Türkiye Almanya ilişkileri (2)

1. Dünya Savaşı, Almanya ve Osmanlı devletleri arasındaki ‘büyük dostluğun’ sona ermesi açısından da dönüm noktası oldu. Türkiye’nin, Hitler faşizminin işbaşında olduğu Almanya ile de ilişkileri artarak sürdü. Ancak ne var ki, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşan yeni uluslararası dengeler, tarihi dostluğun kesin sonunu getirdi.

 

Tonguç Karahan 

 

İki müttefik ülkeden Almanya 1. Dünya Savaşı’ndan yenik çıktı, ama ekonomik ve siyasi bakımdan son demlerini yaşayan Osmanlı ise tarih sahnesinden silindi. Almanya’nın Osmanlı’daki en önemli iki adamı Enver ve Talat Paşa ise, Osmanlı Devleti daha resmen tasfiye olmadan Kasım 1918’de ‘çok sevdikleri’ vatanı işgalci güçlere bırakarak bir Alman denizatlısı ile ülkeyi gizlice terk ettiler.

Almanya savaşla birlikte, sadece bir dostunu değil, en ‘yağlı müşterisini ve Ortadoğu’ya, Asya’ya uzanma hayallerini de yitirmiş oldu.

Ancak savaştan yenik çıksa da, güçlü ekonomik altyapısı sayesinde Alman sermayesi yeniden toparlanma yoluna girecek ve çok değil 20 yıl kadar sonra, üstelik bu kez sadece rakip emperyalist devletlere kafa tutmakla kalmayıp Hitler faşizmini tarih sahnesine çıkararak bütün dünyanın başına bela olacaktı.

 

İLİŞKİ VE İŞBİRLİĞİ KESİLMEDİ

Birçok bakımdan Osmanlı’nın mirası ile yoluna devam etmek durumunda olan yeni Türkiye Cumhuriyeti, değişen uluslararası dengeler ve koşullar nedeniyle ilk yıllar Almanya ile özel bir dostluk kurma şansından mahrumdu. Çünkü  Sevr ve Versay Anlaşmaları, iki devlet arasında başta askeri ilişkiler olmak üzere her türlü işbirliğine yasak getirmişti.

Ancak, Anadolu ve Ortadoğu ile bağlarını yitirmek istemeyen Almanya ile mahrumiyet koşulları içinde kuruluş sürecine koyulan yeni Türkiye devleti arasında diplomatik ve ekonomik ilişkilerin yeniden kurulması uzun sürmedi.

İlk resmi ilişki, Mart 1924’te imzalanan Almanya-Türkiye Dostluk Anlaşması’yla oldu. Almanya, Sovyetlerle birlikte Ankara’yı başkent olarak tanıyan ikinci devlet oldu. Bunun arkasında ise, Türkiye’nin Alman sermayesi için hala önemli bir potansiyel oluşturması yatıyordu. Nitekim 1924’te Almanya’nın Türkiye’ye ihracatı 42,4 milyon Mark iken, ilerleyen 5-6 yılda bu rakam yüzde 50 oranında artacaktı. Türkiye’nin Almanya’ya yaptığı ihracat ise 1924 yılında 51,6 milyon iken, 1932 yılına gelindiğinde 27 milyona gerileyecekti.

2. Wilhelm döneminde Alman sömürgeciliğin en büyük yatırımlarından biri olan Bağdat Demiryolu projesi, değişik biçimlere bürünerek bu dönemde de devam etti. Anadolu’da inşa edilecek demiryolu hatları için 1927 yılında Dresdner Bank ile önemli bir mali anlaşma yapıldı. Anlaşma uyarıca, demiryolunun rayları, yıllarca Osmanlı’ya silah satan ünlü Krupp tekelinden alınacaktı! Yine Türkiye’nin havayolu taşımacılığı da Alman sermayesi tarafından inşa edilecek, Berlin-İstanbul ve İstanbul-Ankara havayolu taşımacılığını Lufthansa üstlenecekti. Böylece Almanlar Tebriz, Tahran ve Kabil’e havayolu koridorunda önemli bir imkan elde edecekti.

