Konut sorunu büyüyor

wohnungsnot

Almanya’da artan yoksulluk en çok da ev kiralarının yükselmesi nedeniyle etkisini gösteriyor. Milyonlarca emekçi, aylık gelirinin neredeyse yarısını kiraya veriyor. Özellikle büyük kentlerde yaşanan konut sıkıntısı nedeniyle artan kiralar karşısında hükümetin vurdum duymaz tutumu sürerken, halk arasında insanca  konut talebi daha önem kazanıyor.

 

Son yıllarda kira ve kira yan giderleri gaz, elektrik ve kalorifer yakıtına gelen zamlar, bir çatı altında yaşamayı neredeyse olanaksız hale getiriyor. Kira artışlarının özellikle ülkenin Münih, Hamburg ve Berlin gibi metropollerinde kontrolsüz ve aşırı boyutlarda yapılması halkın tepkisine yol açıyor. Berlin’de gerçekleşen kiracılar eyleminin bir benzeri de Hamburg’da yapıldı.

“F+B Mietenbarometer” adlı kurumun araştırmasına göre, Hamburg’da 2005 yılından bu yana kiralar ortalama olarak yüzde 25.5 arttı. Bu oran başkent Berlin’de yüzde 23.2, Münih’te ise yüzde 15.8 olarak yükseldi. Hal böyle olunca zaten emekçi aylıkların düşük olduğu Almanya’da, kazancını büyük bölümünü kiraya ayıran  çalışanların eline ay sonunda geçen net para alabildiğine azalıyor.

Nüfusu 25 binden fazla olan kentlerde 70 metre karelik evleri baz alarak araştırma yapan sözkonusu kuruluş, kiraların ve kira yan giderlerinin enflasyon oranından çok daha fazla artış gösterdiğine dikkat çekiyor.

Artış önümüzdeki yıllarda da devam edecek. Tahminlere göre, 2015 yılına kadar ülke genelinde kiralar yüzde 10.5 artacak.

 

GELİRİN ÜÇTE BİRİ KİRAYA

Kira giderlerindeki aşırı artış, ortalama olarak bir çalışanın maaşının üçte birisinden fazlasının ay sonunda kira ve enerji giderlerine harcanması anlamına geliyor. Alman Kiracılar Birliği’nin hesaplamalarına göre, bir hane ortalama aylık net gelirinin yüzde 34.1’i kira ve enerji için harcamak durumunda kalıyor. Bazı kentlerde bu oran yüzde 40’ın üzerine çıkıyor. Alman Kiracılar Birliği tarafından verilen bilgiye göre, özellikle büyük kentlerde ve üniversite şehirlerinde hane başına ayrılan miktarın yüksekliği kendisini hissettiriyor.

Bu da zaten zar zor geçinmek durumunda olan çalışanları zor günlerin beklediğini gösteriyor.

Kira giderlerindeki artışın başlıca nedeni ise yeterli konut olmamasına bağlanıyor. Alman Kiracılar Birliği tarafından verilen bilgiye göre, nüfusu 100 binin üzerine olan büyük kentlerde, yeni bir eve taşınanların yüzde 20-30 kadar daha fazla kira vermek durumunda kaldığına dikkat çekiliyor. Yılda yaklaşık olarak 2 milyon hane taşındığı göz önüne alındığında, bu artışın önemli bir kesimi etkilediği görülüyor.

Kiracılar Birliği, bu konuda bir sınırlama getirilmesini talep ederek, yeni kiracılardan, en fazla bölgedeki ortalama kiranın yüzde 10’undan fazlasının talep edilmesini istiyor.  Şu an yürürlükte olan uygulamaya göre, ev sahipleri yeni kiracılara evi istediği fiyattan kiralayabiliyor. Kiracılar Birliği bu nedenle şu anda üç yıl içinde yüzde 20 zam uygulamasının, dört yıl için yüzde 15’e düşürülmesini istiyor.

Almanya’da sadece kiralar değil aynı zamanda kira yan giderlerinde de 2005 yılından bu yana önemli derecede artış kaydedildi. Edinilen bilgilere göre, 2005’ten bu yana elektrik ve kalorifer giderlerine yüzde 44 zam geldi. Bu oran özellikle elektrikte, dağıtım şirketine bağlı olarak yüzde 31-62 arasında değişen oranlarda zam olarak gerçekleşti.

 

ÖZELLEŞTİRMELER KİRALARI ARTIRDI

Kiralara fahiş oranlarda zam yapılmasının nedeni ise, pek çok kentte kamuya ait yeni sosyal konutlar yapılmadığı gibi var olan sosyal konutların önemli ölçüde özelleştirilmesi oldu. Özelleştirilen konutların kiralarının, kısa bir süre içerisinde yeni firma tarafından artırıldığı gözleniyor.

