2013: Hem zor hem umutlu

 YeniHayat83

“Kurtarma Rutinliği”nin 2012’nin söz olarak seçilmesi, Avrupa’da egemenlerin kriz karşısında “rutin” reçeteler çıkarmaktan başka bir şey yapmadığını yeterince özetliyor. Ancak yıl içinde işçi sınıfı ve emekçilerin mücadelesi “rutinliği” aşarak bir üst düzeye çıktı. Emekçilerdeki öfke ve tepkinin, genel grev ve genel direnişlere dönüşmesi yönünde atılan adımlar, 2013’ün Avrupa’sı için de önemli olacak.

 

Alman Dil Topluluğu tarafından her yıl binlerce öneri arasından seçilen yılın kelimesi (Wort des Jahren), olarak bu yıl “Kurtarma Rutinliği” (Rettungsroutine) belirlendi. Avrupa Birliği (AB) ve Euro Bölgesi’nde iki yıldan fazladır aşırı bütçe açığıyla karşı karşıya olan ülkeleri “kurtarma” adına yapılan zirveler, hazırlanan reçeteler gerçekten “rutine” bağlanmış durumda.

“Ülkeleri, ekonomiyi veya Euro’yu kurtarma” adı altında, kıta genelinde halka ve emekçilere kemer sıktırmayı çözüm diye sunan egemenler aslında kendi çıkarlarını kurtarma telaşındalar. Ancak ne var ki rutin bir şekilde hazırlanan bu paketlerin bir çözüm olmadığı her geçen dün daha iyi görülmekte.

Bu açıdan yılın sözü olarak “kurtarma rutinliği”nin seçilmesi dönemin ruhunu yansıtıyor.  Yılın sözü 2011’de “stres testi”, 2010’da da “öfkeli vatandaş” olarak seçilmişti.

 

2011’İN AVRUPA’DA DEVRETTİKLERİ

2011’in 2012’ye devrettiği “Arap Baharı”, “Libya”, “Suriye”, “Euro krizi”, “krize karşı mücadele”, “işsizlik ve yoksulluk”, “NSU cinayetleri” … gibi pek çok olay ve gelişmenin hangi yöne gideceği bakımından belirsizliklerin kısmen ortadan kalktığı, daha da netleştiği bir yıl olarak geçti 2012.

Örneğin, AB, Avrupa Merkez Bankası ve IMF’den oluşan “Troyka”nın, bütçe açığının yaşandığı Güney Avrupa ülkelerine dayattığı acı reçetelerin çözüm değil, işsizlik ve yoksulluğun artmasına neden olduğu artık daha geniş kesimler tarafından görülebilmekte. Zira kıta genelinde sınıflar arasındaki uçurum derinleşirken, adaletsizlik, işsizlik ve yoksulluk gözle görülür, hissedilebilir şekilde yaygınlaşmıştır. Ve bu artık sermaye basını, araştırma kurumları ve politikacıları tarafından da dile getiriliyor. Bu durum Almanya’da geniş yelpazedeki örgüt ve kurumların bir araya gelerek “Umfairteilen” adı altında onbinlerce insanın katıldığı gösterilere de vesile oldu.

Kıta genelinde 115 milyondan fazla insanın yoksulluk içinde yaşaması da gelinen durumun en somut ifadesi.

Başka bir deyişle, Avrupa genelinde işsizlik, yoksulluk, gelir adaletsizliği, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez bu denli yükselmiş. Özellikle de gençler arasında. Örneğin, krizin yaşandığı Güney Avrupa ülkelerinde 25 yaşından küçük gençler arasında işsizlik yüzde 50’leri aşmış, genç kuşaklar arasında gelecek endişesi daha da büyümüş durumda.

Bu aynı zamanda, “krizi çözme” adına rutin bir şekilde dayatılan politikaların iflas ettiği anlamına geliyor. Ancak, uluslararası rekabet, kriz koşulları vb. etkenlerle kendi çıkarlarına daha gözü dönmüşçesine sarılan sermaye sahipleri, çareyi mengeneyi daha da sıkmakta görüyor ve bu da  kısa dönemli rahatlamalar yaratsa bile ne ekonominin ne de halkın sorunlarını azaltmıyor terinse daha da arttırıyor.

2012’de ortaya çıkan dikkat .ekici olgulardan birisi de, kıta genelinde krize karşı işçi sınıfı cephesinde mücadelenin, önceki yıl(lara) göre daha canlı ve birleşik bir karakter kazanması oldu. Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İtalya’da 14 Kasım’da genel grev ve genel direnişlerle doruğa çıkan birleşik hareketin, dayatılan sermaye reçetelerine karşı güçlenip gelişmesi, 2013 yılında da sürecek görünüyor.

Ve şimdiden, 2013’de emekçi sınıflar arasında kapitalist sisteme ve onun kurumlarına karşı biriken öfkenin kendisini daha güçlü bir şekilde dışa vuracağının işaretleri var.

Keza, AB’de ulus-devletler arasındaki çıkar çatışmaları ve çelişkilerin derinleşmesi de önümüzdeki yıla güçlü bir şekilde devrediliyor.

AB tarafından görevden alınan Berlusconi ve partisinin, Euro/Alman karşıtlığı üzerinden seçim kampanyası yürütmeye hazırlanması da bunun bir işareti olarak görülebilir.

Bu aynı zamanda, krizden en çok karlı çıkan ülkelerden biri olan Almanya’nın Fransa’yla birlikte AB’yi kendi çıkarlarına göre dizayn etme politikalarının da güçlü bir şekilde tökezlemeye başladığı anlamına geliyor.

