Başkan Baba’nın Mirası!

Aydın Çubukçu

 

Tarihi bir çöküntünün içinden çıkmış ve bilinmeyen bir dille ve okunamayan bir yazıyla yazılmış gibi duran sözler, “işçi sınıfının tarihsel rolü”, “işçi sınıfı önderliğinde devrim”,  “devrimde Komünist Partisi’nin önderliği”,  “üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete son vermek”, “proletarya diktatörlüğü”…

Bunlar deyim yerindeyse “XIX. ve XX. Yüzyıl sosyalizmi”ne ait temel kavramlardı. Sonradan bir de XXI. Yüzyıl sosyalizmi icat olunduğu için, aslında “Bilimsel Sosyalizm” dememiz gereken sosyalizme yani… SSCB’nin dağılmasından sonra ilan edilen “Yeni Dünya Düzeni” insanlığın eşitlik, özgürlük, adalet gibi kavramlara olan ihtiyacına son veremediği gibi, bu en eski özlemleri daha da derinleştiren ekonomik ve siyasi sonuçlarıyla birlikte geldi. Ama, bu en eski özlemlerin cevabı olan sosyalizm “geçersiz”, “arkaik”, “uygulanamaz bir ütopya” olarak ilan edildiğinden, dünyanın yoksulları, ezilenleri elleri böğürlerinde, çaresiz ve umutsuz “yeni bir şey” için kıpırdanmaya devam ediyorlardı. Kıpırdanma dediğimiz şey, işsiz, eğitimsiz, sağlıksız, evsiz bırakılmış yığınların her gün daha da kötüye giden hayat karşısında kendileri için ve kendilerine göre bir şey istemeleri ve bunun için ne yapabileceklerini sormalarından ibaretti.

Her halk, geçmişinin derinliklerinde kendi devrimci geleneklerinden anılar saklar. Önceki kuşakların bir “kurtuluş umuduyla” giriştikleri umutlu ve cesur atakları gizli anılar halinde saklar. Kendilerine özgü tarih ve kültür birikimi, geçmiş yenilgiler ve kazanılmış kavgalar, hâlâ çözülmemiş köklü sorunlarla sarmalanmış olarak toplumun belleğinde tutulur. Zaman ağır ağır akmış, ama hiçbir şey değişmemiştir.

Amerika kıtasının güneye sarkan ucunda yaşayan halklar söz konusu olunca, bu çok değerli hazinenin günü geldiğinde yeniden hayata katılacağından kimse kuşku duymaz.

Defalarca ayaklanmış, üzerlerine çöken kara sömürü ve soygun düzenini yıkmak için pek çok yolu denemiş, zaferin bir nefes kadar yakın olduğu anlar yaşamış, katliamlara uğramış, faşist darbelerle ezilmiş, sonra yine çamurlu ayaklarını sürüyerek teneke mahallelerine itilmiş, kovuldukları topraklarında köle olarak çalışmaya dönmüşlerdi. Ama yeniden denemek için kararlılıklarından hiçbir şey kaybetmemişlerdi.

90’lı yıllarda, “Latin Amerika” yeniden kıpırdadı. 70 ile 90 arasında kıtadaki hemen her ülke faşist diktatörlüklerle yönetilmeyi denemiş, büyük acılara ve kayıplara rağmen halklar sürekli olarak mücadelelerini sürdürmüş, örgütlerini yeniden inşa etmeye çalışmış, yıkılan faşist diktatörlüklerin elebaşılarını yargılamış, pek çoğunu mahkum etmiş, az çok bir demokrasiye kavuşmuşlardı. Ama daha ilerisini istemenin vazgeçilemez hakları olduğu genlerine kazınmıştı bir kere. O yüzden, “sosyalizm”, “eşitlik”, “özgürlük”, emperyalizme hayır”, “faşizme hayır” diyen partilerin, örgütlerin arkasından yürüdüler. Bu kez ille de ihtilalci yollardan gitmeleri gerekmediği söyleniyordu üstelik; genel seçimlerle istediklerini yapabilirlerdi. Böylece, hemen hemen aynı anda,  Venezuela’da Chavez, Brezilya’da işçi sendikacı kökenli Lula, Arjantin’de Kirchner,  Bolivya’da, Morales,  Şili’de Michelle Bachelet, hepsi “ezilen sınıflardan ya da eski gerilla hareketlerinden gelen sosyalist” başkanlar olarak seçildiler.