Federal İmar Bakanlığı tarafından verilen bilgiye göre, halen kamu desteğiyle yapılan ya da modernleştirilen konut sayısı 30 bin. Ancak Pestel Enstitüsü, bu miktarın 130 olması gerektiğini, çünkü her yıl 100 bin yeni konuta ihtiyaç duyulduğunu tespit etmiş. Alman Kiracılar Birliği ise yıllık konut açığının 250 bin olduğunu tespit etmiş durumda. Bu nedenle oluşan açığın kapatılabilmesi için yılda en az 150 bin konutun inşa edilmesi gerekiyor. Zira, Federal İmar Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre, 2010’da 40.3 milyon olan hane sayısının 2025 yılında 41.1 milyona çıkacağı tahmin ediliyor.

Bu aynı zamanda halkın konut sorununu çözümünün daha fazla sosyal konut inşa etmekten ve özelleştirilmelerin durdurulmasından geçtiğini göstermekte. Ama hükümet bunu yapmak yerine, sorunu çözme adına herkesi konut satın almaya çağırıyor. Ekonomik koşulların konut satın almayı ne kadar zorlaştırdığı ise görülmek istenmiyor.

 

ÖDENEBİLİR KONUT HERKESİN HAKKI

Ülke genelinde artan kiralar ve kira yan giderleri, konut sorununun tahmin edilenden de ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor. Bu durumdan en çok da dar gelirli emekçiler, göçmenler etkileniyor. Bu nedenle yüksek kiralara ve konut sorununa karşı son yıllarda pek çok kentte kiracı inisiyatifleri ortaya çıktı ve değişik eylemeler yaptı. Bunların en dikkat çekeni Berlin’deki kiracıların sürdürmüş olduğu eylem oldu. Ayrıca Hamburg, Münih, Aachen gibi kentlerde de “yaşanılabilir konut” talebiyle inisiyatifler kurulmuş durumda. Artan sosyal adaletsizlik, düşük ücretli işler nedeniyle bu yıl da çok sayıda kiracı eyleminin olması bekleniyor.

İnsanın en temel haklarından biri olan “barınma hakkı”nın da artık çok görüldüğü Almanya’da, insanca  e konut sorunun bir kabusa dönüşmemesi için hükümete ve yerel yönetimlere baskı yapmaktan başka bir çözüm yolu görülmüyor.

 

250 bin evsiz var

Artan kira fiyatları Almanya gibi zengin bir ülkede yüzbinlerce insanın evsiz kalmasına neden oluyor. Protestan Kilisesi Evsizlere Yardım Bölümü Başkanı Jens Rannenberg tarafından verilen bilgiye göre, ülke genelinde 250 bin evsiz insan bulunuyor. Evsizlerin büyük bir bölümünü gençler ve 50 yaşından büyükler oluşturuyor. Özellikle yaşlıların evsiz kalmasında, emekli maaşlarının düşük olması rol oynuyor. Düşük gelirli emekliler, kira ve kira yan giderlerin artmasından ötürü genellikle kiralarını ödeyemedikleri için evden atılıyorlar.

Evsiz kalanların üçte birini çocuklar ve gençler oluştururken, yüzde 39’unu işini kaybeden erkekler oluşturuyor.

Evsiz kalanların bir bölümü köprü altlarında, metrolarda, alış-veriş merkezlerinde barınmaya çalışırken, bir bölümü de devlet tarafından oluşturulan barınma yerlerinde kalıyor.

Sosyal Birlik (Sozialverband) Başkanı Ulricker Mascher tarafından verilen bilgiye göre, bir kez evsiz kalan bir kişinin bir daha ev bulması oldukça zor.

Evsizlerin yanı sıra, ülke genelinde 600 bin kişinin de oturduğu evi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu tespit edilmiş.

 

Öğrenciler spor salonlarında yatıyor

Yüksek kiralar ve konut sıkıntısından en çok etkilenenlerin başında üniversite öğrencileri geliyor. Yeterli derecede gelirleri olmadığı için düşük kirası olan, küçük evlerde kalmayı tercih eden öğrencilerin çoğu, uygun fiyata bir yurt odası bulamıyor. Bu nedenle, bir çok kentte üniversite öğrencilerinin ev bulamadığı için spor salonlarında kalmak zorunda kaldığı basında yer aldı.

Federal İmar Bakanlığı’nın verilerine göre ülkede öğrenciler için 70 bin konut açığı bulunuyor. Hükümet ise, üniversitelere yakın yerlerde yurt yapma yerine, çare olarak kent dışında kapanmakta olan kışlaları yurda çevirmeyi öngörüyor.

 

Konut onarım parası da kiracıya

 

Yüksek kiraların tartışıldığı dönemde hükümet tarafından karar altına alınan yeni Kiracılar Yasası’nda, konutların modernleştirilmesinin maliyeti de kiracının sırtına bindirildi. Yeni düzenlemeye göre kiracılar modernleştirme maliyetinin yüzde 11’ini karşılamak zorunda.

