2013’e girerken değişen ve değişmeyen dengeler

2013, CDU/CSU ve FDP’den oluşan “Siyah-Sarı” koalisyon hükümeti için adeta “kader yılı” olacak. Çünkü bu koalisyonun çoğunlukta olduğu Federal Parlamento’nun yanı sıra üç eyalette meclis seçimleri yapılacak. Sonuçlar aynı zamanda iki dönemdir başbakanlık koltuğuna oturan Angela Merkel için de büyük önem taşıyor.

 

Almanya’da iç politika açısından 2012’nin en önemli olayı hiç şüphe yok ki, daha iki yıl önce büyük umutlarla seçilen “en genç” Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un, düşük kredi ve basına yaptığı baskı nedeniyle istifa etmesi oldu. Wulff’tan önceki cumhurbaşkanı Horst Köhler’in de görev süresini bitirmeden istifa etmesi, bu “en yüksek” makamın itibarına büyük bir “gölge” düşürdü.

Bunun farkında olan meclisteki partiler denilebilir ki, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra pek görülmedik bir uzlaşma içinde Joachim Gauck’u cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturttular. İki yıl önce SPD ve Yeşiller tarafından Wulff’a karşı aday gösterilen Gauck, bu kez aynı zamanda CDU/CSU ve FDP’nin de cumhurbaşkanı oldu. ”En yüksek makam” için sağlanan bu “büyük uzlaşma” elbette Almanya’nın içinde bulunduğu durum ve onun gereği olarak pek çok konuda aynı düşünen partilerin el ele vererek işin içinden çıkma çabasından başka bir şey değildir.

“İslam Almanya’ya aittir” diyerek bir ezberi bozan, göç politikaları konusunda daha liberal bir yaklaşıma sahip olan Wulff’un yerine seçilen Gauck ise daha çok muhafazakar bir çizgiyi savunuyor.

 

ALMANYA 2012: KORSANLAR ÜLKESİ

Bir diğer önemli gelişme ise, Eylül 2011’de ilk olarak Berlin’de Eyalet Senatosu’na girmeyi başaran Korsanlar Partisi’nin (Piratenpartei), yükselişini 2012’de de sürdürmesi oldu. Korsanlar, Saarland, Schleswieg-Holstein ve Kuzey Ren Vestfalya (NRW) eyaletlerinde yapılan parlamento seçimlerinde barajı aşmayı başardı. Diğer taraftan her üç eyalette de Sol Parti oy kaybına uğradı, daha önce yüzde 5 barajını aştığı Schleswieg-Holstein ve NRW’de meclis dışında kaldı. 2011’de Baden-Württemberg Eyaleti’nde ilk kez bir eyalet başbakanlığı kazanan Yeşiller’in çıkışı, 2012’de eski düzeyine geriledi. Buna karşın, Federal Hükümet ortağı FDP, eyalet seçimlerinde önemli oranda oy kaybetti. CDU/CSU ve SPD ile genel hatlarıyla aynı oylarını korumaya devam ettiler.

 

SEÇİMLERDE KİM NE YAPACAK?

2012’de iç politikada gelişmeler çerçevesinde 2013’e baktığımızda, 22 Eylül’de yapılacak genel seçimlerin öneminin  artacağı şimdiden söylenebilir. Ayrıca CDU/CSU-FDP koalisyon hükümetlerinin işbaşında olduğu Aşağı Saksonya (20 Ocak), Bavyera (15 Eylül) ve Hessen (15 Aralık) eyaletlerinde  yapılacak parlamento seçimleri de bunun önemini daha çok artırıyor. Dolayısıyla 2013 yılı Başbakan Angela Merkel ve onun öncülük ettiği “Siyah-Sarı” koalisyonu için büyük bir önem taşıyor. Başka bir deyişle, 2013 muhafazakar-liberal koalisyonunun kader yılı olacak.

Partiler, seçim stratejilerini ve başbakan adaylarını belirlemiş olarak, şimdiden seçim hazırlıklarına başladılar bile.

2005’ten bu yana başbakanlık koltuğunda oturan Angela Merkel, Aralık ayında Hannover’de yapılan ve genel seçim stratejisinin belirlendiği CDU Genel Kongresi’nde, önceki döneme göre daha muhafazakar bir çizgide seçim kampanyası yürüteceği mesajı verdi. Delegelerin neredeyse yüzde yüzünün oyuyla yeniden parti başkanlığına seçilen Merkel, Almanya’nın ve Avrupa’nın en güçlü politikacısı olduğu imajını canlı tutmaya çalıştı. Aynı şekilde mevcut hükümeti, “İki Almanya’nın birleşmesinden sonraki en başarılı hükümet” olarak nitelendiren Merkel, ülkede yaşanan ekonomik-sosyal sorunlar konusunda ise fazla konuşmamayı tercih ediyor. Kriz içinde bulunan ülkelerin durumunu göstererek, Almanya’nın en iyi durumda olduğuna dair yapılan vurgular elbette belli bir kesim içerisinde etkili oluyor. Ne var ki, sosyal sorunlar ve sınıfsal çelişkiler de son yıllarda görülmedik derecede büyümüş durumda. Dolayısıyla, genel seçimlere kadar şu anda Merkel’in lehine görünen dengelerin değişmesi büyük bir olasılık olarak görülüyor. Özellikle de koalisyon ortağı FDP’nin beklenin çok altında oy alacağına dair tahminler, 2013’deki genel seçimlerin Merkel için hiç de parlak bir sonuç ortaya koymayacağını bugünden haber veriyor.

