Yangına körükle gidiyorlar!

 yangin

Son haftalarda Almanya’daki yangınlar ve NSU davasıyla gelişmelerle ilgili olarak Ankara’daki hükümet yetkilileri, “hükümet vatandaşlarına sahip çıkıyor” imajı vermek adına yaptıkları sert açıklamalarla, adeta yangına körükle giderek, Türkiyeli göçmenlerin korkularını ve Alman halkına karşı güvensizliği kışkırtıyorlar.

 

Son aylarda dikkat çeken gelişmelerin başında Türkiye ile Almanya arasındaki “güven krizi” geliyor. Daha doğrusu bunu, Türkiye’deki hükümet yetkililerinin Almanya’ya yönelik güvensizlik açıklamaları yaparak, bu ülkede yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin güvenini kazanmak olarak ifade etmek daha yerinde olacaktır.

Aylardır ‘gençlik dairelerinin Müslüman Türk çocuklarını ailelerinden zorla alarak Hıristiyan ailelere verdiği kampanyası’na şimdi bir de yangınlar eklendi. Stuttgart yakınlarındaki Backnang’da ve Köln-Höhenberg’de çıkan yangınlar, NSU davasına Türk basının alınmaması nedeniyle yapılan açıklamalar, Türkiye’nin Alman kurumlarına yönelik güvensizliğini bir kez daha belirgin şekilde gösterdi. Benzer bir durum Ludwigshafen’da meydana gelen yangın sırasında söz konusu olmuştu.

Backnang ve Köln’de yangın çıkar çıkmaz Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ imzasıyla yapılan açıklamalarda, Alman polisi ve yargısının soruşturmayı gerektiği şekilde yapmadığı ima edilerek, açıkçası Alman kurumlarının yaptığı açıklamalara itibar edilmediği ifade edilmişti. Backang’daki yangından hemen sonra konsolos ve Berlin Büyükelçisi Hüseyin Avni Karslıoğlu’nun olay yerinde giderek yaptığı açıklamalar da aynı yöndeydi. Olayı inceleyen savcılık ve polisin ilk saatlerden itibaren “yabancı düşmanı bir saldırı olmadığına” yönelik beyanatlarına tepki gösterilerek, kısa süre içerisinde bu kanıya varılmasının doğru olmadığına dikkat çekilmişti. Köln’deki yangında da her ne kadar polis olayın bütün yönleriyle araştırıldığını ifade etse de, Bozdağ “Yangınlar neden hep Türklerin evlerinde çıkıyor?” diye sorarak yine, Türkiyeli vatandaşlardaki kuşku ve endişeleri körükleyen bir yaklaşım sergiledi.

Bozdağ güvensizliği pekiştirmek için devamla şöyle diyordu: “Bir insan olarak düşünmeden edemiyorum. Bu yangınlar çıkmak için Türklerin evini nasıl tespit ediyor, anlamakta zorlanıyorum. Acaba sadece Türklerin meskun olduğu evlerdeki prizlerde bir karışıklık oluyor da başka evlerde neden olmuyor. Prizler, yangın çıkarmak için sadece Türklerin bulunduğu evleri mi seçiyor. Böyle bir akli melekesi var mı diye merak ediyorum.

Ben böyle bir şeyin olduğunu söylemiyorum ama Alman yetkililerin bir yangın çıktıktan 5 dakika sonra, ‚Bu işin arkasında nasyonel, ırkçı, yeraltı örgütü veya Neonaziler ile bağlantısının olduğuna ilişkin emareye rastlanmadı‘ açıklamasını yapınca, ben bu soruları sormak zorunda hissediyorum. Hangi bilgi ile bunu 5 dakika sonra yapıyorsunuz . Hangi veriye dayanarak böyle bir değerlendirme yapıyorsunuz “ (http://www.ntvmsnbc.com/id/25432561/)

İki ülkenin medyasında ilgi gören bu açıklama, doğal olarak her yangın çıktığında Türkiye kökenlilerin daha fazla soru sormasına neden olmaktadır. Bir başbakan yardımcısı böyle düşündükten sonra sıradan bir vatandaş, neden her yangının arkasında bir ırkçı saldırı olmadığını düşünmesin…

Aynı günlerle Türk basının NSU davasına alınmaması üzerinden yaşanan tartışmalarda da benzer bir güvensizlik ortamı oluştu. Günlerce yapılan yayınların ardından Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bizzat Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’yi arayarak davanın Türk tarafınca izlenmesi için gerekli şartların oluşturulması çağrısında bulunmuştu.

