İslamcı örgütler nasıl büyüdü?

01MetinGur02

Kısa bir süre önce Avrupa’da İslamcı Örgütler adlı kitabı yayınlanan Gazeteci-Yazar Metin Gür ile Almanya’daki Türkiyeli İslamcı örgütleri konuştuk.

 

Almanya’da faaliyet yürüten İslamcı örgütler ne zaman kuruldular ve güçlenmeye başladılar?

1961’de Türkiye ile Almanya arasında işgücü anlaşmasının imzalanmasından sonra Almanya’ya gelen Türkiyeli işçiler arasında ilk dönemlerde İslamcı örgütlenmeler başlamamıştı. Ancak, zamanla dini gereksinmeleri karşılamak üzere işçi yurtlarında küçük gruplar oluşmaya başladı. Bu gruplaşmalar arasında Türkiye’de Kuran kursuna gitmiş, tarikatları tanımış, köyünün hocası olmuş işçiler de vardı. Aynı dönemde, sınırlı da olsa konsolosluklara gönderilen ataşeler devreye girdi. Bunlar işçi yurtlarına giderek, örgütlenme çalışmaları yürütüyorlardı. Türkiye kökenlilerin sayısı artarken, 1960’lı yılların ortasından itibaren İslamcı örgütler de gelişmeye başladı. Türkiye’den ilk imamlar da bu dönem gönderildi. Geldikleri ilk kentlerden birisi de Köln idi. O yıllarda Türkiye’den en çok işçi alan işletmelerin başında Köln Ford Fabrikaları geliyordu. Bu nedenle Köln pek çok akım için en çekici kentlerden biriydi. Önce tek çatı altında örgütlenen cemaatlar, daha sonraki yıllarda Türkiye’deki İslamcı grupların bölünmüşlüğüne paralel olarak Almanya’ya da ayrı örgütlenmeye başladılar. Amaçları şu idi: Dünyaya açılmak ve cenaze firmaları, Hac organizasyonları, fitre, zekat gibi çeşitli alanlara girmek, dini kullanarak rant elde etmekti. Bunu da başardılar.

Alman Sendikalar Birliği (DGB)’nin Yabancı İşçiler Dairesi Merkezi Türk Bürosu,  Şubat 1980’de yayınladığı, Federal Almanya’daki aşırı İslam Türk Örgüt ve Tarikatları raporunda şöyle deniyor:  “Federal Almanya’da yaşayan Sunni – Müslüman Türkler, kendi ülkelerinde yaşadıkları döneme kıyasla çok daha sıkı bir biçimde İslam kurallarına sarılmaktadırlar. Kendi ulusal bütünlüklerini İslam yoluyla koruma çabasındadırlar. Bunda da baş etken, özellikle çocuklarının ulusal kültürlerinden kopma korkusudur. Öte yandan din ile politikayı birbirine karıştırmama çabasındadırlar. Ancak; politika yapmadan dini gereksinmelere cevap verecek bir kurumu Federal Almanya’da bulabilmek çok zordur. Tarikatçıların veya politik grupların eline geçmemiş cami veya İslam kuruluşu yok denecek kadar azdır. Öte yandan otorite sağlamış yetkili bir İslam kuruluşu da yoktur.

Bu raporun kaleme alınış biçimi ve amacı açısından önemli olan, Federal Almanya’da İslam’a el atmış bulunan aşırı İslami akımlardır. Bu aşırı akımlarda şu biçimde sıralandıra bilinir:

1.      Ülkücü örgütler (MHP-Milliyetçi Hareket Partisi)

2.      Nurcu Tarikatı

3.      Milli Görüş Örgütleri (MSP-Milli Selamet Partisi)”

 

Bugün en büyük İslamcı örgüt olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) ne zaman örgütlendi?

Diğer dini cemaatler gibi 1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren örgütlenmeye başlarken, bir yandan da devlet, konsolosluklar üzerinden örgütlenme çalışması yapıyordu. DİTİB ise 12 Eylül askeri darbesinden sonra, 1985’te kuruldu. Bu açıdan bakıldığında DİTİB, Evren cuntasının bir ürünü. DİTİB kurulmadan önce büyüyen örgütler İslam Kültür Merkezleri Birliği (Süleyman Hilmi Tunahanlı taraftarları) ve Milli Görüş idi. Bunun farkında olan generaller, hem Türkiyeli sosyalistleri hem de diğer dini cemaatleri engellemek üzere DİTİB’i kurdular. Kamyonlar dolusu Kuran-ı Kerim göndererek her yere parasız dağıttılar. Kurulunca daha önce Milli Görüş ya da Süleymancılara üye olan bir çok dernek ayrılarak DİTİB’e üye oldu.

