Kıbrıs’a Troyka kıskacı

01AB Kibris-Protesto-1

Kıbrıs’la birlikte Troyka, bir Euro ülkesinin ulusal egemenliğini daha rafa kaldırdı. “Parlamentonun onayına gerek kalmadan kurtarılması” öngörülen Kıbrıs’ta emekçileri zor yıllar bekliyor. AB ve Rusya arasında güç denemesine dönüşen “kurtarma operasyonu”, Troyka’nın gerektiğinde “savaş ekonomisi kurallarına” başvurmaktan çekinmeyeceğini de ortaya koydu.

 

Aslına bakılırsa Kıbrıs’ı ekonomik olarak “kurtarmak” Avrupa Birliği (AB) için o kadar zor bir olay değil. AB içinde binde 2’ye tekabül eden 17,8 milyar Euro hacmindeki GSMH ile “olsa da olur olmasa da olur” kategorisine dahil edilebilecek ülkelerin başında geliyor.

AB patronların sorunu sessizce halledip geçiştirmek yerine, dokuz aydır ülke temsilcileriyle müzakere yapmalarının, ültimatom koymalarının, şantaj yapmalarının nedeni talep edilen miktarın düzeyi değil. Yunanistan ile birlikte çözülmesi gereken sorunun bu kadar uzatılmasının nedeni Kıbrıs’ın birçok nedenden dolayı “özel” olmasıyla ilgili.

 

FİNANS MERKEZİ KIBRIS

Öncelikle Kıbrıs, Avrupa Birliği’ne (AB) üye olduktan sonra Avrupa’da en fazla kara paranın aklandığı, vergilerin düşük ve faizlerin yüksek olması nedeniyle önemli finans merkezlerinden biri haline geldi. GSMH 17,8 milyar olmasına karşın bankalardaki mevduat hesaplarında 68 milyar Euro bulunması bankaların bu küçük ülke için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Rusya sermayesinin vergi kaçırma ve kara para aklama işleri için kullandığı Kıbrıs, görünürde Rusya’ya en fazla yatırım yapan ülke konumundaydı. 2012’de Kıbrıs’tan Rusya’ya yapılan “yatırımlar” 12,8 milyar Euro düzeyindeydi. Kıbrıs bankalarında bulunan 68 milyar hacmindeki mevduatın 20 milyarlık bölümünün Rusya kaynaklı olduğu tahmin ediliyor.

Federal Haber Alma Servisi (BND), geçtiğimiz günlerde Kıbrıs’ta aklanan paraların önemli bir bölümünün Batı Avrupa ülkelerinde de kullanıldığını ileri sürerek, “batağın kurutulması gerektiği” yönünde açıklamalar yapmıştı. Başta Almanya olmak üzere Euro bölgesinin büyük ekonomileri Kıbrıs’ın bu özelliğine son vermek istiyorlardı. Bu nedenle de Kıbrıs, AB ile Rusya arasında bir güç denemesine dönmüştü ve sorunun çözümü zorlaşıyordu.

 

COĞRAFİK STRATEJİK KONUMU

İkinci özellik ülkenin jeo-stratejik öneme sahip olmasıyla ilgili. Akdeniz’in en güneyindeki bu büyük adaya emperyalistlerin, “Ortadoğu’ya yönelik havaalanı” gözüyle baktıkları biliniyor. İngiltere’nin adada “bağımsız” statüye sahip askeri üssü bulunuyor.

Geçtiğimiz yıl adanın kıyılarında tespit edilen petrol ve doğal gaz rezervleri de adanın önemini artıran bir etken olduğu ortada. Ayrıca Kıbrıs’taki altın rezervleri de küçümsenmeyecek değere sahip.

Bu, ülkeyi ekonomik olarak ‘kurtaranlar’ için adanın sunduğu bu nimetlerden faydalanmalarının yolunu açacak. Bu nedenle de AB patronları, Kıbrıs’ın başka bir yerden yardım almaması için şantaj yapmaktan çekinmediler ve Rusya ile güç denemesine girmek zorundaydılar. Ve şu anda görünen o ki, adadaki Rus sermayesinin bir bölümü mülksüzleştirilecek.

