Gecekondu küçük, umutlar büyük

Berlin’in Kreuzberg ilçesinde yüksek kiralara karşı kurulan gecekondu, Almanya’daki konut sorununu gündeme taşıyor. Farklı uluslardan kiracıların kurduğu Kotti &Co İnisiyatifi, insanca barınma hakkı için devletin daha fazla sosyal konut yapmasını talep ediyor.

 

“Gecekondu” da Türkçe’den Almanca’ya dahil olmaya aday kelimeler arasına girdi. Çünkü, Almanca’da bizdeki gibi geceleyin korsan bir şekilde bir yere kulübe kondurmak olmadığı için, buna karşılık gelen bir kelime de yok. Bu nedenle Berlin’in ortasında, Kreuzberg ilçesindeki Kottbuser Tor’da, Alman ve Türkiye kökenliler tarafından yüksek kiralara karşı verilen mücadele sonucunda kurulan “gecekondu” artık yüksek kiralara karşı bir şeyler yapmak isteyenler için yabancı bir kelime değil.

2011’de başlayan imza kampanyasının ardından mayıs ayında yüksek kiralara karşı başlayan eylemler, Kottbuser Tor çevresinde yaşayan sakinlerin Kotti &Co İnisiyatifi adı altında bir araya gelmesiyle örgütlü bir mücadeleye dönüşmüş ve bir çadırın açılmasıyla devam etmiş. Çadır yeterli gelmeyince bu kez bir konteyner ısmarlanmış. Ancak bu da havaların soğumasına karşı bir önlem olamayınca, yanına bir gecekondu kurulmuş.

Berlin’in ortasındaki 20-30 metrekarelik bu gecekonduda hem Kotti & Co üyeleri hem de yoldan geçenler uğrayarak sıcak bir çay içiyorlar, yanan sobanın etrafında sohbete dalıyorlar. Alman, Türkiyeli, Doğu Avrupalı, Afrikalı… fark etmez. Bu küçük kondu her gün farklı dillerden, kültürlerden çok sayıda insana kapısını açıyor. Gecekondunun iç ve dış duvarlarına iliştirilmiş kiraların çok fazla yüksek olduğunu ifade eden yazılar var. En dikkat çekeni ise konutların metre karesinin en fazla 4 Euro’dan kiraya verilmesi talebi. Yani herkesin kafasına göre kira belirlemesinden ziyade bunun bir yasa ile 4 Euro ile sınırlandırılması isteniyor.

 

FAKİRLERİN GECEKONDU-PALASTI

Gecekondu tam anlamıyla bu ortak emeğin ürünü. Gecekondunun kurulmasına önayak olan Ahmet Tuncer, şunları söylüyor: “Daha önce burada 24 saat, dörder saatten altı vardiya nöbet tutuluyordu. Havaların soğumasıyla, Kreuzberg Belediyesi’nin de yardımıyla bu gecekonduyu kurduk. Gördüğünüzü gibi küçük, ancak ben burayı gecekondudan öteye “Gecekondu-Palast” olarak görüyorum. Çünkü buradaki ilişkiler, dostluklar çok güzel”.

Kreuzberg’in ortasına kurulan bu gecekondunun üslendiği misyon, yarattığı yankı ve inisiyatifin gerçekleştirdiği eylemler tahmin edilenden çok fazla büyük. Başta Berlin’de olmak üzere, ülke genelinde geniş yankı yarattı. Bazı kentlerde bu eylem örnek alınarak protestolara başlandı. Ve en önemlisi de konut sorunu ve yüksek kiralar ülkede önemli konular arasında girdi ve önümüzdeki genel seçimler öncesinde partilerin dikkatini çekecek gibi görünüyor.

Nasıl dikkat çekmesin ki…

Fatma Erdem, gecekondunun dibinde kurulduğu yüksek binanın 7. katında oturuyor. “Camdan bakınca Kreuzberg ayaklarımın altında” diyor. 22 metrekarelik küçücük ev için 250 Euro soğuk kira ödüyor. Yan giderler de eklenince toplam kirası 400 Euro’ya çıkıyor. Bu da yetmiyormuş gibi, kiraya 1 Nisan’dan itibaren yine zam gelecek.