Yani yeni Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı’yı iliklerine kadar sömüren ve savaşa sürükleyen Almanya ile ilişkileri geliştirmekten geri durmadı. Gerekçe olarak ise, ‘Ülkenin ekonomik kalkınması için Almanya’dan gelecek sermayeye, sanayi mallarına ve tekniğe ihtiyacımız var” deniyordu. Ancak işin ilginci, bu ilişkiden eskiden olduğu gibi o yıllarda da yine Alman sermayesi karlı çıkıyordu! (Örneğin Ocak 1927 tarihinde imzalanan “Karşılıklı İkamet Anlaşması”, görünürde iki devlete de eşit şans tanıyordu. Anlaşma uyarınca Almanya ve Türkiye arasında serbest dolaşım, yerleşme ve ikamet özgürlüğü getiriliyor; her ülke kendi topraklarında yaşayan diğer ülke vatandaşına ‘en ayrıcalıklı yabancı’ statüsü tanıyordu. Anlaşma ayrıca diğer ülkede ticaret yapan vatandaşa ek bir vergi yüklenmeyeceğini güvence altına alıyordu. Ama gelin görün ki, bu anlaşmanın kaymağını o dönem Türkiye’de ticaret ve yatırım yapan Alman sermayesi ve tüccarları yiyecekti!)

 

ALMAN SUBAYLARIN TÜRKİYE SEVDASI!

İlişkiler ekonomik alanın dışında da devam etti. 1926 yılından itibaren, işsiz kalan veya emekli olan Alman subaylar, Harp Akademisi’nde öğretmen olarak işe alınmaya başladılar. Ve bu, Osmanlı dönemindeki kadar yoğun olmasa da, yeni Türk ordusu içinde de Alman ekolünü güçlendiren bir rol oynadı. Yine genç Türk ordusu da, Osmanlı gibi silah ve cephanesinin önemli bölümünü Almanya’dan temin ediyordu. Devletler yıkılmış, savaşlar yaşanmış, uluslararası dengeler değişmiş olsa da Essenli Krupp tekeli, Anadolu’ya silah ve savaş araç gereçleri satmaya devam ediyordu yani!

 

FAŞİZM DÖNEMİNDE İLİŞKİLER ARTARAK SÜRDÜ

Almanya’da faşistlerin işbaşına geldiği 1933 yılı, Türk-Alman ilişkilerinde de bir rüzgar esmesine neden oldu olmasına ama 2. Dünya Savaşı başlayana kadar Hitler faşizminin yönettiği Almanya ile ilişkiler de artarak devam etti!

Öyle ki, 1933 yılında Türkiye’nin Almanya’ya ihracatı 37,9 milyon Mark iken, 1938’e gelindiğinde bu rakam 115,9 milyon Mark’a çıkacaktı. Ancak bunun karşılığında Almanya’nın Türkiye’ye ihracatı da 36,3 milyon Mark’tan 151,4 milyon Mark’a yükselecekti.

Hitler faşizmi, 1934’ten itibaren, Osmanlı dönemindeki kadar yakın olmasa da Türkiye’yi yanına çekme, yakında çıkabilecek bir savaşta işbirlikçisi olarak hazırlama gayretinde oldu. 1934 yılları arasında Türkiye’den ithalata özel bir teşvik getirerek bir nevi rüşvet verdi. Ve bu yıllar arasında (1934-36) Türk Alman ticaret dengesi bir daha eşine rastlanmayacak kadar Türkiye lehine döndü. (3 yıl için toplam ticaret fazlası 81,8 milyon Mark oldu)

Bu ticaret fazlasında, yoğun bir savaş hazırlığı içindeki Hitler faşizminin Türkiye’den aşırı miktarda krom ve bor madeni (savaş sanayi için önemli olan hammaddeler) satışı da büyük bir rol oynadı.

Ekonomik ve askeri bakımdan yeniden canlanan Alman Türk ilişkileri, savaşın iyiden iyiye yaklaşmaya başlaması ile çatırdamaya başladı. Çünkü Türk hükümeti bir seçim yapmak zorundaydı: Ya geçmişte olduğu gibi Almanya ile silah arkadaşlığına ve onun Ortadoğu jandarmalığına devam edecekti, ya da 1. Dünya Savaşı’nın galiplerinin rotasında davranacaktı. Hitler faşizmi bir süredir arttırdığı ekonomik, askeri ve diplomatik rüşvetlerin karşılığını talep ediyor, yaklaşan savaşta kendi adamı olarak davranmasını dayatıyordu.