 

BÜTÜN BUNLAR NORMAL Mİ?

İlk etapta söylenenlere bakıldığında sanki, Türk hükümet yetililerinin Almanya’daki yurttaşlarının haklarını korumak, güvenliğini sağlamak için bu türden açıklamalar yaptığı düşünülebilir. Ancak açıklamalara ve hükümetin tutumuna biraz daha yakından bakıldığında, bunların tesadüf değil bilinçli bir politikanın sonucu olduğu anlaşılıyor. Savcılık ve polisten yangının neden ve nasıl çıktığının bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulmasını istemek başka bir şey, daha ilk andan itibaren yangının ırkçı bir saldırı sonucu çıktığını ima etmek, vatandaşlar arasındaki kuşku ve güvensizliği tırmandırıcı bir yaklaşım göstermek başka bir şeydir. Türkiye tarafının yaptığı daha çok bu ikinci durum ağırlık kazanıyor.

Bugüne kadar çıkan yangınlar ve meydana gelen olaylarda, Türkiye tarafının fazla araştırmada bulunmadan, bilgi sahibi olmadan, güya “vatandaşa sahip çıkma” adına, adeta ‘yangına körükle giden’ açıklamalar yapılması, bu ülkede yaşayan Türkiyeli vatandaşlara yarardan çok zarar vermektedir. Çünkü hükümetin kullandığı dil ve yaptığı propaganda, Türkiyeli göçmenleri içinde yaşadıkları toplumla ayrıştırmaya, Alman halkına yönelik önyargı ve güvensizliği kışkırtmaya hizmet etmektedir.  Ve işyerinde, okulda veya semtte Alman halkıyla kopuşu körükleyen bu yaklaşım, Türkiyeli göçmenlerin yaşamını zorlaştırmaktadır.

 

ALMAN MAKAMLARI MASUM MU?

Elbette şu da açıktır ki, gerek yangınlar gerekse ırkçıların saldırı ve faaliyetleri, Almanya’da yaşayan Türkiyeli göçmenler arasında huzursuzluk ve kaygı konusu olmaktadır. Almanya’da hükümetlerin yıllardır izlediği göçmenler politikası ve ırkçılığa karşı aldığı (daha doğrusu almadığı) tutum göz önüne alındığında bu endişe ve kaygılar yersiz de değildir. İzlenen bu politikalar ve uygulamalar, haliyle göçmenlerde dışlanmışlık hissi uyandırmakta ve bu durum son yıllarda daha belirgin hale gelmiştir.

Hükümetin ve yetkili makamların sadece NSU olayındaki karnesi bile bu açıdan ibret verici bir örnektir. Türk hükümetinin her olayı yerli yersiz ırkçılıkla açıklayıp vatandaşta infial yaratması ile, Alman makamlarının bu tür olaylara üstünkörü yaklaşıp, ırkçılığı hafifletmesi, göçmenlerin hassasiyetlerini dikkate almaması arasında büyük bir fark bulunmamaktadır. Her ikisi de halktaki güvensizliği arttırıp, ortak yaşama zarar vermektedir.

Yaşadığı kentin itfaiyesine, belediyesine, gençlik dairesine, polisine bile güvenmeyen Türkiye kökenli kendisini bu ülkeye nasıl ait hissedebilir? En önemlisi de kendisini nasıl güvende görebilir?

 

 

OLAY YERİ ALMAYA, ÇÖZÜM YERİ DE ALMANYA OLMALI

Sonuç olarak hem Türk hem Alman makamların sergiledikleri tutumların Türkiyeliler üzerinde olumsuz etkiler uyandırdığı açıktır. Korku ve kaygılara neden olan yaklaşımlar da bunları körükleyip, adeta ‘siyasi bir korkuluk’ gibi kullanılması da kabul edilemez.