 

KIBRIS DENEME TAHTASI OLDU

Bugüne kadar ‘kurtarılması’ karar altına alınan İrlanda, İspanya, Portekiz ve Yunanistan’da AB ve IMF belirli bir sınıra kadar gitmişlerdi. Kıbrıs’ta ise ilk kez sıradan vatandaşın olduğu gibi belirli sermaye gruplarının dolaylı yollardan değil direk olarak mülksüzleştirilmesi de gündeme alındı.

Hatırlanacağı gibi Kıbrıs için hazırlanan ilk “kurtarmak paketini” hayata geçirecek yasa tasarısı, özelleştirme ve tasarruf önlemlerini içermesinin yanı sıra bankadaki mevduatlarının bir bölümünü gasp etmeyi de içeriyordu. Buna göre bankada 20 bin ila 100 bin Euro arasında parası bulunanlara bir defalığına yüzde 6,75 ve 100 binin üzerinde olan mevduat hesaplarına ise yüzde 9,9 oranında “vergi” konulacaktı.

800 bin nüfuslu bir ülke, mali sermayenin borçlarını, çürük kredilerini direk olarak sıradan vatandaşı mülksüzleştirerek karşılamaya çalışmanın nelere yol açacağını, ne kadar ileri gidilebileceğini denemek için de elverişliydi.

Euro Grubu Başkanı olan Hollanda Maliye Bakanı Jeroen Dijsselbloem, Reuters ajansına verdiği bir demeçte, “Batık bankaları kurtarmanın tek yolu olmadığı Kıbrıs’ta görüldü. Diğer Euro ülkeleri şimdiden önlemlerini artırarak bu konuma gelmelerinin önüne geçebilirler” sözü boşuna değil. İlk etapta Lüksemburg, Malta ve Slovenya’nın benzeri bir sınavdan geçme olasılığı yüksek görünüyor. Tabi bu İtalya ve İspanya için de geçerli.

Troyka’nın (Almanya’nın büyük baskısıyla) Kıbrıs’ta sergilediği tutum, gerektiğinde “savaş ekonomisi kurallarına” benzer uygulamalara başvurmaktan çekinilmeyeceğini de ortaya koydu.

Kıbrıs ayrıca önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olarak Euro bölgesinden ayrılma veya atılmanın koşullarının da denendiği bir ülke olacak.

 

KIBRIS SORUNUNUN ALMANYA İÇİN ÖNEMİ

Almanya’nın Kıbrıs sorununda bu kadar katı tutum sergilemesi, Kıbrıs’ı Euro bölgesinden atmakla tehdit etmesinin birçok iç ve dış politik nedeni var.

Kriz başladıktan sonra Almanya, AB’yi “elden geçirmeye” başladı. Daha önce Lizbon Antlaşması’na alınamayan birçok yasa kriz politikaları eşliğinde yürürlüğe konuldu. Euro bölgesi ülkelerinin bütçeleri üzerindeki söz hakları sınırlandı, (artık gerekli görüldüğünde bu yetkileri AB Komisyonu kullanıyor) ulusal parlamentoların hakları sınırlandı. Yine bu dönemde özelleştirmelere büyük bir hız verildi, sosyal güvenlik sistemleri tasfiye edildi, kamu yatırımları ve harcamaları (ülkelerin bütçeleri üzerindeki söz hakları sınırlanmasıyla birlikte), bütçe açığı ve devlet borcu gibi konular otomasyona bağlandı.

Kıbrıs sorunu çözülürken de bir takım yeni uygulamalar yürürlüğe konuldu ve bunlar artık diğer Euro ülkeleri içinde geçerli hale getirildi.

