Mısır’a AKP gözlükleriyle bakmak

Mısır’ın Arap dünyasının kültürel ve siyasi liderliğini yaptığı son dönemde her fırsatta işittiğimiz bir önerme. Arap devrimci süreci elbette Tunus’ta başladı ama Mısır olmasaydı bütün bir coğrafyayı kaplayan bir dalga halini alması zordu.

Mısır, Arap devrimci sürecine merkezi bir sahne ve simge sundu. Tunus’ta, Suriye’de, Bahreyn’de, Yemen’de harekete geçen toplumsal dinamiklerin hangi kanallara yöneldiğini tayin eden elbette söz konusu ulusal bağlam oldu. Ama Mısır’da cereyan edegelen süreç bütün bu ayaklanmalara bir biçimde kendi rengini veren ana aks oldu. Mesela ayaklanmaların sivil itaatsizlik yöntemlerini seferber etmesi ya da Tahrir gibi kamusal alanların zapt edilmesi girişimleri hep Mısır’ın “sembolik sermayesinin” eseriydi. 19. yüzyılın ilk yarısında Habsburg İmparatorluğu’nun en önemli devlet adamı Metternich, Fransız Devrimi ile başlayıp Napolyon savaşlarına uzanan dönem için, “Fransa hapşırsa Avrupa nezle olur” demişti. Mısır’ın Arap dünyasının Fransa’sı olduğu aşikâr.

Liderlikten bahsedince akla gelen bir tek Mısır değil elbette. AKP iktidarıyla “şahlanan” Türkiye’nin bölgede “oyun kurucu” bir güç, “bir model” oluşturacağı söylemi bir süredir revaçta. Yeni olan, AKP’ye yakın kalem erbabının Türkiye’nin liderlik etme olanaklarını genişleten bir fırsat olarak değerlendirdiği “Arap Baharı”nın Mısır’da (ve elbet kısmen Tunus’ta) yeni bir evreye girmesiyle takındığı tutum. Hatırlayalım: Bu kesim Arap ayaklanmalarını esas itibariyle laik/batıcı elitler ile mütedeyyin halkın kapışmasına indirgiyordu. Buna göre Mısır ya da Tunus’ta tıpkı Türkiye’de olduğu gibi batıcı despotik bir zümre devlete çöreklenmişti. Türkiye’de AKP’nin başarısı, bu gayrımilli elitin imtiyazlarını kaybetmesi ve “milletin” alnı secde görmüş otantik temsilcilerinin iktidar olması anlamına geliyordu. Arap ayaklanmalarının da aynı “başarı öyküsünü” tekrar edeceği, Batıcı diktatörlerin tasfiyesinin ardından iktidar olan İslami partilerin millet-devlet “buluşmasını” temin edeceği yönünde bir beklenti vardı. Türkiye’nin Arap coğrafyasına mürşidlik ve mürebbilik etmekte olduğu yönündeki bu hevesi iştahla tedavüle sokanlar, Mısır’da gelişen toplumsal muhalefet karşısındaysa asabileşiyor.

 

TÜRKİYE MODELİ Mİ?

“Türkiye modeli” (otoriter demokrasi+itaatkâr emek) Mısır’da kitlelere çarpınca bu kesim açısından “bahar”, “kış”a dönüyor.Tahrir’de cereyan eden gösterileri bizdeki Cumhuriyet Mitingleri’ne benzetiyor veya muhalefeti “Mısır tipi Ergenekon” diye nitelendiriyorlar. Mısır’da ahalinin mücadeleye devamını ve devrimin ellerinden alınması girişimlerine karşı direnişlerini “vesayetçiliğe” yoruyorlar. Buna göre Mursi’nin eski rejim kalıntılarını temizliyor oluşunu içlerine sindiremeyen Mübarek yanlıları, güya demokrasi adına eski “vesayet rejimine” sahip çıkıyor. İşte muhalefet bu liberal görünümlü Mübarekçilerden, laikliği istismar eden batıcı elitin kalıntılarından oluşuyor.

Yukarıda özetlenen görüşlerin simetrik karşıtı da var. AKP, zihin dünyamıza öyle bir saltanat kurmuş ki onun muhalifleri dahi, hemen her şeyi AKP’nin aynasında görüyor. Solda da çok geniş bir ilgi ve kabule mazhar olan bu yaklaşıma göre Arap devrimci süreci aslında AKP’nin iktidarıyla başlayan sürecin bölgeye yayılmasından başka bir şey değil.

Buna göre, son iki yılın siyasal ve toplumsal çalkalanışı aslında emperyal bir restorasyon operasyonu. “Ilımlı İslam”ın Türkiye’deki başarıları karşısında mest olan ABD, bölgeyi AKP’nin suretinde yeniden “dizayn”a girişiyor.

