2013: Memorandum politikasının Avrupalılaştırılması

01Euro

AB devlet ve hükümet başkanlarının 14 Aralık 2012 tarihli toplantısında, 2013 yaz aylarına kadar Avrupa Sözleşmelerinde önemli değişiklikler yapılması kararlaştırıldı. Bu değişiklikler neler olacak? Gelecekte AB Komisyonu ile Euro Bölgesi ülkeleri ve bunun da ötesinde kabul eden bütün diğer AB üyeleri arasında ikili anlaşmalar imzalanacak. Bu anlaşmalar kapsamında AB Komisyonu, ülkelerin ulusal bütçelerine ilişkin ayrıntılı maddeler ekleyecek. Bu planın özünde, anlaşma gereği tepeden dayatılmış ve ulusal parlamentoların onayına sunulmamış neoliberal kısıtlama politikalarının hayata geçirilmesi var.

Euro Bölgesi’ndeki “borçlu devletlerle” (Yunanistan, İrlanda, Portekiz, İspanya) Troyka (Uluslararası Para Fonu, AB Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası) arasında imzalanmış memorandumlar, planlanan bu ikili anlaşmalara örnek alınıyor. Söz konusu “borçlu ülkeler”in bütçe açıkları, 2008/2009 krizinde bankaları kurtarmak için hazırlanan paketler ve Hedgefonlar’ın spekülasyonları sonucunda oldukça büyümüştü. Bu spekülasyon saldırıları, kredi derece kurumlarının not düşürmesi ve buna bağlı olarak finans piyasalarının artan faiz baskısı nedeniyle daha da şiddetlenmişti. Bu noktada İMF ve Euro Bölgesi ülkeleri, Yunanistan ile İrlanda’da faaliyet sürdüren kendi bankalarını kurtarmak için devreye girmişti. “Borçlu ülkeler”, kredi alabilmek için “memorandumlar” imzalamayı kabul etmişlerdi. 100 sayfadan kapsamlı bu anlaşma metinlerinde bütçe, ekonomi, döviz ve sosyal politikalara ilişkin ayrıntılı yükümlülükler altına girdiler. Bu yükümlülükler arasında örneğin, İrlanda’daki asgari saat ücretinin 1 Euro düşürülmesi veya Yunanistan’ın kamuya ait mal ve işletmelerin 50 milyar Euro’luk bölümünün satılması yer alıyordu.

Diğer bir deyişle bu memorandumlar, demokrasi, sosyal devlet ve çalışanlarla sendikalarının haklarına yönelik saldırıların merkezini oluşturuyor. Hazırlanmasında önemli derecede rol oynayan Alman hükümetinin arkasında yer aldığı Troyka bugüne dek, yüksek derecede faiz ödediği için yeni kredi almakta zorlanan ülkeleri köşeye sıkıştırabiliyordu. Şimdi kararlaştırılan ikili anlaşmalar, bu memorandumlar politikasının Avrupalılaştırılması hedefini güdüyor. Yani Euro Bölgesi’nin bütün (!) ülkeleri bu anlaşmalara tabi olacaklar. Bunun yol açacağı sonuç ise, kısıtlama politikalarının Avrupa çapında çalışanların, işsizlerin, üniversitelilerin ve emeklilerin sırtından keskinleştirilmesi olacak. Bugünden hepsi hızla yeni bir resesyona doğru ilerleyen Euro Bölgesi’ndeki ekonomiler açısından bu plan, bu sürecin hızlandırılması ve buna bağlı olarak da “borçlu devletler” örneğinde olduğu gibi yoksulluğun ve sefaletin kıskacındaki alanların genişlemesi anlamına gelecektir. Örneğin Yunanistan’ın gayrisafi milli hasılası, memorandum politikasının başladığı günden bu yana yüzde 17 geriledi ve devlet borçlanması yüzde 41 arttı.

Resesyon dalgasının Almanya’yı es geçmeyeceğine dair belirtilerin ilkini bugün Opel’de görüyoruz. Bochum’daki işletme 3 bin işçiyi kapı önüne koyuyor. Yan sanayi kollarında ise 10 bin kişi işini kaybedecek. Bölgede Opel Bochum’un kapısına kilit vurulmasından etkilenecek toplam işçi sayısının 45 bine ulaşacağı tahmin ediliyor. Opel hem bağlı olduğu ABD’deki General Motors (GM), hem de federal hükümet tarafından kıskaca alınmıştı. GM, Opel’in Asya’daki pazarlara girmesini engellemişti. Oysa VW örneğinde görüldüğü gibi bu pazarlar Avrupa’daki talebin gerilemesinden dolayı ortaya çıkan zararların karşılanmasında önemli bir rol oynayabilirdi. Opel’in, Merkel’in kısıtlama dayatmaları sonucunda ekonomileri gerileyen Güney Avrupa ülkelerindeki satış rakamları son yıllarda çöktü. Şimdi de tipik, kapitalist tarzdaki çözüm yolları devreye sokuluyor. Ana tekel GM’nin kar edebilmesi için kitlesel çıkışlar veriliyor. GM 2011 yılında 100 yılı aşkın tekel tarihinin en büyük karını elde etti.

Federal hükümet ise bugün hiç birşey yapmıyor. Opelcileri çoktan defterden silmiş olan SPD ve Yeşiller ise birkaç damla timsah gözyaşı döküyor. Bu sefilleştirme stratejisine karşı direnişe geçmek gerekiyor. Opel çalışanlarıyla dayanışma, Merkel kısıtlama dayatmalarına ve bunları Avrupa sathına yayma çabalarına karşı güçlü bir silah olacaktır.

 

Martin Handke