33 ülkeden 400 sendikacı Paris’te buluştu

Çalışma yaşamının giderek kuralsızlaştığı, yoksulluğun, işsizliğin dünya genelinde arttığı bir dönemde işçi örgütlenmesine mücadeleci perspektiften bakan sendikalar, “Biz geleceği kuruyoruz” şiarıyla 23-24 Mart’ta Paris’te bir araya geldi. Fransa’dan Solidaires, Brezilya’dan CSP, İspanya’dan CGT ve Fas’tan ODT sendikalarının çağrıcı olduğu konferansa 33 ülkeden 60 sendikayı temsilen yaklaşık 400’ü aşkın sendikacı katıldı.

Buluşmanın açılış konuşması çağrıcı sendikalar tarafından yapıldı. Solidaires Sendikası adına “sınıfı birleştirmenin bir aracı olarak sendikal mücadelenin uluslararası dayanışmasının zorunluluğu” vurgulandı. CSP Sendikası adına “Sermayenin ulusal ve uluslararası saldırılarının kapitalist kriz nedeniyle daha da yoğunlaştığı koşullarda alternatif sendikal mücadele olarak sınıf sendikacılığından başka yol yoktur ve sermayenin saldırıları uluslararası boyuttadır, bizim de mücadelemiz öyle olmalıdır” denildi.

 

EMEKÇİLER ARTIK YURTTAŞ DEĞİL

CGT Sendikası adına ise şöyle denildi: “Biz mücadeleci sendikaların, durumu değiştirmek için hem ideolojik olarak hem de ahlaki olarak emekçilere alternatif sunma görevimiz var. İşçi ve emekçilerin mücadelesi dünyanın dört bir yanında sürerken, hayata geçen emperyalist politikalar kapitalist sistemin özünü açık ediyor. Sermayenin kuralı, kuralsızlıktır. Avrupa’da çalışan biz emekçiler Avrupa Birliği’ni görüyoruz. Yunanistan, İtalya ve İspanya’da faklı boyutlarda olsa da saldırı aynı saldırıdır. Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan da öyle. Olağanüstü bir eşitsizlik var ve eski paradigma değişti. Artık emekçiler yurttaş değil ve devlet sermayenin çıkarları için arka arkaya yasalar çıkarırken, yine sermayenin çıkarları için demokrasiye saldırılar artıyor. Sendikalar artık sermaye açısından da bir ihtiyaç değil, oysa bir önceki dönemde araç olarak kullanılıyordu. Sınıf mücadelesinin daha açık görülmesi açısından bu oldukça açık, hatta çelişkili bir durumdur. Artık başka bir dünyanın mümkün olduğunu öne çıkarma zamanıdır. Sermayenin her şeyi yönetmesine karşı çıkmalı, ürettiğimiz zenginliklerin eşit bir biçimde dağıtılmasını talep etmeliyiz. Emekçilerin hak ve özgürlüklerinin temel hak ve özgürlükler olarak ilan edilmesi için mücadele etmeliyiz.”

 

İŞÇİ DEMOKRASİSİ

Konferans önce ülke sunumları arkasından çeşitli işkollarındaki sendikaların ya da ulusal ve uluslararası platformların/birliklerin deneyim aktarımlarıyla devam etti. Kapitalist sistemin krizi, kamu hizmetlerindeki yıkım, sosyal hakların gaspı, sendikal haklara saldırılar, güvencesiz işlerin ve işsizliğin artması, davalar, tutuklamalar, operasyonlar, askeri işgaller, göçmen işçilik, kadın-erkek eşitliği, ırkçılık karşıtlığı, emperyalist savaş karşıtlığı, ekoloji, sömürgecilik karşıtlığı ve benzeri konular da konferans süresince gündeme geldi. Yine çeşitli kampanya ve dayanışmalar, 1 Mayıs talepleri, özellikle Avrupa Birliği üyesi ülkelerde artan saldırılara karşı Troyka’ya yönelik özel bir mücadelenin örgütlenmesi tartışıldı.

Konferansın sonuç deklarasyonu ise, 10 Nisan 2013 tarihine kadar sunulan önerilerle son halini alacak.

