte bitecek.

 

Başbakan Angela Merkel, yeni bir komisyonun kurulabileceği mesajını verdi. Bu mümkün mü?

Başbakanın sözünü ettiği sanırım araştırma komisyonu değil, ancak başka bir komisyon olur. Ben, komisyonun dağılmamasını, yeni parlamento seçimlerinden sonra yeni üyelerle kaldığı yerden devam etmesi gerektiğini savunuyorum. Çünkü incelenmemiş çok sayıda dosya, sorulmamış çok soru ve dinlenmemiş çok tanık var.

 

Kurban ailelerinin önemli bir bölümü artık güvenlik birimlerine güvenmiyor. Bu nedenle Federal Anayasayı Koruma Örgütü hakkında suç duyurusunda bulundular. Aileler umut kesmiş gibi…

Bu ailelerin haklarıdır ve ben de onların yerinde olsaydım aynı şeyi yapardım. Yaptıkları çok doğru. Son komisyon toplantısında konuyla ilgili 88 sayfalık rapor hazırlayan İçişleri Bakanlığı’nın özel görevlisi Hans-Georg Engelke, sadece 5 sayfasını önümüze koydu. Bu da gösteriyor ki, istihbarat örgütünde görevi olmadığı halde dosyaları imha eden görevliler söz konusu. Bu dahi kendi başına soruşturmayı engellemek anlamına geliyor. Ortada bir kusur ve suç olduğu kesin.

 

Hem kurban yakınları hem de kamuoyunda, bu cinayetlerin Neonaziler tarafından işlendiğinin anlaşılmasıyla birlikte, Almanya’nın ırkçılıkla mücadelede kendisini gözden geçireceği beklentisi hakimdi. Anlattıklarınızdan gelinen aşamada bu konuda önemli bir mesafenin kat edilmediği anlaşılıyor. Bundan sonra ne olabilir, ne yapmak gerekiyor sizce?

Bana göre birincisi araştırma komisyonu bir ara rapor hazırlayarak, bunu yeni bir komisyona devretmesi gerekiyor. İkincisi, özellikle eyalet ve federal düzeyde bilgi alışverişi sıkıntısı var. Bunu, İslamistlerle mücadelede olduğu gibi daha etkili bir hale getirmek gerekiyor. Üçüncüsü ve en önemlisi de Anayasayı koruma örgütlerini kadro olarak değiştirilmesi gerekiyor. Kurumun yapısından kaynaklanan sorunların olduğunu düşünmüyorum, sadece bir istikamete yoğunlaşmış kadrolar yerleştirilmiş. Daha çok sola ve İslamistlere bakan kadroların buradan çıkarılarak yeni kadroların yerleştirilmesi gerekiyor.

 

 

 

Aydınlatılması gereken üç önemli nokta

 

Komisyon üyesi olarak aydınlığa kavuşmasını en çok istediğiniz noktalar ve olaylar hangileridir? Şunlar aydınlığa kavuşturulduğunda cinayetlerin arkasındaki sis perdesi kalkar dediğiniz kişiler ve olaylar var mı?

En çok merak ettiğim ve aydınlığa kavuşmasını istediğim üç nokta var. Bir tanesi biraz önce sizin de sözünü ettiğiniz “Küçük Adolf”un neden olay yerinde olduğu, dönemin içişleri bakanı Bouffier’in ve eyalet istihbarat örgütünün olaydaki rolü. Bunun iyice açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Bu adamın hangi ajanlarla görüştüğü ortaya çıkması ve onların dinlenmesi gerekiyor.

İkinci önemli nokta, dönemin Federal İçişleri Bakanı Otto Schily neden Keupstrasse’de meydana gelen bombalı saldırıdan sonra “Bu ırkçı bir saldırı değildir” açıklamasını yaptı. Bu açıklamayı daha olay çok tazeyken yaptı. Acaba kimler ona bu bilgiyi verdi ya da bilgi almadan mı konuştu. Bunu bilmek isterdim.

Schily’nin tavrı o zaman devlet refleksiydi. Polis daha olay yerine varmadan, “ırkçı saldırı değil” yetkisine sahipti. Çünkü onları öyle yetiştiriyorlar. O anda Almanya’nın imajını kurtarmak daha önemliydi. Halbuki ortada bir patlama var ve terör saldırısı olma ihtimali çok daha yüksekti. Ki olaydan hemen sonra Federal Anayasayı Koruma örgütü ile Eyalet Anayasayı Koruma örgütü arasında bir telefonlaşma söz konusu. Bu görüşmede terör şüphesi olduğu belirtildiği halde topluma o mesaj verildi.

Üçüncü önemli nokta da, Federal Başsavcılığı tarafından talep edilen dosyaların imha edilmesidir. Bu yok edilen dosyaların neredeyse tamamının yeniden oluşturulduğu söyleniyor. İmhanın kişiye has bilgilerin korunması adı altında yasal çerçevede yapıldığı söyleniyor. Bunlar iki açıdan doğru değil. Birincisi, eğer imha edilen dosyalar yeniden oluşturabiliyorsa o zaman kişiye has bilgilerin korunması yönündeki yasaların ne önemi var.

Ama işin doğası gereği şunu söylemek gerekiyor: Bizim elimizde sadece yeniden oluşturulduğu söylenen belgeler var. Gerçekten var olup da imha edilen dosyaların ne olduğunu hiç bir zaman öğrenemeyeceğiz.

Bu da işin üzerinde bir töhmet bırakıyor. Ama ben yine de iyimser olmaktan yanayım, her şeyin bir düzmece olduğun düşüncesinden hareket etmemekte yarar var kanısındayım.