 

STEINBRÜCK: SOL GÖSTERİP SAĞ VURACAK

Bu sürecin nasıl bir seyir izleyeceği aynı zamanda muhalefet partilerinin göstereceği performansa da bağlı. Dört yıl önceki seçimlerde yüzde 23 ile dibe vuran SPD, bu adaylar arasında en neoliberal çizgiyi temsil eden Peter Steinbrück ile seçimlere katılacak.

SPD’nin izlediği neoliberal politikalara göre dahi daha sağ-liberal bir çizgide bulunan, sosyal demokrasinin geleneksel değerleriyle bile pek ilgisi bulunmayan Steinbürck, başbakan adayı gösterildikten sonra katıldığı konferanslarda aldığı milyonlarca Euro ile gündeme gelmişti. Milletvekilliği maaşından kat be kat fazlasını, tekellerden “konuşmacı” parası olarak alan Steinbrück’ün, iyi bir sermaye temsilcisi olduğu, maliye bakanlığı yaptığı yıllarda görülmüştü. Bu nedenle şimdi oy uğruna “sosyal adaletçi” kesilmesi kesinlikle inandırıcı değildir.

Ajanda 2010 ve Hartz IV yasalarıyla gurur duyan, ancak bazı sivriliklerin rötuştan geçirilmesi vaadiyle seçimlere katılacak SPD ve onun başbakan adayı Steinbrück’ün hedefi oyları artırmak ve Yeşiller ile bir koalisyon hükümeti kurmak. Ama, 2005-2009 yılları arasında kurulan “büyük koalisyon” hükümetinin maliye bakanı olmanın verdiği avantajla ikinci bir “büyük koalisyon”a da sıcak bakıyor. Bu nedenle, seçimlerde SPD ile Yeşiller’in oyu yetmediği takdirde yeniden “büyük koalisyon”un kurulması ihtimali hiç de az değil.

Dahası, hem Avrupa hem de Almanya’nın içinden geçtiği süreç, Alman sermayesi için “büyük koalisyonu” daha tercih edilir kılmakta.

 YÜCEL ÖZDEMİR

 

Sol Parti yükselişe geçebilir mi?

 

İç politika açısından 2013, savaşa ve sosyal kısıtlamalara karşı önemli bir dinamik olan Sol Parti için de önemli bir yıl olacak. 2012’yi, kaybedilen eyalet seçimleri ve kanatlar arası çekişmelerden ötürü “kayıp yılı” olarak geçiren Sol Parti’nin, 2013’de ciddi bir yükseliş sağlaması, en azından 2009’daki oy düzeyini tutturabilmesi için olağanüstü bir çaba içerisinde olması gerekiyor.

Her ne kadar Sol Parti’den önemli ölçüde oy alan Korsanlar, şimdi iç çekişmeler ve politikasızlıktan ötürü oy kaybına uğrasa da, “denenmemişler” olarak yine de Sol Parti’yi etkileyecek bir oy alabileceği tahmin ediliyor. Bugüne kadar Korsanlar’a karşı daha çok “görmeme” politikası izleyen Sol Parti’nin, bu partinin “sol”la, emekçilerle, demokratik hak ve özgürlüklerle bir alakası olmadığını etkili bir şekilde dile getirmesi kaçınılmaz görünüyor.

Keza, SPD’nin genel seçimlerde “sosyal adalet”, “asgari ücret”, “yaşanılabilir emeklilik” gibi konuları temel seçim propagandası yapacağını açıklaması da Sol Parti’nin işini zorlaştırıyor. Zira, muhalefete düşmüş bir SPD, Sol Parti ve sendikalar açısından her zaman iktidardaki SPD’den çok daha sinsidir.

Bütün bunlardan ötürü, Sol Parti için 2013, sınıflar arasında derinleşen çelişkileri, yoksulluğu, kiralık işçiliği, düşük ücretli işleri, Hartz IV uygulamalarını, savaş hazırlıklarını açık ve çarpıcı bir şekilde dile getirdiği ölçüde, ilerici misyonunu sergileme ve bu temelde de emekçi yığınlar arasındaki etkisini arttırma imkanlarını barındırıyor. Tabii bu yönde bir ilerleme olmadığı takdirde ise, partiyi daha büyük ‘kayıpların’ beklediği de açıktır. (YH)

 

CDU’da göçmen açılımı

 

Almanya’da göçmenlere karşı en fazla önyargıları körükleyen, yasalarla hakları kısıtlayan parti olarak bilinen Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinde Türkiye kökenli göçmenlere yönelik “açılım politikası” devam ediyor.

Aygül Özkan’ı Aşağı Saksonya’da bakanlık koltuğuna oturtarak, Türkiye kökenli göçmenler açısından bir ilke imza atan CDU, bu kez de yönetimine 3 Türkiye kökenli politikacıyı alarak diğer partilere fark attı!

Hannover’de düzenlenen CDU genel kongresinde Berlin Eyalet Milletvekili E. Demirbüken Wegner, partinin karar almada en etkili organı olan 14 kişilik Başkanlık Divanı’na seçilen ilk Türkiye kökenli siyasetçi oldu.

Aynı kongrede Aşağı Saksonya Eyaleti’nin Sosyal İşler, Kadın, Aile, Sağlık ve Uyum Bakanı Aygül Özkan ile Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Meclisi Üyesi Serap Güler de Yönetim Kurulu’na seçildiler. Özkan, delegelerin yüzde 76’sının, Güler yüzde 74’ünün oylarını aldı.

Göçmenlere “yakın görünen” Yeşiller’de ise Cem Özdemir eşbaşkan, SPD’de de Aydan Özoğuz başkan yardımcılığına getirilmişti. Göçmenler konusunda diğer partilerden daha olumlu bir politikaya sahip olan Sol Parti’de ise henüz bir Türkiye kökenli yönetici bulunmuyor. (YH)