 

Satı Burunucu Çalı

 

Umudu mücadele büyütüyor

 

Bilge Çoban

 

Union Syndicale Solidaires (Sendikal Dayanışma) çağrısıyla gerçekleştirilen konferansı izlerken “Şimdi Paris, dünyanın bir ucundan diğer ucuna ortak inanca ve mücadele azmine sahip insanlara ev sahipliği yapıyor” diye düşünüyorum. Şili’den Fas’a uzanan bir ağ bu. Katılan herkes açısından her dakikası tartışma, anlama, tanıma, biriktirme ve birleştirme çabası içinde geçen iki gün.

Organizasyon komitesi açılışı yapıyor ve sendikalar, sınıf hareketi açısından önemli bir ayrımı ortaya koyuyor: “Davetimiz kendisini sendikacı ilan eden herkese değildi. Davetimiz sınıfı gözeten bir bakış açısına sahip, sendikal mücadeleyi sınıfı birleştirme aracı olarak gören, birlikte çalışma ihtiyacı duyduğumuz sendikalara, sendikacılara.”

Bu açılışla konferansın amacı daha bir netleşiyor. Elbette yapılan konuşmalarda ülkeler arasındaki farklılıklar göze çarpıyor, fakat sermayenin saldırıları ortak ve burada bulunan herkes bunun bilincinde. Bu sebeple birleşik bir işçi mücadelesinden yana belirlemişler tavırlarını.

 

YANGIN YERİNE DÖNMÜŞ BİR DÜNYA

Her konuşmacı vahşi kapitalizm döneminin bugünle benzerliğinin altını çiziyor. Gelişmiş ülkelerdeki sosyal hak kayıpları göze çarpıyor konuşmalarda. AB üyesi ülkelerden gelen sendikacıların vurgu yaptıkları sorunlar ortak; Kapanan işyerleri, toplu işten çıkarmalar, ücretlerin düşürülmesi, refah söylemleri içinde budanan tarihsel haklar ve eşit dağıtılmayan büyük zenginlik, artan yoksulluk…

Latin Amerika emekçilerinin boğuştuğu sorunlar sıkıntılı fakat yol gösterici. Örneğin Brezilya delegasyonunun en önemli vurgusu “hükümetten sol diye medet ummanın anlamsızlığı” oluyor. Brezilya hükümetinin 5-6 yıl sonra dünyanın en büyük ekonomisi olacağını söylediğini, buna rağmen açlığın yoksulun giderek arttığını anlatan sendikacının anlattıkları nedense hiç yabancı gelmiyor.

Coğrafya büyüdükçe saldırılar keskinleşiyor sanırım. Ortadoğu’dan Arap ülkelerinden gelen sendikacılar gözaltılardan, katliamlardan, sendikacıların tutuklanmasından örnekler veriyorlar.

Faslı bir sendikacı, bir yol arkadaşını anlatıyor. “Arkadaşımız İdris banka sektöründe işçileri örgütleyip yolsuzlukları açığa çıkardığı için önümüzdeki günlerde Casablanka şehrinde yargılanacak” diyerek dayanışma çağrısı yapıyor.
Dünyanın bir ucundan Sahra’dan gelen bir sendikacı ise ülkesinde 25 sendikacının 5 yıldır yargılandığını anlatıyor.
Tunus’tan katılan delegasyon ülkelerindeki demokrasi mücadelesinin en önemli isimlerinden olan Şükrü Belayid’in katledilmesi ve bunun üzerine yaptıkları genel grevi acıyla karışık öfkeyle anlatıyor.

Yunanistan’da banka sektöründe çalışan bir kadın sendikacı şöyle sesleniyor. “Sizlere Yunanistan işçilerinin selamını getirdim. Konferansa şunu iletmemi istediler; bizler tembel değiliz!”

 

HEP Mİ AYNI DUVARA ÇARPILIR

Kapitalizm, kriz, mücadele ve adına sendikal bürokrasi denilen yapı en çok kullanılan kelimeler. Hele de sendikal bürokrasi sözcüğünü hiç bu kadar çok duymamıştım. İngiltere, sendikal bürokraside gelinen noktayı çarpıcı bir örnekle özetliyor. İngiltere’de emeklilik yaşının geçen sene 68’e çıkarıldığını fakat profesyonel sendikacılar için bu yaş sınırının uygulanmadığını, bu sebeple de sendikaların bu saldırıyı sessizce geçiştirdiklerini anlatıyor bir sendikacı. İngiltere delegesi, konuşmasını, Emek Partisi’nin sendikal hareketin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili broşürünü göstererek “Türkiyeli yoldaşların öne çıkardıkları sınıf temelinde örgütlenme ve ilkeleri içeren tebliği destekliyorum” sözleriyle bitiriyor.

