İnsanca bir yaşam için 1 Mayıs’a

 1mayisStreik-2

DGB, bu yıl 1 Mayıs sloganını, “1 Mayıs 2013 – Bizim günümüz: İyi iş. Güvenli emeklilik. Sosyal Avrupa” olarak belirledi. İşçiler hem iyi iş hem de güvenli emeklilik istiyor. ‘Sosyal Avrupa’ ise, işçi ve emekçiler açısından slogan içinde laf kalabalığından başka bir anlam ifade etmiyor. Kriz belirtileri Avrupa’yı yeniden sararken, faturanın yeniden işçi ve emekçilere çıkartılmasını istemiyor ve “krize neden olanlar faturayı ödesin” diyorsak, bugünden harekete geçmeliyiz.

 

 

Dünyanın dört bir yanında olduğu gibi Almanya’da da işçi ve emekçiler, ekonomik, sosyal ve siyasal belirsizliklerin gölgesinde 1 Mayıs’a hazırlanıyor.

Dünya çapında yaşanan ekonomik krizden beş yıl sonra Avrupa yeniden bir krizin eşiğine geldi. Yunanistan, İspanya, İtalya, Portekiz’de kriz neredeyse kesintisiz devam ediyor. Milyonlarca emekçi işsizlik ve yoksullukla boğuşarak ayakta kalmaya çalışıyor. Birçok ülkede resmen açlık kol geziyor, yüzbinlerce genç geleceklerini güvenceye alma umuduyla ülkelerine sırtını dönüyor.

İrlanda, İngiltere, Belçika ve en son olarak Hollanda’da ekonomi çok ciddi oranda daralıyor. Son krizin yarattığı tahribatı atlatamayan Doğu Avrupa ülkelerinde de yeni bir kriz dalgasının bu kez çok daha ağır sonuçlara yol açacağı ortada.

Krizi en az zararla atlatan Almanya’da ekonomi bir yıldır yerinde sayıyor, 2012 sonunda ise daralma yaşandı. Bu yılın ilk çeyreğindeki kısmi büyümeye kimse güvenmiyor. Hükümet 2012 sonunda kısa çalışma parası süresini yeniden iki yıla çıkartırken, BDA ve BDI gibi sermaye örgütleri değişik gerekçeler ileri sürerek hükümeti konjonktür paketi hazırlamaya zorluyorlar.

Avrupa otomobil piyasasında 18 aydır daralma yaşanıyor; alım güçleri düşen emekçiler, yeni araç almak bir yana geçimlerini zor sağlıyorlar.

 

BU KEZ FATURAYI KİM ÖDEYECEK?!

Son krizde faturayı işçi ve emekçiler ödedi. Eğer faturanın yeniden işçi ve emekçilere çıkarılmasını istemiyor ve bu kez gerçekten “krize neden olanlar faturayı ödesin” diyorsak bugünden harekete geçmeliyiz.

Sermaye ve hükümeti Ajanda 2010’un 10. yıldönümünde yeni saldırıları gündeme getiriyor. 67’de emekliliğin yeterli olmadığı, 70’de emekliliğin tartışılması gerektiği, sermayenin rekabet gücünü artırmak için ücretlerin fazla artmaması, düşük ücretli işler sektörünün korunmasının zorunlu olduğu ve bu nedenle yasal asgari ücretin tartışılmasının bile zararlı olduğu gibi söylemler yeniden gazete sayfalarına ve televizyon ekranlarına yansıyor.

BDA Başkanı Dieter Hundt’un Die Welt gazetesine (30 Mart 2013) verdiği demeçte, “Merkel Hükümeti reform beklentilerimize yanıt vermiyor. Bunun yerine halkın içinde asgari ücret gibi popülist eğilimlere destek veriliyor. Bu tablo elim bir politika izlenmediğini gösteriyor” demesi, sermayenin daha saldırgan bir politika istediğini ortaya koyuyor. Anlaşılan sermaye Ajanda 2010’un 10. yıldönümünde yeni bir ajanda; “Ajanda 2020” istiyor!

 

İYİ İŞ İSTİYORUZ, GÜVENLİ EMEKLİLİK DE!

Alman Sendikalar Birliği DGB, 1 Mayıs sloganını, “1 Mayıs 2013 – Bizim günümüz: İyi iş. Güvenli emeklilik. Sosyal Avrupa” olarak belirledi.

Fakat 8 milyona yakın emekçi düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışır, milyonlarca emeklinin maaşı insanca yaşamayı imkânsız kılarken, ‘iyi iş ve güvenli emeklilik’ten söz etmekten çok uzak olduğumuz da ortada.