 

2013: HEM ZOR, HEM UMUTLU BİR YIL OLACAK

Almanya açısından gelişmelere biraz daha yakından bakıldığında, önümüzdeki yıl içinde genel seçimlerin yapılıyor olması nedeniyle, sistem partilerine tepki ve onlardan kopuş ve bu kopuşun bir bölümünün sistem içi kanallara akıtılması söz konusu olabilecek. Bunun yanı sıra NPD’nin kapatılması konusunda atılan adımlar bu buna bağlı gelişmeler şimdiden önümüzdeki yılın en çok konuşulacakları arasında yer alıyor.

Hem Almanya, hem Avrupa hem de dünya genelinde olup bitenlere baktığımızda, 2013’ün sermayenin dayatmaları, hak gaspları, işsizlik, yoksulluk, savaş ve silahlanma açısından kolay bir yıl olmayacağı ortadadır. Çünkü egemen sınıflar 2012’de yarım bıraktıklarını 2013’te tamamlamayı hedeflemekteler.

İşçiler ve emekçiler açısından ise, dayatılan bütün bu politikalara karşı direniş ve mücadelenin güçlenmesi, hem daha gerekli hem daha mümkün hale gelmiştir. Üstelik bu mücadele sadece basit hak alma, mevcut durumunu koruma ile sınırlı olmayıp, sorunları doğuran nedenlere, temeldeki çelişkilere yönelme eğilimi de taşımaktadır. Çünkü insanca çalışma ve yaşama hakkının önündeki engelin, “bütün kötülüklerin anası olan kapitalizm” olduğu gerçeğini bugün Avrupalı emekçiler açısından daha kolaylaşmıştır.

Bu nedenle 2012’de başta Avrupa olmak üzere dünyanın diğer kıtalarında köhnemiş rejimlere, insanlık dışı yaşam koşullarına ve dayatmalara karşı verilen mücadeleler geleceğe daha umutla bakmak için daha fazla neden olduğunu pek çok nedeninin olduğunu yeterinde ortaya koyuyor.

Unutulmamalıdır ki; olumsuzlukları olumluya, kötülükleri iyiye, umutsuzluğu umuda çevirmek ancak güçlerin birleştirilmesiyle mümkündür.

 YÜCEL ÖZDEMİR

Türkiye kökenliler ve Türkiye gündemi

2012’de olup bitenlere Türkiye kökenli göçmenler açısından baktığımızda, en dikkat çeken gelişmelerden birisi Türkiye’deki ekonomik, politik, sosyal ve kültürel gelişmelerin önceki yıllara göre biraz daha fazla gündemlerine girmesi, etki yaratması oldu.

Kürt sorununda AKP hükümetinin çözüm yerine şiddet politikasına başvurması ve ona bağlı yaşanan gelişmeler kendisini Almanya’da da hissettirdi. Bu nedenle irili ve ufaklı pek çok eylem ve etkinlik gerçekleştirildi. Son yıllarda Almanya’da Türk hükümetine karşı kitlesel gösteriler 2012’de Bochum ve Berlin’de düzenlendi. Eylemler hem kitlesellik hem de farklı kesimlerin bir araya gelmesi açısından önem arz ediyordu.

Ve öyle görünüyor ki, hem Türkiye içinde Kürtlere, Alevilere, diğer azınlıklara ve emekçilere yönelik izlenecek politikalar bundan sonra da dikkatle izlenmeye devam edilecek.

Buna bir de en son Almanya tarafından Türkiye’ye 400 asker ve 2 Patriot füze savunma sistemi eklenince, Türkiye’nin içinde olduğu bölgede cereyan eden ve edecek olan gelişmeler, 2013’de de önemli ölçüde kendisini hissettirmeye devam edecek. Elbette Türkiye kökenli göçmenlerin, yaşam merkezi olan Almanya’daki gelişmelerden kopmadan, Türkiye’deki gelişmelere reaksiyon göstermesi önümüzdeki yıl da önemini korumaya devam edecek.

 

 

Dünya yeniden paylaşılmak istenirken…

Ortadoğu merkezli savaş ve işgal politikaları ve emperyalist devletler arasında çıkar çatışmaları 2013’te daha da hız kazanacak gibi görünüyor. 1990’dan sonra ABD liderliğinde kurulan “tek kutuplu” dünyanın çatırdadığı, yeni güçlü emperyalist aktörlerin sahneye çıktığı, son yıllardaki gelişmelerle  artık iyice anlaşılmış bulunuyor. Bir tarafta başını ABD’nin çektiği NATO üyesi Batılı emperyalist devletler diğer tarafta Rusya’nın başını çektiği Çin ve İran’ın içinde yer aldığı eksen arasındaki çelişkilerin öncesine göre daha fazla derinleştiği gözleniyor. Bu, aynı zamanda yeni bölgesel savaşların kapıda olduğu gerçeğini de gösteriyor.

Bu süreçte, Almanya’nın diğer Avrupalı emperyalistlere göre bir adım daha önde olduğu görülüyor. İhracatta kırılan rekorlara bir de silah satışlarında kırılan rekorlar eklenince, Almanya’nın kıta genelindeki bu yükselişi tehlike öğelerini içerisinde barındırıyor. En son Patriotlarla birlikte 400 askerin Türkiye’ye gönderilmesi de, Almanya’nın bölgede daha etkili bir rol oynamak isteğini dışavuruyor.