Sendikal bürokrasiye karşı nasıl mücadele edilmesi gerektiğini en somut tarif eden Türkiye delegasyonu oldu sanırım. Böyle diyorum, çünkü konu sendikal bürokrasiye geldiğinde her sendikacı, “Türkiyeli yoldaşların dediği gibi…” diye başlıyordu cümlesine. Tartışma aralarında ise elinde Türkiye delegasyonunun tebliği, tanışmak, fikir alış verişi yapmak isteyenler oldukça fazlaydı.

Bazen kendi ülkemizle, kendi şehrimizle, kendi sendikamızla ve hatta kendi işyerimizle o kadar meşgul oluyoruz ki unutuyoruz kocaman bir okyanusun parçası olduğumuzu. Sınıfı örgütlemeye dair çabalarımız, çarptığımız duvarlar özelleşiyor, sorunlar bize özel oluyor…

Sonra bir konferansla bir de bakıyoruz ki dünyanın bir ucunda senin gibi hisseden, senin gibi inanan ve mücadele eden onlar, binler mevcut. Uluslararası sınıf dayanışması elini uzatır, sen de o eli yakalarsın. Tarihimizden öğreniyoruz, işçi iradesine sahip çıkıyoruz ve birleşiyoruz. Ve umut doğru bir kanaldan büyürken, işte biz o büyümüş umutla İstanbul’dayız şimdi.

 

TÜRKİYE’DE SENDİKAL HAREKETİN ANA GÜNDEMİ

Türkiye delegasyonunda DİSK Gıda-İş Sendikası Genel Sekreteri Seyit Aslan, sendika bürokrasisine karşı mücadeleci sendikacılar ve ileri işçilerin 90’lı yıllardan başlayarak oluşturdukları yerel platform deneyimleri aktardı. Aslan, “Bütün bu deneyimler sendikaların mücadeleci temelde yeniden inşası sorununun işçi hareketi ve sendikal hareketin ana gündemini oluşturması sonucunu doğurdu. Birkaç yıldır başlıca sanayi merkezilerinde öncü işçilerin, mücadeleci sendikacıların örgütlediği İşçi Kurultayları’nda sorun tartışılıyor ve bu temelde pratik adımlar atılıyor” dedi.

Deri-İş İzmir Şube Başkanı ve Merkez Yöneticisi Makum Alagöz de “İzmir Sendikalar Birliği” örneğini anlattı. Deri-İş Tuzla Şube Başkanı Binali Tay, örgütlenme çalışmaları hakkında bilgi verirken şu anda direnişte olan Ermenegildo Zegna-Ismaco işyerinden atılan kadın işçilerle dayanışma için Paris’teki işyeri önünde eylem yapılması önerisinde bulundu. Tüm Bel-Sen MYK üyesi Satı Burunucu Çalı, Türkiye’de kamu hizmetlerinin özelleştirilmesinin ardından şimdi de sıranın kamu emekçilerinin iş güvencesinin gaspına geldiğini ifade etti. Çalı, KESK’e yönelik tutuklamalara karşı dayanışma için 10 Nisan’daki duruşmaya katılım çağrısı yaptı.

Sosyal-İş İstanbul Şube Yöneticisi Bilge Çoban da kadın işçilerin çalışma koşullarını ve kadınlara yönelik giderek artan saldırılara dikkat çeken bir sunum yaptı.

 

 ÜLKELERDEN ÖNEMLİ AKTARIMLAR

PERU: Hükümetin eğitimi özelleştirmesine karşı öğretim görevlileri ve öğrencilerin yürüttüğü mücadeleye yönelik saldırı ve tutuklamalar olduğu belirtildi. Mücadeleyi dört temelde yükseltme çağrısı yapıldı: 1)Kapitalizme karşı mücadele; 2)İşçilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi için mücadele; 3)Sendikal uzlaşma ve bürokrasiye karşı sınıf sendikacılığı; 4)Sınıf sendikacılığını benimseyen sendikaların dayanışma ve ortak mücadelesi.