Almanya son dokuz ay içinde Rusya ile dolaylı ve direk karşı karşıya gelerek bir güç denemesine girdi ve bunda şimdilik üstün çıkmış görünüyor. Kıbrıs’ta en fazla sermayesi bulunan, bir süre önce ülkeyi batmaktan kurtaran Rusya’nın “kurtarma operasyonuna” dahil edilmemesinin nedeni de bu.

Ayrıca Almanya Kıbrıs’ı iç politika malzemesi olarak da kullanıyor. Almanya’da bankaların kurtarılması gündeme geldiğinde geniş yığınların, “faturayı krizi çıkaranlar ödesin”, “bankalara para verilmesin” yönündeki tutumuna, “başka alternatifimiz yok” diye yanıt veren hükümet, bugün, “Artık batık bankalar zenginler tarafından kurtarılacak, borçları, çürük kredileri onlar üstlenecek” diye propaganda yapmakta. Bu genel seçimler için de iyi bir malzemeyi oluşturuyor.

Almanya’da yapılan propagandanın aynı zamanda Alman emekçilerinin Kıbrıslı emekçilerle dayanışmasını zedeleyici özellik taşıdığına da dikkat etmek gerekiyor. Yukarıda anılan BND raporunun yayınlanması, BND yetkililerinin bütün medyada Kıbrıs analizleri yapmalarının sağlanması da, bu propagandanın bir parçası. Beş yıldır gündemde tutulan, “tembel ve asalak güney Avrupalılar” imajı bu vesileyle daha katmerli bir şekilde işleniyor. Alman medyasında başta Rus mafyası olmak üzere “karanlık güçlerin” kara paralarını depoladığı/akladığı ama Kıbrıslıların da bundan nemalandığı, bu nedenden dolayı ülkenin reel ekonomisinin gelişmediği, bu ülkenin Almanya’nın kararlı politikacıları tarafından “temizlendiği” imajı işleniyor.

Gazete yorumlarında, “Almanya ve politikacıları, kararlı tutumları nedeniyle giderek daha az seviliyorlar, hedef tahtasına konuluyorlar” (Die Welt), “Kurtarıcıya öfke” (Spiegel Online) ve benzeri yaklaşımlarla neredeyse “mağdur” pozisyonuna getiriliyor.

Parasına el konulanın asıl olarak Rus sermayesi olması, hakları gasp, ülkeleri talan edilen Kıbrıslı emekçiler olduğu müddetçe, bu tür propagandayı yapmak ta tabi ki kolaylaşıyor.

 

“KIBRIS SORUNU” NASIL DEVAM EDECEK..?

Ekonomisinin yüzde 40’ı mali sektöre bağlı Kıbrıs’ın asıl ticari ilişkileri Yunanistan ile gerçekleşiyor. Yunanistan’da devam eden ekonomik kriz bu ticari ilişkileri olumsuz etkilemeyi sürdürüyor.

“Kurtarma paketinin” yürürlüğe girmesiyle birlikte “kurtarılan” diğer ülkelerde olduğu gibi Kıbrıs ekonomisi de hızla daralacak, işsizlik ve yoksulluk artacak. Kurtarma paketi yürürlükte kaldığı sürece, bu kısır döngü devam edecek.

Özellikle bankaların küçük işletmecilere ve üreticiye verdiği kredileri kesmesi bekleniyor. Bu da ekonominin daha hızlı daralmasına neden olacak. Küçük mevduat sahiplerinden alınması düşünülen yüzde 6,7 oranındaki mevduat vergisinden vazgeçildi ama gündeme getirilen önlemlerle Kıbrıslı emekçiler kısa bir zaman dilimi içinde bu sözde kurtarma sonucunda yüzde 6,7’den daha fazla yoksullaşacaklar.

Bundan sonraki gelişmeler şüphesiz emperyalistler arası pazarlıklar (kutuya bkz.) sonucu daha netlik kazanacak. Fakat gidişatla ilgili asıl olarak Kıbrıslı emekçilerin tutumu belirleyici olacak.

