Irkçılara karşı birlikte barikat kuralım

Köln-Ehrenfeld Belediye Başkanı Josef Wirges, NSU’nun seri cinayetlerinin ortaya çıkmasının birinci yılında, ırkçı saldırılar ile yerli ve göçmenlerin faşizme karşı ortak mücadelesi konusunda gazetemizin sorularını yanıtladı.

 

Sayın Wirges, NSU’nun göçmen esnafları katletmesinin açığa çıkmasının üzerinden tam bir yıl geçtiği halde savcılık tarafından iddianame daha yeni tamamlanarak, dava sürecine geçildi. Sizce bu normal bir durum mu?

Her şeyden önce Türk vatandaşlarımıza yönelik yaptıklarımızdan ötürü şahsım adına özür diliyorum. Bir yıl önce olanları duyduğumda anlamakta güçlük çektim. Şunu biliyorum ki, örneğin Keup Caddesi’ne yönelik bombalı saldırı olduğunda, sürekli bu saldırının bazı kriminal güçler, Türk mafyası tarafından yapıldığı ileri sürüldü. İnsanlar acılarıyla yüz yüze bırakıldı, kurbanlar ikinci kez cezalandırıldı.

Bütün bunlardan ötürü ben özür diliyorum. Diğer taraftan Almanya olarak bizim büyük bir inandırıcılık sorunumuz var. 30 yıldan fazla burada yaşayan, Alman vatandaşı olan göçmenlerin güvenlik birimlerine, Anayasayı korumakla görevli Anayasayı Koruma Örgütüne güvenlerini yitirdik. Bunu çok iyi anlıyorum ve bu konuda çok öfkeliyim.

 

Cinayetlerin işlenmesinde sürekli, istihbarat örgütlerinin rolü olduğu tartışılıyor. Bir çok olay,  gerçekten de cinayetlerin arkasında istihbaratın olduğunu gösteriyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu çok kötü bir durum. 19 istihbarat örgütünün olduğu bir ülkede cinayetlerin engellenmemesi elbette düşündürücü. Federal politikayı tanıyan bir yerel politikacı olarak söyleyebilirim ki, bazı şeylerin üstünü örtme çabaları, kendisini haklı çıkarma çabaları her zaman söz konusu. Bazı eyaletlerdeki istihbarat örgütlerinin, örneğin cinayetleri işleyenlerin geldikleri Tühringen eyaletinin istihbarat örgütü ve onun eski başkanının büyük bir rolü var bu cinayetlerde. Bunların hepsinin açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

Ancak bununla birlikte Federal İçişleri Bakanı Friedrich, ‘istihbarat örgütlerinin daha iyi koordine edilmesi gerektiği’ni söylüyor. Vurucu gücün kurulmasını istiyor. Almanya’nın tarihinden kaynaklı nedenlerden dolayı federal çapta büyük bir polis ya da istihbarat örgütünün kurulmasını bizim için zararlıdır. Çünkü bu daha önce denendi. Bana göre birbirleriyle uyumlu olmasalar da, tek bir merkezi istihbarat örgütü olmasından daha iyidir şimdiki durum.

Benim için NSU tarafından işlenen cinayetlerden çıkarılacak ders, istihbarat örgütleri üzerindeki kontrolün arttırılması gerektiğidir. Biliyoruz istihbarat örgütleri gizli çalışıyor, ama parlamento tarafından da ciddi  bir şekilde kontrol edilmeliler.

Umarım bundan sonra istihbarat örgütleri, parlamento tarafından daha etkili bir şekilde kontrol edilir. Belli güçlere sahip kesimlerin istedikleri gibi hareket etmeleri kesinlikle kabul edilemez.

 

Irkçı cinayetlerin birinci yılı Alman halkı arasında nasıl tartışmalara neden oldu? Cinayetler Alman halkı içinde de korku ve endişe vericiydi. Şu açıktır ki, bu olay belli devlet organlarının sağ gözünün sürekli kör olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bu Federal Almanya’nın kuruluşundan beri böyle. Gehlen Grubu ile BND arasındaki paralellikler gibi bir çok örnek var.

Bütün bunlardan ötürü, böylesi örgütlerin toplum içerisine sirayet ettiğini söylemem gerekiyor. Bunlara benzeyen başka kurumlar da var.

Bu cinayetler üç-dört kişinin işi değil. Bu konudaki bütün soruların aydınlatılması gerekiyor. Mahkemede yargılama başladığında, sözünü ettiğimiz dairelerin bazılarını korku saracaktır.

 

Yerli ve göçmenler ırkçığa ve yabancı düşmanlığına karşı ne kadar birlikte mücadele yürütüyorlar?

Irkçı saldırıların olduğu durumlarda göçmenler genellikle kendilerini geriye çekiyorlar. Köln’de büyük bir cami inşa ederek, bu toplumun parçası olduklarını göstermek isteyen insanlar, mesele politika olunca genellikle “misafir” olarak kendilerini hissediyorlar. “En iyisi dışarıda kalalım” diyorlar. Göçmen kökenli, özellikle de Türkiye’den gelenlerden çok az bir kesim, aktif bir şekilde demokratik özgürlükçü bir düzen için harekete geçiyor.

Örneğin biz Ehrenfeld’te camii konusunda ırkçılara karşı bir inisiyatif kurduk. “Ehrenfeld aşırı sağa karşı” adlı bu girişimde, bütün politik kesimlerden, muhafazakarlardan, sola kadar herkes vardı.

Elbette gösterilerde de bir arada olmak gerekiyor. En son ‘Arsch Huh’ (Harekete geç) adlı ırkçılık karşıtı konserde de çok sayıda göçmen vardı. Bana göre bu, elektrik düğmesi gibi aç-kapa şeklinde olmuyor, bir süreç. Zamana ihtiyaç var. Bunu için daha uzun yıllar çalışmamız gerekiyor. Biliyorum ki ırkçılığa karşı birlikte mücadele gençler arasında gelişiyor. (YH)