Uzatmayalım: Başından itibaren Arap ayaklanmalarına karşı mesafeli olmuş bu kesim, Mısır’daki yeni dalgayla keskin bir dönüş yaparak “devrimi”keşfediyor. Bu elbette hayırlı ancak İhvan karşıtı bu dalganın nesebinin iki yıla yakın zaman önce başlayan devrimci süreç olduğunu görmek kaydıyla. Zamanında bu namüsait koşullardan ancak emperyalizm ve gericiler istifade eder diyerek ayaklanmaları hor görenler şimdi onun açığa çıkardığı muazzam toplumsal enerjiyi idrak edebilmek için mesai harcıyor. Oysa anlaşılmayacak bir şey yok: İhvan’ın AKP, Mursi’nin Erdoğan olamayışının basit bir nedeni var. İki iktidar çok farklı sosyal ve siyasal güç dengelerinin ürünü. Bizim başımıza musallat olan AKP, madun sınıflar açısından bir yenilginin sonucu. AKP iktidarı, 2001 krizinin siyasal merkezde yarattığı çöküntünün ve dahası krizin gündeme getirdiği iktisadi ve sosyal saldırıya karşı emekçi kitlelerin bir yanıt verememesinin yarattığı boşlukta mümkün oldu. İhvan ise tam tersine, toplumsal muhalefetin ricat ettiği değil, bilakis kolektif eyleme inancının belki de on yıllardır olmadığı ölçüde pekiştiği bir dönemde iktidar oldu.

 

İHVAN VE ABD

Devrimin ilk aşamasında ortada görünmeyen, treni sonradan yakalayan İhvan, koşullar elverdiğinde muazzam kaynaklarını iktidar yolunda seferber etti. İhvan gücünü sokakla “yüksek siyaset” arasındaki “aracı” konumundan aldı. Hâkim sınıfla, orduyla ya da ABD ile uzlaşırken pazarlık gücünü artırmak için sokağa yaslandı. Tam tersine sokağı denetim altında tutmak yolunda da “yüksek siyasetin” olanaklarına tutundu. Bu göründüğü kadar sağlam bir konum değil. Zaten o sebeple de daha bir yılı bulmamış Mursi dönemi, şimdiden ülke tarihinin en ciddi grevleri ve kitle mücadeleleriyle karşı karşıya. Mısır’da geniş kitleler soyut bir laikliği savunmak adına değil, devrime sahip çıkmak ve onu derinleştirmek için sokağa çıkıyor.

Sürecin nasıl ve nereye evrileceğini kestirmek güç. Kesin olan, bugün iki farklı demokrasinin mücadelesiyle karşı karşıya olduğumuz: Aşağıdakilerin plebyen demokrasisiyle neoliberal reformcuların oligarşik parlamentarizmi. İki “demokrasi” arasındaki çelişki, bu ülkede devrimi “sürekli” kılacak temel çıkış noktalarından biri. Mahalla’da greve giden bir tekstil işçisinin geçenlerde basına yansıyan sözlerini belki uzak bir “ihtimal”, ama her şeye rağmen “reel” bir ihtimal olarak akılda tutmakta fayda var: “Devrim bize hiçbir şey getirmedi. Bu nedenle işçiler devrimi yeni baştan yapıyor. Gelecekteki devrim bir işçi devrimi olacak.” Gözlerimizdeki AKP gözlüğünü çıkartırsak bu ihtimali daha iyi görebiliriz.

 Foti Benlisoy

Mısır’da referandum: Katılım az, evet önde

 

Mısır’da tartışmalı yeni anayasa taslağı için 15 Aralık’ta ilk turu yapılan referandumda katılım çok düşük olurken, İslami esasları getiren Anayasa değişikliğine evet diyenler önde göründü.  Resmi olmayan ilk sonuçlara göre referanduma katılım %38’de kaldı. 26 milyon seçmenden sadece 8 milyonu sandık başına gitti. Anayasaya evet diyenlerin oyları %56.9, hayır oyları ise %43.1 olarak belirlendi. Referandumda Müslüman Kardeşler ve diğer İslamcı gruplar anayasaya destek veriyor. Devrimciler, liberaller ve laikler ise hazırlanan anayasaya tepki gösteriyor.

Oylama, başkent Kahire ve İskenderiye’nin yanı sıra sekiz farklı bölgede yapıldı. Diğer bölgelerde ise oylama 22 Aralık’ta yapılacak. Çok az sayıda yargıcın referandum oylamasında denetçi olarak görev alma talebinde bulunması nedeniyle oylama bölünmek zorunda kaldı.

Yaklaşık 51 milyon seçmenin kayıt yaptırdığı referandumda güvenliğin sağlanması için 250 bin güvenlik personeli görevlendirildi. Gelecek yıl yapılacak seçimler öncesi yeni anayasanın yürürlüğe girmesi gerekiyor. Muhammed Mursi, Haziran ayındaki seçimlerde oyların yarısından az bir farkla fazlasını alarak cumhurbaşkanı seçilmişti.

Referandumda öncesi ve sırasında Mursi yandaşları ve karşıtları arasındaki çatışmalar yaşandı. Muhalefetteki Wafd partisinin Kahire’deki merkezleri radikal İslamcılar tarafından saldırıya uğradı. Ayrıca Dakahlia ve İskenderiye kentlerinde de çatışmalar yaşandı. İskenderiye’de polisin müdahale ettiği olaylarda 15 kişi yaralandı. İskenderiye’deki çatışmaların, camide vaaz veren bir imamın referanduma „evet“ oyu verilmesi yönündeki çağrısının ardından çıktığı belirtiliyor.

Muhalifler, yeni anayasanın devrimle elde edilen bazı özgürlüklere kısıtlama getirdiğini savunuyor.