“Kurtarma paketinin” ilk taslağını protestolar sonucu geri aldırmayı başaran Kıbrıslıların eylemleri devam ediyor. 2008 yılında iflas etme ve büyük bir devletin himayesi altına girme riskiyle karşı karşıya kalan 200 bin nüfuslu İzlanda’da kitlesel protestolar yaşanmıştı, halk haftalarca parlamentonun etrafını sararak hükümetin istifasını ve erken seçimleri sağlamıştı.

Yeni seçilen hükümet halkın baskısıyla bütün alacaklılara rest çekmiş ve bankaları kamulaştırmıştı. Bugün çok küçük bir banka sektörüne sahip olan İzlanda ulusal egemenliğini koruduğu gibi ekonomisini daha sağlamlaştırmayı da başardı.

Kıbrıslı emekçilerin protestolara devam etmesi durumunda İzlanda’da yaşananların benzerinin burada da yaşanma olasılığı mevcut. Gazetemiz yayına hazırlandığı gün (26 Mart) Kıbrıs’ta bankalar 12 gündür kapalıydı ve Perşembe gününe kadar kapalı kalması kararı alınmıştı. Bankamatiklerden günlük sadece 100 Euro çekilmesine izin verilmesi ve önlemin önümüzdeki haftalarda benzer düzeyde devam etmesi de gerginliği tırmandıran önemli etkenlerden biri olarak duruyor. Troyka, bankaların açılmasıyla halkın bankalara hücum etmesinden çekiniyor. Tabi emperyalistler de planlarını buna göre uygulamaya çalışacaklar. Önümüzdeki süreç her açıdan önemli derslerin çıkartılacağı bir süreç olacak.

 

 KURTARMA PAKETİNDE NELER VAR?

Dokuz ay önce AB’ye “yardım” başvurusunda bulunan Kıbrıs’ın “yardım ihtiyacı” 16,8 milyar Euro olarak belirlenmiş ve bunun 7 milyara yakın bölümünün Kıbrıs’ın kendi kaynaklarından sağlanması gerektiği söylenmişti. Buna göre Kıbrıs Hükümeti 4,5 milyar – 5,8 milyar Euro arası bir miktar bankalardaki mevduatlara uygulayacağı “bir defalık vergi” ile sağlayacak. Geri kalan yaklaşık 1,5 milyar – 1,2 milyar Euro arası miktar ise özelleştirmeler yoluyla ve harcamalarda tasarruf edilerek sağlanacak.

Mevduatların vergilendirilmesi: 100 bin Euro’nun üzerinde olan mevduat hesaplarına ortalama yüzde 30 oranında vergi konulacak. Bazı bankalarda bu oran yüzde 40’a çıkabilecek.

İşletme vergileri: Bugün toplam yüzde 10 olan işletme vergileri ilk etapta yüzde 12,5’e çıkarılacak.

Banka sektörü: 2018 yılına kadar bankaların yeniden yapılandırılması sonuçlanacak ve bankaların toplam bilançoları ülkenin toplam ekonomik gücüne oranla AB ortalamasına dengelenecek. Bankaların bugün toplam bilançoları ülkenin GSMH’nın sekiz katı düzeyinde bulunuyor. Bu oran 3,5 katıyla sınırlandırılacak.

Yeniden yapılandırma kapsamında Laiki Bank, iyi ve kötü banka olarak ikiye bölünecek. Laiki’nin iyi bölümü Bank of Cyprus’a devredilecek. Laiki Bank’ta mevduat sahiplerinin kayıplarının yüzde 40’ı aşmayacağı söylenirken Bank of Cyprus’ta ise bu oranın ortalama olarak yüzde 30 olacağı ileri sürüldü. Vergi adı altında yapılan kesintilere karşılık olarak mevduat sahiplerine hisse verilecek.

Diğer yandan bankaların eski hissedarları yapılacak bir inceleme sonrası kısmen ya da bütün hisselerini kaybedebilecekler.