Yüksek kira ödeyen ve kirasını ödeyemediği taktirde evsiz kalmakla karşı karşıya olan Erdem, mayıs ayından bu yana Kotti & Co’nun yüksek kiralara karşı sürdürdüğü mücadelenin içinde yer aldığını söylerken, eklemeyi de ihmal etmiyor: “En son 1970’li yıllarda bu türden protestolara katılmıştım. Şimdi yine kendimi protestonun içinde buldum. Mücadele etmekten başka çaremiz yok. Burada hiç bir şekilde ayrım yok. Alman – Türkiyeli hep birlikte bir aradayız. Entegrasyonun en iyi örneği bizim kurduğumuz gecekondudur” diyor.

Zehra Ulutürk ise Kreuzberg’de 4 odalı ev için 1005 Euro kira ödüyor. Eşi çalışıyor, kendisi işsiz. 6 nüfuslu ailede eşinin gelirinin büyük bir bölümü kiraya ödeniyor. Sosyal yardım almak zorunda oldukları için sosyal daire, evin altı kişiye fazla, kiranın yüksek olduğunu savunuyor. Bu nedenle Ulutük ailesine ya taşınma ya da odanın birini yabancı birisine kiraya vermeyi teklif etmiş. Zehra Ulutürk de, Kotti & Co’nun kurucularından. Kiraların yüksek oluşunu şu şekilde anlatıyor: “Yaşadığımız bölgede kiralara aşırı zam yapılmasının amacı bizleri buradan dış semtlere sürmek. Bizim yerimize daha çok talebeleri ve turistleri getirmek istiyorlar. Ama biz buna karşı direniyoruz. Evlerimizde kalmak istiyoruz. Kendi çevremiz burada olduğu gibi çocuklarımızın da okulları, yuvaları ve spor yerleri burada. Bu nedenle yıllardır yaşadığımız bu semti yüksek kiralardan ötürü terk etmek istemiyoruz. 30-40 yıl önce bu sosyal konutlar yapıldığında burada yabacılar vardı. Semtimizi bizden almalarına izin vermeyeceğiz.”

 

DAHA FAZLA SOSYAL KONUT YAPILMALI

Kotti & Co’nun kurucuları arasında yer alan Alexander Kaltenbohr da kira zamlarını şu şekilde değerlendiriyor: “Devlet, konut alanında çekilerek, özelleştirmeler yapıyor. Bu da  her şeyin piyasaya bırakılması anlamına geliyor. Piyasaya egemen olan özel konut şirketleri toplumun geniş kesimine göre değil, kendi çıkarlarına göre hareket ediyor. Bu sorun sadece Berlin’de yok. Bize göre devlet daha fazla sosyal konut yalpmalı ve bunları ucuza kiraya vermelidir. Bu talep etrafında kiracılara önerim, bir araya gelerek bizim gibi örgütlensinler, el ele versinler, kiracılar derneğine üye olsunlar. Politikacıların kısa bir süre olumlu yol izleyeceklerini sanmıyorum, çünkü sorunlar basitçe halledilemeyecek kadar büyük.”

 

MÜCADELEDEN BAŞKA YOL KALMADI

Kreuzberg’deki gecekondu, son yıllarda Almanya’da kontrolsüz bir şekilde artan kiralara karşı kararlı ve sürekli bir şekilde verilen mücadelenin ürünü. Çünkü artışlar dayanılacak gibi değil. Yapılan bir araştırmaya göre Berlin’de 2005’ten bu yana kiralara ortalama yüzde 23.2 zam yapıldı. Çalışanlar maaşlarının yarısına yakınını kiraya vermekle karşı karşıya bırakılmış. Benzer durum diğer kentler için de geçerli. Bu nedenle Berlin’de başlayan mücadele diğer kentlere de örnek oluyor. Bugün dikkatleri üzerine çeken gecekondunun başına ileride neler geleceğini bugünden kestirmek zor. Ama, bu küçük gecekonduda farklı uluslardan ve inançlardan insanların el ele vererek başlatmış olduğu bu mücadele aynı zamanda, insanca bir geleceğin bu ülkede ancak birlikte mücadele edildiğinde mümkün olduğunu gösteriyor. Anlatılanlar ve yaşananlar, bu ülkede insanca barınma ve çalışma için birlkte mücadele etmekten başka bir yolun kalmadığını gösteriyor.

 

BİZİM KREUZBERG!