 

ALMANYA: Sendikal bürokrasinin yanı sıra işçiler arasındaki bölünme ve rekabete karşı mücadelenin önemine dikkat çekildi.

 

ARJANTİN: Metro çalışanlarının genel grevinin kendilerine mücadele konusunda önemli bir yol açtığından bahsettiler.

 

İTALYA: Sınıf sendikacılığı temelinde bir komite oluşturduklarını, değişik şehirlerden işçilerin komitede yer aldığını anlattılar. Ferrari, Ford ve Fiat fabrikalarındaki işçilerden aldıkları olumlu tepkileri paylaştılar. İşçilerin, sendikal bürokrasiye rağmen, grev, işgal ve direnişlerle fabrikaların kapatılmasına karşı mücadele ettiğini belirttiler. ‘Tekellerin karının işçilerin kanından oluşan bir dağ olduğu, devlet borçları bahanesiyle emekçilerin çocuklarının eğitim, sağlık haklarının elinden alındığı koşullarda sınıf bilincinin işçi sınıfı içinde egemen olması için mücadele edelim. İşçi sınıfını bir sayı, istatistik olmaktan çıkaralım’ çağrısında bulundular.

 

ŞİLİ: Katledilen arkadaşlarını anlatarak sermayenin sınıf sendikacılığı yapanlardan nasıl korktuğunu gösterdiler.

 

PARAGUAY: Tarım sektörünün yüzde 85’inin birkaç tekelin güdümünde olduğu, işçilerin tarihsel kazanımları gasp edilirken çalışma koşullarının ağırlaştığı, çalışma saatlerinin uzadığı ve esnek çalışmanın dayatıldığı belirtildi. Kendisine sosyalist diyen hükümetin toplumdaki eşitsizliği büyüttüğü, yoksulluğun yüzde 50, evsizlerin ise yüzde 22 oranda arttığı bilgisi verildi. Sendikal bürokrasinin ise „bırakınız mücadeleyi örgütlemeyi, tepkileri sindirmeye çalıştığı“ Paraguay’da sınıf sendikacılığı temelinde mücadeleyi önüne koyan bir platform oluşturulmuş.

 

KOLOMBİYA: Sendikacılar bir yandan sendikal çalışma yürütürken bir yandan da cezaevlerindeki tutsakların yaşam koşullarının iyileştirilmesi için çabaladıklarını dile getirdiler.

 

BREZİLYA: Topraksız köylülerin mücadelesini, 60 üniversitenin katılımıyla gerçekleşen eğitimcilerin genel grevini örnek gösteriyorlar.

 

SINIRLARI AŞAN BİRLİK İÇİN ÇAĞRI

Niyeti yeni bir uluslararası örgütlenme yaratmak değil, mücadeleci, demokratik, bağımsız, alternatif ve enternasyonalist sendikal hareketin işbirliği ağını güçlendirmek olan katılımcılar, konferans sonunda bütün sendikalara şöyle seslendi: “Sınırları aşan bir birlik oluşturmak ve işçilerin uluslararası dayanışmasını yerleştirmek istiyoruz. Bütün ülkelerdeki halkları etkileyen ve kapitalizmin sorumlu olduğu kriz karşısında mücadelelerimizi koordine etmemiz ve birleştirmemiz zorunludur. Bu nedenle bütün sendikal örgütleri bizimle birleşmeye ve sosyal kısıtlamalara karşı çıkmak, yeni haklar kazanmak ve başka bir toplum inşa etmek için ortak mücadele etmeye çağırıyoruz. Bu inisiyatifi, kapitalist sistemi aşılamaz bir toplumsal örgütlenme biçimi olarak görmeyen bütün mücadeleci sendikal örgütlerle birlikte adım adım kurmak ve yarının toplumuna dair görüşlerimiz yolunda gündelik kolektif mücadelelerle değişimi gerçekleştirmek istiyoruz.”

 

 TOPLANTIYA KATILAN ÜLKELER

Fransa, İspanya, Katolonya, Galiçya, BASK, Portekiz, İtalya, İsviçre, Almanya, Belçika, Büyük Britanya, İsveç, Yunanistan, Türkiye, Cezayir, Fas, Tunus, Yukarı Sahra, İran, Senegal, Benin, Endonezya, Brezilya, Arjantin, Paraguay, Peru, Şili, Bolivya, Kolombiya, Haiti, Meksika, Kanada