İhvan’ın muhaliflerini imha dönemi

 

Ali Karataş / Yusuf Ertaş

Arap bölgesindeki halk ayaklanmalarının başladığı yer olan Tunus’ta, Halk Cephesi’ne dâhil partilerden Demokratik Yurtseverler Partisi Genel Sekreteri Şükrü Belaid’in suikastla öldürülmesi dikkatleri yeniden bu ülkeye çevirdi.

Suikasta Tunus halkının tepkisi o kadar büyük oldu ki hemen hemen bütün Arap basını haberi manşetten verdi. Verilen haberlerin geneli cenaze töreninin isyana dönüştüğü biçiminde yorumlanacak bir içerikteydi.  En Nahda’nın çağrısı ile cumartesi günü yapılan mitinge ise sadece üç bin kişi katıldı.

Bin Ali’nin devrilmesinden sonra iktidara gelen Müslüman Kardeşlerin Tunus kolu olan En Nahda partisi; iş, özgürlük, yolsuzluğun son bulması gibi halkın temel taleplerinden hemen hiç birini karşılamadı. Aksine Tunuslu devrimci Hamma Hammami’nin belirttiği gibi; “Avrupa Birliği ile ‘ileri ortaklık’ mertebesini talep etmeye devam eden hükümet, istibdat döneminin uyguladığı liberal yoksullaştırma seçeneklerine devam etti. En Nahda önderliğinde oluşturulan troyka hükümetinin, Tunus halkının devrimiyle bir alakası yok. Aksine onu durdurmak ve ortadan kaldırmak çabasında.”

Halkın taleplerini yerine getirmeyen hükümet baskılarla sindirme yolunu seçti. Aslında bu suikastın ayak sesleri çok önceden kendini hissettirmişti. Geçen yılın Aralık ayında ülkenin en büyük sendikası olan Tunus İşçileri Genel Birliğine silahlı gruplar saldırmış ve birçok sendikacı ve aktivist yaralanmıştı. Saldırı, birliğin kurucusu ünlü sendikacı ve yurtsever Ferhat Heşad suikastının 60. yılında gerçekleşmişti. Tunus Emekçileri Partisi bu gün olacakları önceden sezerek saldırı sonrasında yayınladığı bildiride  “Devrimi Koruma Dernekleri” adı altında toplanan En Nahda partisine yakın grupların dağıtılmasını talep etmişti.

Hemen burada bir noktaya dikkat çekelim “Şu anda Tunus’ta; Yakında Mısır’da!” başlıklı yazıda benzer siyasi suikastların Mısır’da da gerçekleşebileceğine işaret ediliyor.  Evrensel gazetesinde, 21 Aralıkta Al Ahali (Mısır) gazetesine dayandırılan bir haberde; Mursi’nin Sudan Cumhurbaşkanı El Beşir ile görüştükten sonra Müslüman Kardeşler üyelerinin Sudan güvenlik güçlerinin gözetiminde silahlı eğitim almaya başladığı bilgisi yer alıyordu. Al Ahali gazetesinin haberinin devamında, Said ve Kahire’de saklanan silahların bir kısmının direk Sudan’dan diğerlerinin ise Libya’dan getirtildiği ifade edilmişti. Eğer haberde verilen bilgiler doğruysa bu tespitin hiç de yabana atılacak bir fikir olmadığı anlamına geliyor.

Bu yöndeki eğilimi destekleyen bir gelişme ise geçen hafta yaşandı. Geçen Cuma günü Kahire’deki Tahrir Meydanı’nda toplanan binlerce kişi Mursi’ye karşı “Şerefinle git” adı altında protesto gösterileri düzenledi. Bu protestolar Mısırlı din adamlarının, muhalif liderleri öldürme konusunda yeşil ışık yakmasının ardından başladı. Bazı radikal din adamları muhalif liderlerin öldürülmesine izin veren fetvalar yayınlamıştı.

Belaid’in öldürülmesini protesto etmek için içişleri bakanlığında toplanan binlerce kişiden biri olan 40 yaşındaki bir öğretmen Souad’ın sözleriyle bağlayalım; “Bu olay, modern Tunus tarihinde kara bir gündür. Bugün İslamcılara ‘defolun’ diyoruz, yeter artık. Siz iktidarda kalırsanız, Tunus kana batacak.”