Yoksulluk ve acımasızlığın sismografı: Gıda yardım ağı

Essen für die Armen: "Münchner Tafel" verteilt Lebensmittel

Gıda yardım ağı olarak da tanımlayabileceğimiz Tafel, aynı zamanda ülkedeki yoksulluk ve insani duyguların da depremölçeridir. Bu sistem içinde 1,5 milyon muhtaç ya da “müşteri” ve gönüllü olarak bu sisteme hizmet veren 50 bin insan sürekli büyüyen “Tafel toplumunun” fotoğrafını oluşturan parçaları. Bu dernek ve çalışması içerisinde yer alanlar hayırseverlik rollerinin farkındalar. Düzenli aralıklarla da toplum ya da devlet eliyle kendilerine verilen önem, süslü laflarla ifade ediliyor. Bu şekilde yardımsever ve toplumsal saygınlık arayan insanlar için uygun bir alan oluyor. Tafel sisteminin toplumsal saygınlık görmesi ve basında özellikle dini bayram günlerinde önemli yer bulması gıda bağışı yapan market zincirleri açısından paha biçilmez derecede önemli. Tafel sistemi büyük market zincirlerinin bağışları olmasa bu şekilde ayakta duramaz ve etkili olamaz. Diğer taraftan market zincirleri de kendilerini toplum önünde hayırsever ve artan yoksulluğa karşı itfaiyeci gibi göstermekteler.

Arka planda ise yoksulluğu üreten ve gizli kundakçılık yapan bir konumdalar.

 

ÇALIŞMAYA RAĞMEN YOKSULLUK

Alman perakende satış pazarında son 20 yıl içerisinde çalışıp ta kazanılan maaşa rağmen kendini geçindirmenin mümkün olmadığı alanların başında gıda satış alanı gelmekte.

“Çalışmaya rağmen yoksulluk” – şaşkınlık içerisinde kalan bir kamuoyuna 1990´larda HBV Sendikası bu gerçekliğe vurgu yapmıştı. Bu gerçekliğin nedenini

perakende alanında çalışan ve kar amacı güden büyük şirketlerin kendisinde aramak gerek:

Yarım gün çalışma sisteminde gelirler her zaman sosyal yardım ya da Hartz IV seviyesinin altında; ‘Minijob´lar, en iyi ihtimalle Hartz IV gelirini biraz olsun

fazlalaştırmaya yarıyor; özellikle kadınlar tarafından verilen ve kayıtlara geçmeyen çalışma saatleri şirketin stratejik planlarında yer alıyor ve işyerleri içerisinde “gri

saatler” olarak adlandırılıyor:

– Toplu iş sözleşmelerine çeşitli yollarla uymamak, örneğin işyerlerini “özelleştirme”; – işveren kurumlarının, toplu iş sözleşmelerine uyma koşulunu dikkate almadan yeni üyeler kabul etmesi;

– kasıtlı bir şekilde aylıklarda dolandırıcılık (Schlecker´de 1994/95´de ortaya çıktığı ve 1998´de devlet tarafından soruşturma açıldığı gibi);

– Kik örneğinde Ver.di Sendikası’nın ortaya çıkardığı gibi yoksulluk derecesinde maaşların ödenmesi ve kötü ödeme koşulları altında çalışan taşeron işçilerin sayısının çoğalması.

Bu gibi “personel giderlerini azaltıcı” önlemler, tam gün çalışma yerlerinin azalmasıyla birlikte oldukça gelişti. Tam gün iş imkanları en azından “basit” bir yaşam standardı imkânı veriyordu. Ve ayrıca, yoksulluk sınırındaki bu gelirler yüzünden insanlar emeklilik döneminde de yoksulluğa mahkum edilmiş oluyorlar.

Bizim ülkemizde satılan malların dünya çapındaki üretim zincirine baktığımızda ve devlet dışı sosyal örgütlerin aktiviteleri sonucu kamuoyuna yansıyan skandalları göz önüne aldığımızda gıda yardım sistemi, bağış veren büyük şirketlerin yarattığı yoksulluk açısından acımasızlığın depremölçeri olma işlevi görüyor. Acımasızlık diyoruz. Çünkü, bu şirketler ve Tafel sistemi, maddi bir değer getirmeyecek kırıntıları, duyarlılık ve hayırseverliğin göstergesiymiş gibi pazarlayarak toplum nezdinde saygınlıklarını arttırmaya çalışıyorlar.

 

GIDA YARDIMI-İYİ BİR GELİR MODELİ

Gıda yardımında bulunan şirketler açısından bu sistem, sadece imaj tazeleme ve ücretsiz reklam imkanı sunduğu için karlı değil. Atık masraflarında yapılan karlar, binlerce şubesi olan büyük market zincirleri açısından milyonlarca Euro kar anlamına geliyor diğer taraftan. Bunun yanı sıra, vergi indirimi sağlayan bir sürü bağış belgesi demek.

Şirketler ise bu aktivitelerine sadece basın açıklamalarında değinmekle kalmıyorlar. “iyilik yap ve hakkında konuş” – örneğin Metro şirketi bu slogan ışığında 2011 şirket raporunda bu tür aktivitelere değinmiş. Metro bu davranışıyla istisna değil. 2008 yılında Lidl, değişik skandallar yüzünden imajının zedelenmesini telafi etmeye çalıştı. O zamanki araçları: Lidl, depozito şişelerinin ederini bağış eden müşterilerinden aldığı paraları Tafel’a aktaracağını ilan etti. Tafel da bunu, 7 Mart 2008 tarihinde beklenildiği üzere bir basın açıklaması ile kamuoyuna açıkladı ve takdirlerini bildirdi. Yine Rewe şirketi de, 2010 şirket raporunda ne denli sosyal ve toplumsal duyarlılıklar içerisinde olduğunu anlattı.

Perakende satış alanında çalışanlar, özellikle çocuklarını yalnız yetiştiren ebeveynler ve yaşlanınca da Tafel şirketinin müşterileri, muhtaçları olmaktalar genellikle. Sadakaya muhtaç olarak (eski) işverenlerinin işe yaramayan kırıntılarına muhtaç durumuna geliyorlar. Şirketin kendi çalışanı olarak, işe yaramayan mallarını atmayıp kendileri için değerlendirdikleri taktirde ise işten atılıyorlar!.

Yoksulluğa karşı mücadele etmek isteyen, yoksulluğun derindeki nedenlerine karşı mücadele etmeli, yoksulluğu tamir etmek için değil. Yine bunun için güvencesiz çalışma koşullarını engellemek ve insani yaşamı mümkün kılan asgari ücret ve emeklilik imkanları için mücadele etmeli, Tafel sistemini güçlendirmek için değil!

 

(Yazı express, sosyalist sendika ve işçi temsilciliği gazetesinde yayınlandı (2012/12)

Çeviren: Serpil Karahan