2 Mayıs 1933: Siegen, Wittgenstein ve Olpe çevresinde işçi hareketi ve sendikaların yok edilişi

atendorn

Selahattin Şengül

 

1929 Ekonomik Krizi’nin yol açtığı sorunlar, sendikaları yoğun bir mücadele ve çalışmaya sevk etmiş ve sendikalar bu dönem önemli oranda güç toplamışlardı.. Bu dönemde işçi örgütleri Siegen ve çevresinde, bilakis endüstri bölgeleri, Attendorn, Olpe, Lennestadt gibi yerleşim alanlarında çalışmalarını yoğunlaştırarak örgütlülüklerini çoğaltmışlardı. Ama bu çalışmalar daha çok emekçilerin ücret talepleri, çalışma koşullarının düzeltilmesi ve sosyal hak kazanımları doğrultusunda, ayrıca işçilerin kültürel, boş zamanlarını değerlendirebilecekleri müzik, sportif faaliyetler ve de gençlik çalışmaları…v.s. Bu gelişmeler çerçevesinde 18 Aralık 1929 tarihinde

Siegen’de ilk sendika binasının açılışı yapılmıştı… Ve sendikalar bir yandan ekonomik haklar için mücadele ederken, bir yandan da giderek güçlenen Nazi hareketine karşı faaliyetlere de yönelmişlerdi. Nitekim, Mayıs 1928 tarihinde yapılan seçimlerde Naziler oylarını hemen hemen iki katına çıkarmış, giderek güçlenen bir hareket haline gelmeye başlamıştı.. Ülkenin birçok yerinde olduğu gibi Siegen ve çevresinde de Naziler sendikaları baskı altına almaya yönelmiş, işçi hareketinin önüne set çekmeye koyulmuşlardı.

Ve 2 Mayıs 1933 tarihi sendikalar için bir dönüm noktası olur. 2 Mayıs 1933 günü Naziler ülke genelinde sendika binalarını işgal etmişler, başta komünistler olmak üzere, sosyal demokratlara, sendikacılara yönelik baskı ve sindirme girişimlerine hız vermişlerdi.

Irkçı faşist hareketin bu çabalarına karşı sınıfın birliğini korumak büyük önem taşıyordu. Bu yüzden bölgede emekçilerin haklarını ve demokrasiyi savunmak üzere Nazilere karşı yeni örgütlenmeler oluşmaya başladı. Bunların başında ise “Eiserne Front” (Demir Cephe) geliyordu. Bu örgütlenmeler aracılığıyla Siegen’de bu dönemlerde sık sık sayıları onbinleri bulan mitingler, yürüyüşler düzenleniyordu.

 

NAZİLER İŞÇİ HAREKETİNİ BASTIRMANIN ARACI OLDU                                                                     1932 İlkbaharı, yok edilen işyerlerinin ve işsizliğin zirveye vardığı bir zamandı. Çok sayıda maden ocağı, demir-çelik ve diğer işkollarında, özellikle güney Westfalye bölgesinde işyerleri kapatıldı. Toplu sözleşmelerin gündeminde sadece ücret kesintileri vardı. Demir-çelik endüstrisinde çeşitli sendikalar birlikte hareket ediyorlardı, fakat diğer işkollarında bu birlik oluşturulamıyordu. Bir yandan da milliyetçi ve muhafazakar sendikalar giderek güç topluyorlardı.

KPD ise daha çok büyük işletmelerde RGO`ları (Devrimci Sendikal Muhalefet) örgütlemişlerdi. İşte bu nedenle KPD`ye karşı düşmanlık temelinde propagandalar geliştirilmeye başladı.

20`li yıllardan itibaren KPD bölgede, yerel örgütlerini kurmuş, işçi çevrelerinde azımsanmayacak örgütlenmelere gitmiş, üye sayısını artırmış, özellikle büyük işyerlerinde hatırı sayılır güç haline gelmişti. İşte bunun sonucu, 1925 yılında , 15 Siegen`li komünist, Berlin`de Patlayıcı Maddeler Yasasına karşı gelmekten ve devlete karşı ihanet suçundan yargılanarak, ağır para ve hapis cezalarına çarptırılarak, cezaevlerine konmuştu.

Tüm baskılara karşın KPD`liler örgütlenmelerine hız vererek, Littfeld, Niederschelden, Eichen, Kreuztal,Weidenau, Geisweid, Eiserfeld, Attendorn, Grevenbrück, Meggen, Laaspe ve Berleburg gibi yerlerde örgütlendiler. Bu nedenle de devletin başta polis teskilatı olmak üzere, komunistleri Cumhuriyet düşmanı ilan edip faaliyetlerini çok yoğun bir şekilde izlemeye almıştı. Diğer taraftan 1930’larda teröre başlayan Nazi örgütlenmelerine ise göz yumuyorlardı.