Bu gelişme karşısında, “Yeni Sosyalizm”, “XXI. Yüzyıl Sosyalizmi” kavramı icat edildi. Kazanılan seçimler, özellikle Marksist devrim ve sosyalizm teorisinden umudunu kesmiş aydınlar arasında  “kapitalizmin dönüştürülmesi” veya “aşılması”,  “kapitalizmin ötesi”, “Alternatif Küreselleşme”, “Dayanışmacı Ekonomi”, “Dünya Demokrasisi”, “Bolivarcı Devrim”, “21. Yüzyıl Sosyalizmi”, “Demokratik Sosyalizm”,“Özgürlükçü Sosyalizm” gibi bir kısmı Marksizm’den de eski olan kavramların yaygın kullanımına yol açtı. Yeni bir sosyalizm çağına giriliyordu!

“İşçi sınıfının tarihsel rolü”, “işçi sınıfı önderliğinde devrim”,  “devrimde Komünist Partisi’nin önderliği”,  “ üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete son vermek”, “proletarya diktatörlüğü” gibi lafları hiç etmeyen, hatta bunları eskimiş ve geçersiz ilan eden bu sosyalizm, kısa sürede özelleştirmeler, piyasanın belirleyiciliği kavramına dayanan uygulamalara hız verilmesiyle balon gibi sönmeye başladı.

Yalnızca Chavez emperyalizme karşı direniyor, halkçı toplumsal uygulamalarda hız kesmiyordu.

Özellikle petrol şirketlerine karşı etkin bir ulusallaştırma programını yürürlüğe koyduktan sonra, halkın hayat  düzeyinde ve örgütlenmesinde, eğitimde ve sağlıkta önemli gelişmeler sağlandı. Chavez, “yeni insanın inşasını hedef alan” bir “sosyalizm”, “Bolivarcı Sosyalizm” adını verdiği ekonomik ve sosyal uygulamalara yöneldi. Gerçi özel mülkiyet ve sermaye sınıfının etkin varlığı devam ediyordu ama petrol gelirlerinin büyük ölçüde sosyal uygulamalara ayrılması halkın yaşamında gerçekten önemli iyileştirmeler sağlıyordu. Chavez, işçi sınıfı iktidarından söz etmiyordu, üretim araçları üzerindeki mülkiyetin özel biçimi hiç umrunda değildi, aksine, “ıslah edilmiş bir kapitalizm”. “kapitalizmin aşılması” gibi, sermaye sistemini esas alan reformlar peşinde olduğunu söylüyordu. Ama buna “sosyalizm” diyordu. Çünkü halkın istediği sosyalizmdi, özlediği sosyalizmdi…

Chavez, diğer “sosyalist” başkanlar gibi fos çıkmadı. Çünkü dayandığı önemli bir petrol geliri vardı ve inandığı yolda yürürken önüne çıkan engelleri güç kullanarak bertaraf etmekten çekinmemişti. Büyük tantanayla “yeni bir devrim” olarak ilan edilen “seçilmiş başkanların XXI. Yüzyıl sosyalizmleri” fasa fiso işler halinde sönerken onun uygulamaları halkını mutlu etti. Doğrudur, Venezuela halkı “baba” bildiği başkanını kaybetti. Kendilerine biraz olsun nefes aldıkları, aç ve açıkta kalma korkusunu yendikleri bir dönem yaşatan adam öldü.

Onu elbette saygıyla ve sevgiyle anacaklar; ama bir gün yakınarak, “Ah başkan baba, keşke bize balık vermek yerine balık tutmayı öğretseydin! Bizi iyi yönettin, ama keşke kendi kendimizi yönetebileceğimiz yolları gösterseydin! İyi bir diktatör oldun ama biz kendi diktatörlüğümüzü kursaydık daha da güzel olacaktı be başkan baba!” demekten kurtulamayacaklar.  Çünkü bilimsel sosyalizmin yerini hiçbir şey tutmaz. Halka rüyalarını gerçekleştirme gücünü yalnızca bilimsel sosyalizm verebilir.