Yunanistan’da sular durulmuyor

SEYİT ALDOĞAN

 

Yunanistan’da işçi ve emekçiler son genel grevin üzerinden daha iki hafta geçmeden bu defa da iki günlük genel grev gerçekleştirdiler.

Emekçiler, çalışma yasalarının bütünüyle değiştirilmesine, aylıkların düşürülmesine, kamuya ait kurum ve taşınmazların özelleştirilmesine, yeni vergiler getirilmesine, toplu sözleşmelerin ortadan kaldırılmasına, sağlık ve eğitim hizmetlerinin bütünüyle paralı durumuna getirilmesine, emeklilik yaşının 67’ye çıkarılmasına, kamuda çalışan 150.000 emekçinin işten atılmasına karşı tepkilerini bir defa daha ortaya koydular. Hükümetin yeni bir kemer sıkma paketi hazırlayarak, son hak kırıntılarını da ortadan kaldırmak istemesi, işçi ve emekçilerdeki öfkeyi iyice arttırdı.

İMF ve AB tarafından baskı yapılarak ve tehdit edilerek kurdurulan hükümet her ne kadar kararlı gibi görünüyor ya da böyle bir izlenim yaratmaya çalışıyor olsa da aslında tepeden tırnağa titriyor ve temelleri sallanıyor. İşçi ve emekçi muhalefeti tüm dağınıklık ve örgütlenme düzeyindeki eksikliklerine rağmen sahip olduğu potansiyel nedeniyle AB, İMF ve hükümetinin korku ve endişelerini artırıyor. AB ve İMF hemen her gün ve her fırsatta sorunun, alınan önlemlerin hayata geçirilmesinde olduğunu dile getiriyor. Bu merkezlerin akıl hocalığına soyunanlar ise toplumsal kargaşalıkların ve önüne geçilemez tepkilerin her gün biraz daha arttığına dikkat çekiyorlar.

 

DÜZEN PARTİLERİNDE ÇATLAK

İşçi ve emekçilerin yanında geniş toplumsal kesim ve katmanların maddi tepkiler ortaya koyması, adı ve bileşenleri ne olursa olsun var olan ve var olacak hükümetlerin uzun süreli olamayacağını ve geçmişteki toplumsal destekleri oluşturamayacaklarını ortaya koyuyor. Kendisini liberalizmin temsilcisi olarak gösteren Yeni Demokrasi Partisi’nin, sosyal demokrasi ve sosyalizm argümanlarıyla halkı yıllarca oyalayan PASOK ve demokratik sosyalizmi savunduğunu söyleyen Demokratik Sol Parti’nin kurduğu “ulusal uzlaşma, ülke ve ulusu kurtarma koalisyonu” halktan iyice tecrit olma noktasına gelmiş bulunuyor.

Yüzde 40’larla hükümet olmaya alışmış olan PASOK şu günlerde bütünüyle dağılmayla yüz yüze. “IMF ve AB pantolonumuzu indirmemizi istiyor” diyerek Pasok’tan ayrılan milletvekili Mihalis Kassis’ten sonra ayrılmaya hazır olduğunu söyleyen birçok milletvekili bulunuyor. Partinin genel başkanı olan Evangelos Venizelos’un partiyi yeniden toparlama çabaları hezimete uğramış bulunuyor. Partide tam bir kargaşa ve dağılma hakim. Kısacası “son çıkan arkasından kapıyı çekip kapatsın” noktasına gelmelerine çok kalmadı.

Halkın, işçi ve emekçilerin tepkisinden payını almakta olan Demokratik Sol Parti içinde de huzursuzluklar ve istifalar var. Parti yönetimi, çalışma yasalarının değiştirilmesine karşı olduğunu söyleyerek yasa tasarısına karşı çekimser oy kullanacaklarını açıkladı. Birçok milletvekili partinin YDP’nin koltuk değneği durumuna getirildiğini söyleyerek tepki gösteriyor.

Koalisyonun büyük ortağı yeni demokrasinin genel başkanı yasalara muhalif olduğunu söyleyen bir milletvekilini hemen partiden atarak geriye kalanlara gözdağı vermeye çalıştı. Ancak hoşnutsuzlukların olduğu gizlenemiyor.

