Maurer beklentilerin hakkını verecek mi?

                

İsviçre Parlamentosu 2013 yılında bakanlar kurulunu, dolayısıyla da ülkeyi temsil edecek cumhurbaşkanını seçti. İsviçre’nin yeni Cumhurbaşkanı, ırkçı parti SVP’nin (İsviçre Halk Partisi) eski başkanı, Savunma Bakanı Ueli Maurer oldu. Tabi ki bu tercih içerde ve dışarıda birçok tartışmayı da beraberinde getirdi.

Irkçı parti içerisinde Zürih Kanadı olarak adlandırılan, en radikal kesimin öncülerinden olan Ueli Maurer, 2007 yılına kadar sürdürdüğü parti başkanlığı görevini bırakana kadar ülkenin bugüne kadar gördüğü en ırkçı kampanyaların yürütüldüğü dönemin de yöneticisiydi. Bu dönemin hatırlanacak en çarpıcı ırkçı kampanyası “kara koyun” hala hafızalardadır.

Ancak emekçilere, göçmenlere yönelen en azılı saldırılar Maurer’in başkanlığı döneminde gelse de hiç bir zaman sahnenin önünde kılıç sallayan cengâver olmadı ve kılıcı Blocher’ın eline tutuşturdu. SVP içerisinde, diğer partiler ve sermaye tarafından tercih edilen bir tip olarak kendini ortaya koyan Maurer, ülkeyi ve halkın ‚çıkarlarını‘ savunan kişi imajı ile güvenilirlik karnesini hep artıyla doldurma hedefiyle çalıştı ve bu çaba, konu SVP’den yana bir tercih yapılmasına geldiğinde, onu bakanlığa taşıdı.Çünkü bakanlık yarışında Blocher, diğer sermaye partilerinin ittifakıyla dışarıda bırakılmıştı.

Savunma Bakanı olarak göreve başlayan Maurer’in ilk icraatı orduya ayrılan bütçenin arttırılması ve 23 adet yeni savaş uçağının alınma girişimi oldu. Uçakların eğitim uçuşu yapabilecek kadar bile hava sahasına sahip olmayan bir ülkenin, militarizm üzerinden hesaplar yapılması, tabi ki ‚tarafsız‘ bir ülke için başka bir handikaptı. Maurer bir ilke daha imza atarak, kapitalist krizin yarattığı toplumsal çalkantıların İsviçre içinde tehlike arz etmesi durumunda, muhtemel halk hareketini ve işçi hareketini bastırmak için orduya yetki verilmesini talep edip, halka ve emekçilere karşı da açıktan dişlerini gösteriyordu.

 

NEDEN MAURER

Gelişmelere ve İsviçre sermayesinin isteklerine bakıldığında, Ueli Maurer’in cumhurbaşkanı seçilmesi bazı yönleriyle bir çelişki olarak durmaktadır. Çünkü bugün itibariyle SVP, büyük sermayenin bazı politikaları önünde çıkıntılık yapmaktadır. Örneğin AB ile yürütülen iki taraflı anlaşmalar, serbest dolaşım vb. konularda SVP, anlaşmaların iptalini istemekte, halk oylamasıyla tehdit etmektedir. Bunun karşısında diğer sermaye partileri ise birlik içerisindeler. İsviçre ekonomisinin ihracat ağırlıklı bir ekonomi olduğu, ihracatının önemli bir kısmının da AB ülkeleri, özellikle de Almanya’ya yapıldığı gözetildiğinde, SVP ’nin bu yolda yapacağı çıkıntılığın, ihracat sermayesi için can sıkıcı olacağı söylenebilir. Çünkü bu anlaşmalar karşılıklı imtiyazlar ön görmektedir. Öte yandan İsviçre bankalarında AB ve Almanya vatandaşlarına ait gizli hesap bilgilerinin yasal olmayan yollardan ele geçirilmesinin neden olduğu gerginlikler ve ekonomideki bazı sıkıntılar son zamanlarda hassas bir durum yaratmıştır. Ve bu hassasiyet halkın bir kesiminde potansiyel bir tepki yaratmış görünmektedir ki, SVP bu tepkiye oynayabilecek tek partidir.

Neticede tüm bu verilerin oluşturduğu tabloya bakıldığında görülen şu olacaktır: Her ne kadar ülke içinde ve dışında kimi sermaye  çevrelerince Maurer’in cumhurbaşkanı seçilmesi, “Acaba, uluslararası imaja zarar verir mi?” gibi sorularla karşılansa da gerçek başkadır. Bu koşullarda, cumhurbaşkanı SVP’li olan bir ülkede SVP’nin kendisinin bir çatışmaya şimdilik girmeyeceğine ait önemli veriler de yeterince vardır. Ama tereddüde yer bırakmayacak başka bir gerçek de, Maurer’in cumhurbaşkanı olmasından bağımsız olarak, işçilere ve emekçilere karşı düşmanlıktan vazgeçmeyip, militarizm propagandasına ara vermeyeceğidir.

 

Haydar Sancar

 

Kendine özgü bir cumhurbaşkanlığı modeli

 

Ülke yönetimi biçimiyle olduğu kadar, cumhurbaşkanlığı ve cumhurbaşkanının görevi ve görev süresi ile ilgi olarak da alışılagelmiş biçimlerin dışında bir özellik gösteriyor İsviçre.

Cumhurbaşkanı, 7 kişilik bakanlar kurulunun başkanı ve aynı zamanda ülkenin dış ilişkilerde yetkili temsilcisidir ve her yıl  bakanlar kurulundan biri bu görevi üstlenir. Seçimi de parlamento yapar. Bu seçimlerde parlamento cumhurbaşkanı yardımcısını da seçer. Genelde bir sonraki yıl, cumhurbaşkanı yardımcısı yeni cumhurbaşkanı olur.