Diğer taraftan bu dönem KPD ve SPD arasındaki mücadele de sertleşmiş, Nazilere karşı güçlü bir birlik oluşturulamamıştı. SPD ve onun gibi düzeni savunan siyasal güçlere karşı, KPD , tekelci kapitalizminin egemenlerine karşı, emekçileri savunuyordu.

1932`nin ortalarında yapılan seçimlerde, Nazilerin, Siegerland`da zaferle çıkmaları, faşistlerin saldırılarının çığrından çıkmasına yolaçtı. Nazilerle komünistler arasında şiddetli sokak çatışmaları oluyordu. Niederschelden`de on komünist bir akşam, büyük bir SA gurubunun saldırısına uğradı.

Güçlenen Naziler Siegen ve çevresinde polis teşkilatının görevini de üstlenmişlerdi. Hemen akabinde bu faşist saldırıya cevap olarak, 21 Haziran`da komünistler NSDAP`nin bürosuna bir saldırı düzenlediler. Ertesi günü de Naziler bölgedeki tüm güçlerini Siegen`e topladılar ve büyük bir gövde gösterisi yaparak, terör estirdiler. Ayrıca Attendorn ve Grevenbrück`te de KPD ve Naziler arasında sert çatışmalar oldu. Bu çatışmalarda SPD`liler de Naziler tarafından yer yer dövülüyorlardı.

Ocak 1933 başlarında Siederland`da demir-çelik işkolu, çetin bir sınıf mücadelesine sahne olmaktaydı. Çünkü işveren birlikleri ücretlerin yüzde 9 oranında düşürülmesini ve çocuk parasının kaldırılmasını istiyorlardı. İşverenler arabulucu komisyonları dahi reddediyorlardı. İşverenlerin bu isteklerini kabul etmeyen işçilerin, iş akitleri bitirildi. Kendi koşullarını kabul edenleri tekrar işe alacaklarını söylediler. Bunun üzerine işçilerin yüzde 60`ı greve başladı.

Uzun tartışmalar sonucu grev 20 Ocak`ta kısmi uzlaşmayla sona erdi ve işçiler 21 Ocak`ta iş başı yaptılar.

Weimar Cumhuriyeti’nin son dönemlerinde KPD en çok işsizler arasında etkiliydi. İşsizlik parasının kaldırılmasına karşı, Siegen`de işsizler çok büyük protesto eylemleri düzenlediler. Bunlardan biri de 2 Ocak 1933’te işsizlerin kitlesel olarak Siegen İş Bulma Kurumu’nun kapısına dayandıkları eylemdi.

 

ÖNCE KOMÜNİSTLER ARDINDAN DEMORKATLAR

30 Ocak 1933 akşamı 1500 SA`lı Siegen`de Hitler´in kanzler oluşu ve Weimar Cumhuriyeti’nin sona ermesi kutlamak üzere bir yürüyüş yaptı. 31 Ocak`ta ise 800 KPD`li Siegen`de meşaleli bir yürüyüş düzenledi. 2 Şubat`da ise KPD`nin  tüm gösterileri, İçişleri Bakanı Göring tarafından yasaklandı. Hemen bundan 1-2 gün sora da KPD`lilerin evlerine baskınlar düzenlendi.

22 Subat`da Göring tarafından Yardımcı Polis Kuvvetleri oluşturuldu. 28 Subat`ta da Reichstag yangınından dolayı, Halkı ve Devleti Koruma Yasası adı altında bir yasa çıkarılarak, komünistleri suçlayıp bu yasa gereğince tutukladılar. Toplumun büyük bir kesimi, tüm bu olanlara karşı ses çıkarmıyordu. Attendorn`da yer yer tepkisel protestolar olmuştu. Bu dönemde tutuklanan KPD`liler, ki bu sayı yüzlerceydi, ya cezaevlerine ya da KZ`lere gönderilmişlerdi. Bu  tutuklamalar esnasında en zorba güçler yine Yardımcı Polis Kuvvetleriydi. Tüm bu zorbalıklar devlet adına ve yasal temelde yapılıyordu. Kurbanlara yardımcı olabilecek hiçbir kurum ve kuruluş yoktu.

NSDAP etkilerini artırmak için propagandaya ağırlık vermeye başladı. Günlük gövde gösterileri yapıyorlardı. Komünistlerin yanında, artık SPD`lileri de tutuklamaya başlamışlardı. Basın üzerinde sansür ve yasaklamalar etkisini gösteriyordu. Basında çalışanlar büyük baskı altına alındılar. Ve son olarak seçimleri kazanan Naziler tüm belediye binalarını ve devlet kuruluşlarını, gamalı haçlarla donattılar. Bu duruma tepkilerde olmuştu. Örneğin Olpe Belediye Başkanı asılan bu gamalı haçları indirtmişti. Laaspe`de ise Nazi bayrakları indirilerek pazar yerinde yakılmıştı.