Hükümetin önlemleri: Kıbrıs hükümeti harcamalarını sınırlayacak. Buna göre hükümet her yıl GSMH’nın yüzde 4,5 oranında (bugünkü verilere göre yıllık tasarruf hacmi 765 milyon Euro düzeyinde olacak!) kamu harcamalarını düşürecek. Kamuya ait işletmelerin hepsi özelleştirilecek. AB’den alınacak kredi düzenli olarak ödenecek. Bu önlemlerle devlet borcunun 2020 yılında GSMH’ye oranla yüzde 100 ile sınırlanması sağlanacak. Bugün GSMH’nın yüzde 93’ü oranında olan devlet borçları AB’den alınacak 10 milyar Euro kredi ile yüzde 150’ye çıkacak.

 

 KOŞULLAR DEĞİŞEBİLİR

AB tarafından karar altına alınan ve Kıbrıs’a dayatılan “kurtarma paketinin” gerçek anlamda yürürlüğe girmesi daha bir süre alacak. “Kıbrıs Parlamentosunun onayına gerek olmayacak şekilde” hazırlandığı ileri sürülün paketin diğer Euro ülkelerinin parlamentoları onaylamak zorundalar. Bu süreçte ulusal parlamentolar, paketin yeniden açılmasını ve koşullarının değiştirilmesini (Finlandiya ve Hollanda’nın Yunanistan paketinde yaptığı gibi) talep edebilirler.

Ayrıca bu süreçte Rusya hazırlanan paketi ve etkilerini bir bütün olarak inceleyip Kıbrıs ile olduğu gibi AB ile mali ilişkilerindeki tavrını belirleyeceğini açıkladı. Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev, paketi “hırsızlık yapma girişimi devam ediyor” olarak değerlendirdi. Bu da paketle ilgili bir takım değişiklikleri gündeme getirebilir. Rusya ile yapılan ilk müzakerelerde Rusya taleplerini çok açık dile getirmişti. Öncelikle AB’nin bankalardaki paraya el koyma planlarından tamamen vazgeçilecek ve bir süre önce adanın etrafından bulunan petrol ve doğal gaz yataklarının sömürüsüne Rus petrol tekeli Gazprom da ortak olacaktı. Değişik kaynaklara göre, Rusya ayrıca askeri üs talebinde de bulunmuştu

 

 

 

SOARES: SOSYAL PATLAMA YAŞANABİLİR

Portekiz’in eski başbakanlarından Mario Soares, bir gazeteye yazdığı makalede, “ülkede yaşanan öfke şiddete dönüşebilir” dedi. Hükümetin halkın taleplerine kulaklarını tıkadığını, gösterileri görmezden geldiğini söyleyen Soares, “Rüzgar eken fırtına biçer, bunu kimse unutmamalı” dedi.

2 Mart günü 1,5 milyon insanın sokağa çıkarak tasarruf politikalarına karşı gösteriler yaptığını söyleyen Soares, “Halkın yüzde 15’i sokaklara çıkıyorsa hükümetin bunlara kulak vermesi gerekir” dedi.

“Umarım hükümetin bu densizlik uzun sürmez ve aklı başına gelir” diye konuşan 88 yaşındaki politikacı, “Hükümet Troyka’nın teknokratlarına, AB Komisyonu’na, IMF ve AMB, mali piyasalara ve tabi ki Bayan Merkel’in sözlerine kulak vermekten halkın sesinin duymuyor. 78 milyar Euro kredi karşılığı dayatılan politikalar ülkemizi batırıyor” dedi.

İşsizliğin yüzde 17,6, gençler arasında yüzde 40 olduğunu da hatırlatan Soares, “Hoşnutsuzluğun sadece halkın içinde değil orduda da büyüdüğünü biliyorum. Eğer hükümet bütün bunlardan ders çıkarmazsa artan hoşnutsuzluk karşısında dayanamayacak hale gelir ve düşer” dedi.