1960-70 arası oluşum yılları olarak değerlendirilebilir. O yıllarda dini inançlardan ötürü ihtiyaçlar da söz konusuydu. İşçi yurtlarında, fabrikalarda bayram namazları kılınıyordu. 1970-80’li yıllar arasında örgütlenme, 80’den bugüne ise gelişme ve kurumsallaşma dşnemi olarak ele alınabilir.

 

Siz, DİTİB’in 12 Eylül darbesinin bir ürünü ve bir devlet örgütü olduğunu kitapta da sıkça belirtiyorsunuz. Devletin Avrupa’daki Türkiye kökenliler arasında özel bir politikasının sonucu mu DİTİB?

DİTİB’in şu anda 912 camisi, mescidi ve derneği bulunuyor. Buralarda Türkiye’den gönderilen imamlar görev yapıyor. Bu imamlar 13 bölgede bulunan konsolosluklardaki din ataşeliklerine bağlı olarak çalışıyorlar. Bu din ataşelikleri de büyükelçilikteki Din Hizmetleri Müşavirliğine bağlı. Bu ataşe aynı zamanda DİTİB genel başkanı. Bu şekilde yukarıdan aşağıya kurulan, birbiriyle bağlantılı, iç içe ciddi bir devlet cemaati söz konusu. Bu çark içinde en az maaşı imamlar alırken, müşavirler en fazla parayı alıyor. Bu da Türkiye’nin Avrupa’daki örgütlenmeye çok ciddi bir kaynak ayırdığını gösteriyor.

 

Diyanet İşleri Başkanlığı Hizmet ve Faaliyetler 2008 Raporu’nda “Yurtdışı Hizmetlerinde Yeni Açılım” başlıklı bölümde bu açılım şöyle açıklanıyor:

Bugün Avrupa, Amerika ve Avustralya gibi Batı ülkelerinde yoğun olarak karşılaştığımız hedef kitle 60’lı, 70’li ve 80’li yıllarda bu ülkelere yerleşmiş I. ve II. Kuşak orta yaş ve üstü vatandaşlarımız değil, önceki kuşaklara göre daha fazla entegre olmuş, Batı dillerini çok iyi bilen, kendi akranları ile meslek ve eğitim konusunda eşit bir düzeyde bulunan üçüncü ve dördüncü kuşak Müslüman gençlerdir. Kabul etmek gerekir ki, bu kitleye etkili bir din hizmeti sunabilmek, öncekilere göre daha zor ve karmaşıktır. Önceki kuşakların yaşamadığı problemlerle 3. ve 4. kuşak soydaşlarımız karşılaşmaktadır. Bu aşamada bilgiye dayalı evrensel değerleri içselleştirmiş, hedef kitle ile kalıcı iletişim yolları kurabilen donanımlı din görevlilerine ihtiyaç vardır. Bu olgunun getirdiği bir sorumluluk olarak, Başkanlığımız yurt dışı hizmetlerinde çıtayı daha fazla yükseltmek zorunda kalmıştır.”

 

İMAMLARA AJANLIK GÖREVİ VERİLDİ

Çeşitli rakamlara göre halen Almanya’da 700 kadar Türkiye’den gönderilen din görevlisi  var. Bu imamlara geçmişte nasıl bir rol verildi? Bugün hangi rolü üstleniyorlar?

Denilebilir ki, Türkiye’den gönderilen imamlar olmasaydı DİTİB bu denli büyük bir örgüt haline gelemezdi. Bu çok açık. Ama ilk kuruluş yıllarında gönderilen imamlara açık olarak ajanlık görevi yaptırıldı. Kitapta da yer verdiğim belgelerde görülebileceği gibi, gönderilen imamlardan düzenli olarak cemaat ve Türkiye kökenlilerin durumu, muhalifler hakkında düzenli raporlar vermeleri isteniyor. Bir çok imam bu raporları veriyor. Ama buna itiraz ederek vermeyenler de var. Çünkü görevlerinin ajanlık değil, imamlık olduğunu söylüyorlar. Ayrıca, bedelli askerlik yapmaya giden işçilere de ajanlık yaptırılmaya çalışıldı.

 

 CAMİLER RANT KAPISI OLDU

Kitabınızda Avrupa’daki camilerin önemli bir rant kapısı olduğunu belirtiyorsunuz. Bunu neye dayandırıyorsunuz?