Üç yüz kişilik mecliste iki yüze yakın milletvekiline sahip olan koalisyonun meclisten yasa geçirmede zorlanır duruma gelmesi hükümetin fazla ömrünün kalmadığı anlamına da geliyor.

Hükümet bütün bu gelişmeleri göz önüne alarak halka gözdağı vermeye yönelik söylemleri yeniden gündeme getirdi. Ekonomi Bakanı Yannis Sturnaras, 31 milyarlık borç diliminin serbest bırakılmaması durumunda ülkenin batacağını açıkladı. Sermaye yanlısı medya ise Euro bölgesinden çıkılması durumunda dünyanın sonunun geleceğini konu edinen felaket senaryoları üretmekle meşgul.

Bu yalan ve propagandaların işçi ve emekçiler içinde taban bulamadığını söylemek gerekir. Hükümet, IMF ve AB politikaları her geçen gün halk muhalefetinin güçlenmesinin olanaklarını genişletiyor. Yoksulluk ve işsizlik giderek büyüyor ve katlanılamaz sömürüler dayatılıyor.

6-7 Kasımda gerçekleştirilen son genel grev, aslında yalpalayan ve hükümet ile bağlarını bütünüyle koparmaktan yana olmayan kesimlerin de tutum almak zorunda kaldıklarını gösteriyor. Koalisyonun büyük ortağı Yeni Demokrasi Partisi’nin kendilerine bağlı olan sendika yönetimlerini suçlaması ve ulusal çıkarları gözetmeyen sendikacılar olarak açıklaması da bunun kanıtı. PASOK’un seçkin sendikacılarından biri olan Enerji İş Genel Başkanı Nikos Fotopulos’un uzun süreli genel grev yapılması ve kamu kurum ve kuruluşlarının işgal edilmesi önerisini gündeme getirmesi ülkede beklenmeyen tartışmalara neden oldu.

Son iki genel greve katılımın oldukça yüksek olması, kamu ile sınırlı kalmayarak geniş bir özel sektör kesiminde de etkili olması ve ülkede yaşamı felç etmesi bundan sonraki sürecin nasıl gelişeceğini ortaya koymakta.

Ayrıca son gösterilerde birçok sektörde bundan önceki grev ve gösterilerle kıyaslandığında daha kitlesel oldukları gözleniyordu. Son genel greve ilişkin gerçeklerden biri de Başkent Atina dışındaki şehirlerde de eskiye kıyasla yoğun ve kitlesel katılımların olması. Beklenmedik biçimde kitlesel geçen gösterilere köylüler de yoğun olarak katıldı.

Ancak sendikal hareket içinde hala ciddi zaaflar olduğunu ve birleştirici politikaların ortaya konulamadığını belirtmek gerekir. (Atina/YENİ HAYAT)

 

 

Genel grevle ilgili genel bilgiler

IMF ve AB’nin sömürü ve gasp paketlerinin meclisten geçmemesi ve geri çekilmesi için işçi ve emekçi konfederasyonlarının yaptığı genel greve özel sektör de katıldı.

Şehir içi ulaşım araçlarının çalışmadığı greve, taksiciler de katıldı ve iki gün boyunca ulaşım felç oldu. Yine şehirlerarası tren ve gemi seferleri yapılamadı, çok az sayıda uçuş gerçekleştirildi. Genel grev kapsamında, enerji, eğitim ve sağlık alanında da hizmetler durma noktasına geldi. Bir süreden beri iş yavaşlatan savcı ve hakimler de greve destek verdiler. Bundan önceki genel grevde olduğu gibi, esnaf ve sanatkârlar bu defa da genel greve yoğun olarak katıldılar. Ayrıca Pazartesi’nden itibaren eylem yapan medya çalışanları da greve destek verdi ve pek çok gazete yayınlanmadı.

Üretim ve hizmetlerin durduğu Salı ve Çarşamba günü, başkent Atina’da protesto eylemleri de düzenlendi.