Bu arada, son olarak 20 Mart`ta yapılan Betriebsrat (İş Yeri İşçi Temsilciliği) seçimlerinde, Nazileri NSBO`suna karşı, diğer sendikaların bölünmüşlüğüne rağmen, Nazi yanlıları büyük işletmelerde başarılı olamamışlardı. Ama orta ve küçük ölçekli iş yerleri için bu söylenemezdi. Zaten 11 Nisan`da Naziler, işyerlerindeki tüm seçilmişleri atarak, kendi adamlarını yetkili kıldılar. Bu antidemokratik duruma sadece Fa. Bertrams ve demiryolu işçileri karşı geldi.

Ne yazık ki orada direnen işçi temsilcileri de tutuklanarak cezaevine gönderildiler. Bu arada SPD`nin özellikle sendika kökenli yöneticileri tutuklanıyordu. SPD bu zamana kadar, KPD gibi kapatılmamıştı ama, örgütlenmesi fiilen dağıtılmıştı.

Nazilerin bu yoğun baskısı, işyerleri ve sendikal alanda önemli oranda etkisini göstermiş, korku ve sindirilmişlik dönemi başlamıştı. Sendikaların başına getirilen milliyetçi unsurlar da, zaten Nazilerle birlikte çalışarak bu atmosferi körüklüyorlardı.

Nazilere karşı, tabandan gelen cılız da olsa, genel grev çağrıları ise pek yankı bulmayacaktı.

Naziler emekçileri kandırmak için, 1 Mayıs`ı ulusal işçi bayramı olarak tatil günü ilan edip, kutlamalar bile yaptılar. Bunu yaparken de “Almanya’nın bu 1 Mayıs`ta tekrar Halkçı Devlet” olduğunu propaganda ediyorlardı. Bu propagandalar bazı sendika yöneticileri arasında bile olumlu karşılanmış, Nazilerin gerçek niyetleri konusunda bir yanılsama yaşanmıştı.

 

NAZİLERİN 1 MAYIS PROPAGANDASI

Naziler, farklı partiler, sınıflar ve katmanların yok edildiğini, büyük alman halkının, birlik ve beraberliğinin oluştuğuna dair nutuklar attılar. Bu yalanlarla Siegen`de 30 bin kişiyi toplayarak 1 Mayıs gösterisi düzenlediler. Diğer taraftan, 2 Mayıs 1933 günü, SA birlikleri Odental ve Giesler komutasında sendika binalarının kapılarını kırarak binaları işgal ettiler.

İkinci dünya savaşı sonrası ele geçen protokollerde, sendikacı ve yayın organı sorumlusu Gustav Vitt’in anlatımları, yalanan işkence ve zulümün vehametini gösteriyordu :

„-Birdenbire Odenthal ve Giesler çalışma odamın kapısına dikildiler, arkalarında SA zorbaları duruyordu. Giesler bana bağırarak  ‘-İşte bizlere karşı o yazıları yazan domuz burada.’ Bunun üzerine, üzerime saldırarak beni odamın ve koridorun duvarlarına çarparak sopalarla, coplarla, silah dipçikleriyle ve de ayakkabılarının burunlarıyla kafama gözüme ve diğer organlarıma vurarak, beni konuşturmaya çalışıyorlardı, daha sonra vurarak merdivenlerin başına getirip  ordadan aşağı attılar, bu kez de aşağı katta da bekleyenler bu vahşice dayaklarına devam ettiler, diğer arkadaşlarıma da aynı yöntemi uyguladılar.“

Bu saldırıdan sonra binadaki bayrak indirilerek yakıldı, yerine gamalı haç asıldı. O günden sonra da bina, SA güçlerinin barınma ihtiyacını karşılamak için kullanıldı. Tüm sendika binalarının ele geçirilmesi, artık sendikaların ve sosyalist işçi hareketinin, Siegen ve çevresinde sonu anlamına geliyordu. İşte bu sırada işçi önderlerinden Fritz Fries, Nazi işkencehanelerinde gizlice katledildi.

8 Mayıs`ta Siegen Belediyesinde yapılan yerel parlemento toplantısında, Naziler dışında, diğer temsilcilerinin sandalyeleri boş duruyordu.

İşçi hareketinin siyasal organları ve sendikaları, Siegen, Wittgenstein ve Olpe çevresinde böylece yok edilmişlerdi.