Almanya’daki camilerde İslami şirketlerin on binlerce insanın alın teriyle biriktirdiği paraları topladığını bilmeyen yok. Ama bu durum sadece bu şirketlere vize veren Milli Görüş için geçerli değil. Aynı durum DİTİB’in camileri için de geçerli. Eskiden hac organizasyonu en çok rantı Milli Görüş toplardı. Şimdi ise DİTİB topluyor. Üstelik Diyanet, Suudi Arabistan’a resmi olarak başvurduğu için, tam teşkilat bir şekilde organizasyon yapılıyor. Hatta fazladan aldığı kontenjanı başka şirketlere satıyor. Bunun yanı sıra cenaze fonu da önemli bir gelir kapısı olmuş. Edindiğim bilgilere göre DİTİB’in yıllık cenaze fonu miktarı yaklaşım 8.5 milyon Euro. Bunun dışında fitre ve zekat ta işliyor.

 YÜCEL ÖZDEMİR

01kitap

Cami parası Ankara’dan geldi

 

DİTİB’in doğrudan Türkiye tarafından kurulduğuna dair somut bilgiler ve belgeler de var…

Elbette. Bunlardan birincisi, uzun yıllar DİTİB’in genel merkezi olarak kullanılan şimdi de büyük caminin yapıldığı arsa, doğrudan Türkiye’deki diyanet tarafından satın alınmış. Kitap için söyleşi yaptığım DİTİB’in kurucu ve eski Yönetim Kurulu üyesi Mehmet Lal, Ehrenfeld’deki caminin yerini vaktinde 3 milyon Mark’a satın aldıklarını ve bunun 2 milyon 800 binin Ankara’daki Diyanet Vakfı tarafından kendilerine gönderildiğini açık olarak ifade ediyor.

İkincisi de DİTİB’in başkanlığına hep Büyükelçilik Din İşleri Müşaviri’nin atanması ve Danışma Kurulu’nun kendisidir.

DİTİB’te asıl olarak her şeye bu Danışma Kurulu karar veriyor. DİTİB’in Eski Başkanı ve Din Hizmetleri Müşaviri Sadi Arslan, kendisiyle yaptığım söyleşide bu kurulun üyelerini şu şekilde anlatıyor: Bir çok kararın onaylandığı bu kurul 7 kişiden oluşuyor. Diyanet İşleri Başkanı, Köln Konsolosu, Berlin Din Hizmetleri Müşaviri, Hollanda, Fransa ve Belçika Din Hizmetleri Müşavirliğinden oluşuyor diyor. Bu da DİTİB’in asıl olarak bu derin devlet tarafından yönetildiğini açık olarak gösteriyor.

Bu kurulun değişmesi, tüzük değişikliğiyle mümkün değil.

 

AKP, Milli Görüş’ü olumsuz etkiledi

 

Erbakan’dan ayrılanların kurduğu AKP’nin Türkiye’de 10 yıldan fazla bir süredir iktidarda olması Almanya’da Milli Görüş’ü nasıl etkiledi?

AKP’nin kuruluşu Mili Görüşü önemli ölçüde etkiledi. AKP’den pay almak isteyen azımsanmayacak bir kesim Milli Görüş’ten ayrılarak AKP’ye geçti. Gidip danışman olan çok sayıda yönetici var. Kalanlar ise Saadet Partisi çizgisini sürdürüyorlar. Bu açıdan baktığımızda bir zayıflama söz konusu. Ancak bu zayıflama sadece Milli Görüş ile sınırlı değil, bütün cemaatlerde benzer bir durum söz konusu. Genel olarak İslam dünyasında böyle bir sıkıntı var.

 

 

Stuttgart ve Ulm’da İslami örgütler tartışıldı

 

23-24 Mart’te Ulm ve Stuttgart’da bulunan DİDF bağlı dernekler tarafından düzenlenen toplantılarda Almanya’daki İslami örgütlerin çalışmaları ve bunların Türkiye kökenli göçmenleri nasıl etkilediği ele alındı.

Ulm’da Gazeteci-Yazar Metin Gür ve gazetemiz Yeni Hayat adına Yücel Özdemir’in katıldığı toplantıda, İslami örgütlerin kuruluş süreci, bunların zaman içerisinde Türkiye kökenli göçmenlerin milli ve dini duygularını nasıl suiistimal ettikleri konusunda somut örnekler verildi.

Metin Gür, özellikle DİTİB ile devlet arasındaki ilişki ve bu örgütün Ankara tarafından nasıl yönlendirildiğini dönemin tanıklarının anlatımlarına dayanarak anlattı.

Stuttgart’ta Dosluk ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen toplantıya ise Gür ve Özdemir’in yanı sıra Fetullah Gülen Cemaati’nin Almanya’daki çalışmaları konusunda yaptığı çalışmalarla tanınan Gazeteci-Yazar Ahmed Arpad da katıldı. Arpad, toplantıda yaptığı konuşmada cemaatin, Stuttgart ve çevresinde eğitim alanında yaptığı çalışmaları ve eyalet hükümeti başta olmak üzere bölgedeki yerel yönetimlerin cemaate verdiği desteği anlattı. (YH)