Kiracıların “Bizim semt” dediği yer, Almanya’da Türkiye kökenli göçmenlerin en çok bir arada yaşadığı Berlin’in Kreuzber semtidir. İki Almanya birleşmeden Batı Berlin ve Doğu Berlin sınırını oluşturan Berlin Duvarı’nın batısında bulunan bu semtte, o zamanlar pek kimse yaşamak istemediği için genellikle “miafir işçiler” yerleştirildi. Kiraların diğer semtlere göre görece daha ucuz olduğu bu semt, izlenen yabancılar politikasının da etkisiyle kısa bir sürede Almanya’daki en büyük “Türkiyeli gettosu” oldu. Öyle ki, Kottbuser Tor’daki yüksek bloklardan oluşan alt geçidin bir tarafında Türkçe değer tarafından Almanca “Kreuzberg Merkezi” yazıyordu.

Türkiye kökenlilere ait işyerlerinin yan yana dizili bulunduğu bu semtin (Friedrichshain’la birleşmeden önce) 150 bin nüfusu var. Kilometre kare başına 14 bin 288 kişi düşüyor. Bu rakam bile Kreuzberg’de yan yana, yüksek binaların olduğunu gösteriyor.

İki Almanya’nın birleşmesinde sonra coğrafik olarak Berlin’in tam merkezinde (ortasında) bulunan Kreuzberg, son yıllarda kozmopolit bir semt olarak dikkatleri üzerine çekiyor. Dünyanın değişik ülkelerinden gelip de Berlin’de yaşamak isteyenlerin oturmak, gezmek istediği semtlerin başında da Kreuzberg geliyor.

Bu kozmopolitlik ilçenin siyaset rengini de belirlemiş durumda. İlçe meclisinde Yeşiller 22 sandalyeyle birinci iken, çok kültürlülüğü reddeden, göçmenlerin haklarını sürekli kısıtlamaya çalışan CDU 4 sandalyeyle en zayıf parti konumunda.

Ama bu siyasi dağılıma rağmen Kreuzberg’de sosyal konutların özelleştirilmesine tam gaz devam ediliyor ve bütçe açığının bu satışlarla kapatılacağı ileri sürülüyor. Uluslararası emlak tekelleri ise, bu ilçede merkezi yerleri satın alarak yüksek fiyata kiraya verme ya da yıkıp yerine işhanı, otel ve alış-veriş merkezi kurma peşinde.

 

 

36 yıl yaşadığı evden 400 polisle çıkarıldı

 

Ali Gülbol, 41 yaşında. Almanya’da doğup büyümüş. 36 yıldır Lausitzer Caddesi’nin 8 numaralı binasının birinci katında yaşıyordu, 14 Şubat’a kadar. 1999’da evlendikten sonra aynı binanın üçüncü katında oturan anne-babasından ayrılarak birinci kata yerleşmiş. Taşındıktan sonra evi satın almak istemiş. Ev sahibi de ona olumlu yanıt vermiş ve evin içini kendisinin yapması konusunda anlaşmaya varmış. Ama satış işlemi ev sahibinin bankaya borcu olduğu için gerçekleştirilememiş. Evin eski sahibi Gülbol’un evin içini yapmak için epey harcamada bulunduğunu söylemesine rağmen binayı satın alan yeni evhabibi André Franell, kiracılara 10 gün içinde binayı boşaltmaları için mektup göndermiş. Bununla kalmamış 122 metre karelik evin kirasını da yaklaşık 100 Euro artırarak, soğuk kirayı 715 Euro’ya çıkarmış.

Gülbol bu duruma itiraz etmiş. Hem daha önce yaptığı harcamaları sormuş hem de kiranın yüksek olduğunu ifade etmiş. Mahkemeye başvurmuş. Ama sonuçta haksız bulunmuş.

Bunun üzerine 14 Şubat günü büyük bir operasyonla evden tahliye edildi. 400 polis, panzerler ve helikopter kullanılmış. Zorunlu tahliyeye karşı çıkan 2 bin kişi sahabın erken saatlerinde eylem düzenledi. Politikacılar olay yerine geldi. Ama nafile…

Gülbol, şimdi üç çocuğu ve eşiyle birlikte aynı binanın üçüncü katında oturan anne-babasının yanında kalıyor.

 

YÜCEL ÖZDEMİR