Bu nedenle, gerek yangın gibi olaylar gerekse de ırkçıların faaliyetleri ve NSU davasıyla ilgili kuşkuların üzerine gidilmesi için, başta hükümet olmak üzere Alman makamları üzerinde demokratik bir baskı oluşturmak, demokratik Alman kamuoyu ile birlikte ırkçılığa karşı güçlü mesajlar vermek büyük önem taşımaktadır.

Bu noktada Türkiyeli göçmenler arasında yaygın bir eğilime işaret etmekte yarar olacaktır. Almanya’da yaşanan ve ırkçılıktan, hükümetin ırkçılık konusunda izlediği politikalardan kaynaklı sorunların çözümü, “küskünlükten, kendi kabuğuna çekilmekten”, beraber yaşadığımız Alman halkına karşı güvensizleşmekten ve olaylara “misafir psikolojisi ile” yaklaşmaktan geçmeyecek; tersine bu ülkenin doğal bir parçası ve “ev sahibi” olarak, hayatın her alanında Alman halkıyla daha güçlü bağlar kurarak tepki göstermekten, demokratik talepleri ortaya koymaktan geçmektedir. Güvencemiz Türk hükümet yetkililerinin kendi siyasi çıkarları ekseninde verdiği sert demeçler değil, işyerinde, okulda, semtte kader birliği yaptığımız bu ülkenin emekçileri, halkı ve demokratik örgütleridir. Alman hükümetinin göçmenlere yönelik ayrımcı, antidemokratik uygulamalarını ve duyarsızlığını önleyecek olan da; ırkçı-faşist örgütlerin faaliyetlerinin boşa çıkarılmasını sağlayacak olan da bu olacaktır: Yerli ve göçmen halkın milliyetçiliğe ve ayrımcılığa karşı ortak tutum alması ve birlikte yaşamın güçlenmesi… (YH)

 

Savcılık: Backnang yangını dikkatsizlik sonucu çıktı

Stuttgart Savcılığı, Backnang’da Türkiye kökenlilerin oturduğu binada 10 Mart’ta meydana gelen yangının nedenine ilişkin raporunu açıkladı. Stuttgart Başsavcısı Siegfried Mahler tarafından yapılan açıklamada, yangının, binada yaşayanların dikkatsizliği sonucu çıktığını söyledi. Savcı, yangına sönmemiş bir mumun ya da sigaranın neden olduğunu tahmin ettiklerini ifade etti. Savcılık, yangına neden olan kişinin de hayatını kaybedenler arasında olduğunu tahmin ediyor.

Elde edilen bilgiler doğrultusunda yangının, evde yaşayan babaannenin yatağında başladığı tahmin ediliyor. Zürih’teki teknik labaratuvarda yangına ilişkin incelemelerde bulunan uzmanlar da muhtemel sebebin bu olduğu konusunda birleşiyor. 10 Mart’ta Baden Württemberg eyaletinin Stuttgart yakınlarındaki Backnang kentinde çıkan yangında, yedi çocuk ve çocukların annesi can vermişti. Cenazeler Türkiye’ye gönderilmiş ve orada defnedilmişti. (YH)

 

Köln’deki yangında 2 kişi öldü

4 Nisan gecesi Köln’ün Höhenberg semtinde çoğunlukla Türkiye ve Irak kökenlilerin yaşadığı evde çıkan yangında biri Alman birisi de Arnavut olmak üzere iki kişi yaşamını yitirirken, 13 kişi de yaralandı.

Savcılık olayın çok yönlü araştırıldığını açıklarken, yangının binanın giriş katında çıktığına dikkat çekildi. Ancak yangının nasıl çıktığı konusunda kesin bir bilgiye ulaşılamadı.

Yangının kaza, kundaklama ya da kişisel bir hesaplaşma yüzünden çıkmış olabileceğine dair iddiaların netlik kazanabilmesi için savcılığın soruşturmayı tamamlaması gerekecek..

Yangının çıktığı binada oturanlar ve semt sakinleri olayın ırkçılar tarafından yapılan bir saldırı olduğuna pek ihtimal vermiyorlar. (KÖLN)