Erdoğan’ın incilerine inanan var mı?

YÜCEL ÖZDEMİR

Bugüne kadar Başbakan Erdoğan’ın her Almanya gezisi olaylı, tartışmalı geçti. Kimi zaman verdiği demeçler, kimi zaman da, 17 Mart’ta Bochum’da olduğu gibi, yapılan gösteri ve yürüyüşler, ziyareti normal bir “diplomatik ziyaret” olmaktan çıkardı.

Bu kez de öyle oldu.

İki günlük ziyaret boyunca Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar ve ona karşı yapılan protesto gösterisi Alman basınında geniş bir şekilde yer aldı.

Bu ziyaretin en dikkat çeken yönlerinden birisi başbakanın döktüğü “inciler” diğeri de bu güne kadar pek yan yana gelmeyen kesimler tarafından gerçekleştirilen ortak gösteri olmuştur.

“Berlin incileri”nin başında elbette, ortak basın toplantında gazetecilerin huzurunda, kameralar karşısında Türkiye’de sadece 1 kişinin açlık grevinde olduğunu söylemesidir.

Dünya alemin yakından takip ettiği, Adalet Bakanı’nın bile dile getirdiği sayı 700’e yakın iken, Erdoğan’ın sadece 1 kişiden söz etmesi, onun gerçekten de ne denli çığından, kontrolden çıkmış bir lider olduğunu ortaya koydu ve bu doğal olarak Alman gazetelerinde de yer aldı.

Örneğin Saarbrückener Zeitung bu durumu “Erdoğan tahammülsüzleşiyor” şeklinde yansıttı.

Bir diğer inci de, borç krizi içinde olan AB’ye borç para verme teklifidir.

Büyüme hızına güvenerek Merkel’e hava basan Erdoğan, ülkesinde ekonominin “saatli bomba” haline geldiği gerçeğinin üzerini örtüyor.

Bu borç verme meselesinin, hele hele AB’nin en büyük ve zengin ülkesinin başkentinde ifade etmesi gerçekten komik oldu. Elle tutulur bin yanı olmayan bu teklifin üzerinde durmak bile gereksiz olur.

Bir diğer inci de, “AB üyeliği konusunda verilen “ültimatom” idi. Erdoğan diyor ki; “Türkiye’yi 2023 yılına kadar almazsanız, o zaman kaybedersiniz”. Bu aslında ültimatomdan çok şantaj olarak da görülebilir.

Ancak, bu üyelik ültimatomunun da elle tutulur bir yanının olmadığını dünya alem biliyor. Çünkü; kendi iç sorunlarını çözemeyen, giderek birleşme yerine bölünme senaryolarının egemen olduğu bir Avrupa’da Erdoğan’ın “ültimatom”unun reel politikada bir karşılığı yok. AB belirtilen tarihte tam üye yapmadığı takdirde, Türkiye ne yapabilir ki…

Bütün bu “inciler” beklendiği gibi Erdoğan yanlısı basın tarafından büyütülerek verildi. Merkel’in huzurunda açık açık konuşmasından övgüyle söz edildi, kendisine güvenen bir başbakandan dem vuruldu.

Peki bütün bunların bir karşılığı var mı?

Hayır yok.

Çünkü, politik alanda kendi çıkarlarını her şeyin üzerine koyan Almanya, içi boş incilerle uğraşmaktan ziyade, Türkiye üzerinden çıkarlarını bölgede nasıl geliştirebileceğinin soğukkanlı hesabıyla hareket ediyor.

Dünya siyasetinde duygusal tepkilerden, davranışlardan çok, reel duruma göre hareketin önemli olduğunun bilincinde olan Merkel, bu nedenle Erdoğan’ın söylediklerine gülüp geçmeyi, yanıt vermemeyi tercih ederek zaten önemsizleştirmiştir.

Anlaşılan o ki; Erdoğan başta Suriye ve PKK olmak üzere pek çok konuda son kozlarını masaya koymuş ve Almanya’nın bölgedeki çıkarları için de hareket edebileceğinin mesajını vermiştir. Almanya da, bunun karşılığında ilişkileri yeniden germeye gerek görmemiştir.

Özetle; Erdoğan’ın Berlin incileri onun nasıl da halkın, basının gözünün içine baka baka gerçekleri çarpıttığını, tahrip ettiğini gösteriyor.

Neyse ki Almanya’da bunlara kanan pek fazla kimse yok.

Keza bu “incilerin” döküldüğü gün Brandenburg Kapısı önünde yapılan gösteri de Erdoğan’ın maskesini indiren bir başka adım oldu. Yani; söylediklerinin gerçek olmadığı anında ortaya konuldu. Bu nedenle; Alevilerin, Kürtlerin, sosyalistlerin, değişik azınlık gruplarının gerçekleştirmiş olduğu protesto, tabir caiz ise Erdoğan’ın “incileri” en karşı “altın değerinde” bir etkinlik olmuştur.