 

DENGELERLE BİRLİKT E DOSTLUKLAR DA DEĞİŞİYOR

Almanya’nın Balkanlardaki hakimiyetini arttırması, İtalya’nın Kuzey Afrika’da işgallere başlaması Türkiye’yi tedirgin etmeye ve Hitler Almanyası’na daha mesafeli durmaya itecekti. Tabii bunda asıl etken, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye yaptığı baskı oldu. Öte yandan eğer Almanya ile mesafeli durursa Türkiye’ye ekonomik, askeri ve siyasi her türlü dostluğun sunulacağı güvencesi verildi. Önce İngiltere (Mayıs 1939) ardından da Fransa resmen bunu yazılı bir anlaşmaya bağladılar. Türkiye’nin, Almanya’ya sırt çevirmesi karşılığında İngilizlerden aldığı ödül ise Hatay’ın Türkiye’ye verilmesi oldu.

Hitler hükümetinin buna tepkisi sert oldu. Türkiye’nin bütün askeri siparişlerine el kondu. Ancak savaşın başlayıp Almanlar’ın ilk yıllar parlak  sonuçlar elde etmesi, Türk hükümetinde yeni tereddütler yaratmadı değil. Balkanlarda Yunanistan’a kadar ilerleyip Türkiye sınırlarına dayanan ve Basra Körfezi’ne inme planları yapan Almanya, İnönü Hükümeti’ne resmen başvurarak Alman ordusu için Türkiye topraklarından geçiş izni istedi. Türkiye’de gözü olmadığını, bu isteğin kabul edilmesi halinde eski Osmanlı topraklarının bir bölümünün Türkiye’ye verileceği vaadinde bile bulundu. Zor duruma düşen Türk hükümeti, yanıtı uzattıkça uzattı ve imdadına, Irak ve İran’ın güneyini işgal eden İngilizler yetişti.

Türkiye’yi kazanamayan Almanya, en azından tarafsızlaştırmak üzere, 1941 yılında Türkiye ile bir „Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması“  imzaladı. Bunda asıl amaç Türkiye’yi sağlama alıp Sovyet cephesini açmaktı. Nitekim antlaşmanın ilanından 4 gün sonra 21 Haziran 1941’de Almanya Sovyetler’e savaş ilan etti. Ve ilginçtir, Türkiye Hitler ordusunun silah sanayi için büyük önem taşıyan bor ve krom madenlerini 1943 yılına kadar Almanya’ya satmaya devam etti!

 

ESKİ DOSTA SAVAŞ İLANI

Hitler faşizminin ilerleyen yıllarda adım adım çöküşe geçtiği ve yenileceğinin artık bariz biçimde anlaşıldığı 1945 yılında müttefik güçlerin de zorlamasıyla Türkiye, tarihinde ilk kez Almanya’ya savaş ilan etti (23 Şubat 1945). Ancak bu, fiili bir girişime dönüşmemiş, sembolik bir karar olarak kalmıştır.

Yani, Türk-Alman Dostluğu’nun tamamen tarihe gömülmesi için iki büyük savaş gerekmişti.

2. Dünya Savaşı’nın bitişiyle uluslararası dengeler bir kez daha önemli ölçüde değişti. Ve Türkiye, kendini bu kez bir başka “büyük dostun”, ABD’nin kolları arasında buldu.

Savaş sonrası ikiye bölünen Almanya ile Türkiye’nin ilişkileri, ABD, İngiltere ve Fransa’nın çizdiği sınırlar dahilinde olmuş, hem Türkiye hem Almanya, ABD’nin kontrolü altında, bu sefer sosyalizme karşı mücadele arkadaşlığında kader birliği yapmışlardır.

1960’lardan itibaren Almanya’nın ekonomik ve siyasi olarak giderek toparlanması ölçüsünde ise iki ülke arasındaki ekonomik bağlar yeniden önemli bir seviyeye ulaştı. Ancak bu kez bölgeye egemen olan ABD faktörü vardır ve Almanya’nın 90’lı yıllara kadar bağımsız bir plan içinde olması mümkün olamamıştır. Buna rağmen yeni bir temel üzerine oturan Türk Alman dostluğu, silah satışı, ticaret, sermaye ihracı gibi alanlarda hayli önemli gelişmelere sahne olagelmiştir.