Daha önce konutun modernleştirilmesi sırasında çıkan gürültüden ötürü kira indirime gitme hakkına sahip olan kiracılar bu haktan men edildi. Kiracılar, üç ay boyunca gürültü ve kirlilikten ötürü kira indirimi talebinde bulunamayacaklar.

Yeni Kiracılar Hakkı Yasası, 1 Mart ya da 1 Nisan 2013’ten itibaren yürürlüğe girecek.

 

 

Kredili ev satışı çözüm mü?

 

Barınma konusu, yüzyıllar boyu insanlığın en büyük sıkıntılarından biri olmuş hep. Ama konut sorunu, sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte farklı bir boyut kazanmış ve en çok da, kapitalist üretim için kentlere yığılan emekçilerin sıkıntısını çektiği bir problem olarak kendini göstermiştir. Çünkü kapitalist üretim, emekçilerin hangi koşullarda barındığıyla değil, en çok nasıl artı değer üreteceği diğer bir deyişle en çok nasıl sömürüleceği ile ilgilidir. Buna, büyük kentlerin ortaya çıkışıyla birlikte emlak ve konut sektörünün önemli bir ticari alan haline gelmesi ve büyük konut şirketleri ile bankaların el attığı ciddi bir spekülatif kazanç kapısı özeliği kazanması da eklendiğinde, konut sorunu başta emekçiler olmak üzere toplumun önemli bir kesimi için kronik bir problem olarak kendini göstermektedir.

Konut sorunu sadece işçi sınıfına özgü bir sorun değildir kuşkusuz ama bunun en derinden yaşayan kesim işçi ve emekçiler olmaktadır.

İşçilerin yaşadığı konut sorununu, kredili ev satışıyla çözebilecekleri iddiası ise uzun yıllardan beri ileri sürülmektedir. Özelikle 80’li, 90’lı yıllardan sonra büyük paraların döndüğü bir sektör haline getirilen ipotekli konut satış sistemi, ABD ve Avrupa ülkelerinde “Mortgage” vb. isimler altında, büyük pazarlama ve propaganda hamleleriyle örgütlenen kredili konut satışları ilk bakışta emekçiler içinde de pembe hayaller yaratmıştı. Öyle ya, işçiler de, kira öder gibi taksitler ödeyecek ve 15-20 yıl sonra insanca yaşayabileceği, çoluğuna çocuğuna bırakabileceği bir ev sahibi olabilecekti.

Ancak bir yandan da işçinin reel gelirinin sürekli aşağı çekilmek istendiği, iş güvencesinin yok edildiği, fabrika ve işyerlerini emek-gücünün en ucuz olduğu yerlere taşınma eğilimi gösterdiği kapitalist ekonomi koşullarında, ortalama bir işçinin 15-20 yıl düzenli kredi borcu ödeyebilmesi ciddi bir problemdir. Diğer taraftan bu şekilde ev alan bir işçi, bankaya olan borcunu ödeyebilmek için ne yapıp edip işini korumaya çalışacak, işverene olan bağımlılığı had safhaya varacaktır. Ve burada ipotek altına giren sadece satın aldığı ev olmayacak, aslında işçi kendini ve geleceğini ipotek altına sokmuş olacaktır…

Mortgage sistemiyle ABD başta olmak üzere Avrupa ve diğer bir çok ülkede, milyonlarca konut yapıldı. Parayla para kazanan dev yatırım şirketleri, kredi kuruluşları, fonlar ve bankalar, ciddi karlar edeceklerinin kokusunu alır almaz kredili konut satış sistemine büyük miktarlarda paralar yığdılar ve her ülkede, aralarında işçilerin ve düşük gelirli emekçilerin de olduğu yüzbinlerce insana konut sattılar. Ancak bir süre sonra insanlar kredi borçlarını ödeyemez hale geldiler (ABD 2008 yılına gelindiğinde krediyle ev satın alanların yüzde 15’inin borcunu ödeyemez olduğu anlaşıldı).

Ve kredili konut satış sistemi, işçi ve emekçilerin konut hayalini gerçekleştirmek bir yana ülkelerin mali sistemini sarsan, ve 2008’de ortaya çıkan mali krizin tetikleyicisi oldu.

Benzer örnekler 1997’de Malezya ve Güneydoğu Asya ülkelerinde, 1995-2000 yılları arasında Japonya’da da görülmüştü.

Bugün başta Yunanistan, İspanya, Portekiz ve İrlanda gibi Avrupa ülkelerinde hala devam eden mali krizin arkasında yatan problemlerden biri de yine konut finansman politikasıydı. Bu ülkelerden İspanya’da sadece son birkaç yılda kredi borcunu ödeyemediği için evlerine el konulup sokağa atılmak durumunda kalan binlerce insan intihar etti. Olayın vahim bir boyut kazanması üzerine hükümet geçtiğimiz haftalarda bir yasa çıkararak, bu durumdaki insanların hemen evden atılmak yerine bir yıl daha kalabilmesine imkan tanındı. (YH)