 

YENDİEN GÜÇLÜ ALMANYA

İki Almanya’nın birleşmesi, Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku’nun çözülüşü uluslararası dengelerde önemli değişiklikleri beraberinde getirdi. ABD’nin kanatları altında kalan diğer emperyalist devletler, giderek kendi çıkarları temelinde davranmaya yöneldiler. Çin ve Rusya gibi yeni aktörlerin de devreye girmesi,

 

İŞÇİ GÖÇÜ VE İLİŞKİLERDE İNSANİ BOYUT

Almanya ve Türkiye arasında ilişkilerin tarihine göz attığımızda karşımıza genellikle silah sanayi, savaşlar, uluslararası krizler, katliamlar  çıkar. 1961 Ekim’inde imzalanan İşgücü Göçü Anlaşması’yla Türkiye’den Almanya’ya başlayan işçi göçü ise bu iki ülke arasındaki ilişkiye ender görülen bir insani boyut getirmiştir.

Arka planında yine ekonomik çıkar ve sömürü bulunsa da, onbinler, yüzbinler halinde başlayıp milyonlara varan sayıda emekçi, bu dönem içinde kendilerine yeni bir yurt edinmiş, türlü zorluk ve engellere rağmen Alman halkıyla iç içe geçen bir yeni hayata adım atmışlardır. Böylece, tarih boyunca padişahların, kayzerlerin, mareşallerin, hükümetlerin veya şirket sahiplerinin arasında cereyan eden iki ülke ilişkilere, ilk kez yeni bir boyut eklenerek, aynı fabrikada, aynı okulda, aynı mahallede kader birliği yapan Alman ve Türkiyeli emekçiler arasındaki ilişkiler dönemi başlamıştır.  Türkiye’den göç eden ve bir dönem sonra artık Almanya’ya kalıcı yerleşen Türkiyeli göçmen işçiler, iki ülkenin ortak paydalarından biri olmuşlardır: ancak ne var ki, daha çok da iki ülke hükümetleri ve sermaye sahiplerinin hem ekonomik ve hem siyasi bakımdan sömürüp yararlandığı bir ortak alan yapılmışlardır.

 

 

 

 Türk-Alman Ticari ilişkileri

Almanya, 4,2 milyar Euro’luk yatırımla Türkiye’de bugün en büyük yabancı sermaye konumundadır. Yıldan yıla artan ticaret hacmi de dikkat çekici boyutlardadır: Türkiye, 2007 yılında Almanya’ya 9,8 milyar Euro tutarında ihracat yaparken, 15 milyar Euro’luk da ithalat yapmıştır. 2011 yılında ise Türkiye’den Almanya’ya yapılan ihracat 11,7 milyar Euro’ya, bu ülkeden yapılan ithalat ise 20,1 milyar Euro’ya çıkmıştır. (Kaynak, Federal İstatistik Dairesi)

Türkiye Almanya için önemli bir ihracat pazarı olsa da vazgeçilmez değildir (Toplam ihracatının yüzde1,5’ini Türkiye’ye yapmaktadır. İlk sırada yüzde 9 ile Fransa gelmekte, bunu yüzde 7 ile ABD izlemektedir. Almanya’nın ithalatı içinde Türkiye yüzde 1 ile 20. sıradadır). Buna karşılık Almanya ise Türkiye için kolay vazgeçilebilecek bir ticari partner değildir. Türkiye ihracatının yüzde 10’unu Almanya’ya yapmakta; yani en fazla ihracat yaptığı ülke konumundadır. Yine Almanya, Rusya’nın ardından en fazla dışalım yaptığı ikinci ülke durumundadır. İki ülke arasında dış ticaret dengesi son 10 yılda sürekli Almanya lehine bozulmaktadır: 2004 yılında 3,7 milyar Euro olan açık, 2011 yılına gelindiğinde 8,3 milyar Euro’ya yükselmiş bulunmaktadır.

Almanya ile Türkiye arasında eski dostluğu hatırlatan en önemli ilişkilerden bir de silah ticaretinde hala süren yoğunluktur. Almanya silah satışının yüzde 14’ünü Türkiye yapmakta iken, en fazla silah sattığı diğer ülkelerden biri de Yunanistan’dır.