Bu nedenle “iyi iş” talebini ileri sürmek kendi başına bir şey ifade etmiyor. Bugün “iyi iş” talebini ileri sürüp kiralık işçiliği sürekli kılan sözleşmelerin altına imza atılıyorsa, düşük ücretli ve güvencesiz işlerin yaygınlaşmasına göz yumuluyorsa, 1,5 milyona yakın emekçi tam gün çalışmalarına rağmen geçimlerini sağlamak için Hartz IV yardımına başvurmak zorunda kalıyorlarsa, esnek çalışma modelleri “bireysel zaman düzenlemesi” (“individuelle Zeitgestaltung”) adı altında destekleniyorsa, “işyerlerini korumak” adına yüz binlerce işçi ve emekçi haftada 3 ila 5 saat arası ücretsiz çalışmaya zorlanıyorsa, “rekabet gücünü artırma” adına ulusal ve uluslararası düzeyde işçiler arasında rekabetin körüklenmesine destek veriliyorsa, biz buna HAYIR diyoruz!

Milyonlarca emekçi bir yanda işsizlik, diğer yanda ise düşük ücretli ve güvencesiz işler, bir yandan da çalışma temposu ve baskı nedeniyle hastalanıyor, yaşamı çekilmez hale geliyor. Biz buna HAYIR diyoruz!

Bizim için iyi iş; insanca yaşabilecek bir düzeyde ücret aldığımız, fazla mesailerin olmadığı ve hafta sonunu sosyal aktivitelere ayırabildiğimiz, çalışmanın hasta yapmadığı, yaptığımız işe yabancılaşmadığımız bir iştir! Biz çalışmak için yaşamak değil, insanca yaşamak için çalışmak istiyoruz!

Ancak bu tür işler sonrası “güvenli emeklilik” dönemi sağlanabilir. Ne var ki emekli olduğunda milyonlarca emekçinin yoksullaşacağını, alabileceğimiz maaşın yetmeyeceğini ve yardıma muhtaç kalacağımızı bugünden biliyoruz.

O kadar ileri gitmeye gerek yok. Emeklilerin bugünkü durumuna bakmak bile yarın emekli olacakların neyle karşılaşacaklarını şimdiden görmemize yetiyor. Emeklilerin alım güçleri 2000 yılından bu yana yüzde 17 düştü. 65 yaşın üzerinde yarım milyon emekli, aldığı maaş yetmediği için temel emeklilik parası alırken 65 yaşın altındaki milyonlarca emekli de Hartz IV yardımına başvurmak zorunda!

“Güvenli emeklilik” için düşük ücretli işlerin kaldırılması, ücretlerin yükseltilmesi gerektiği gibi emeklilik yaşının maaşta kesinti yapmadan düşürülmesi zorunluluktur.

 

“SOSYAL AVRUPA? – KALSIN, İSTEMEZ!”

DGB sloganının üçüncü bölümünde ise “sosyal Avrupa” isteniyor. Avrupa’nın ne kadar “sosyal” olduğunu Yunanistan, İspanya, Portekiz ve en son olarak Kıbrıs’ta gördük! Bu ülkelerde ücretler yüzde 50’lilere varan oranlarda düşürüldü, emeklilik maaşları donduruldu, toplusözleşmeler rafa kaldırıldı, genel işsizlik yüzde 30’lara doğru hızla yükselirken gençlerin yüzde 60’ına yakın bir bölümü işsiz! Yüzbinlerce emekçi taksitlerini veya kirasını ödeyemediği için evlerinden atılıyor! Sadece İspanya’da 1,5 milyon eve haciz davası açıldı!

Kıbrıs’ta küçük tasarruf sahiplerinin paralarına el koyma girişiminden vazgeçilmesi, bu planların tamamen rafa kaldırıldığı anlamına gelmiyor. Aksine Kıbrıs’ta yapılan sadece bir denemeydi. Sermaye gerektiğinde küçük mevduat sahiplerinin parasına resmen el koymaktan da çekinmeyecektir!

Avrupa Birliği tekellerin, bankaların emperyalistlerin birliğidir ve bu nedenle sosyal olması mümkün değildir. Kim hangi kılıfı geçirirse geçirsin, böyle bir AB, işçi ve emekçilerin tercihi olamaz.

 

TİS DÖNEMİNDE ISRARLI OLALIM!

Almanya’da milyonlarca işçi ve emekçi bu yıl 1 Mayıs’a TİS görüşmeleriyle giriyor. Bazı işkollarında görüşmeler ancak cüzi denebilecek bir düzeyde ücret artışı ile sonuçlanırken, birçok işkolunda görüşmeler henüz devam ediyor veya önümüzdeki haftalarda gerçek anlamda başlayacak.

İşçi ve emekçiler olarak daha fazla ücret ve çalışma koşullarının düzeltilmesi için “yeter artık” diyerek, harekete geçmemiz ve sendika bürokrasisine, “siz değil, son kararı biz vereceğiz”in pratikte ne anlama geldiğini bizlere değişik işkollarında, güvenlikten sorumlu emekçiler gösterdiler.

Emekçilerin kararlı duruşu sonucu, NRW ve Hamburg eyaletlerinde başta havaalanları olmak üzere değişik dallarda güvenlikten sorumlu emekçiler verdikleri kararlı mücadeleyle, ücretlerinin çalıştıkları alanlara göre yüzde 10 ila yüzde 18 arası artmasını sağladılar.

Toplu pazarlıkların gündemde olduğu bütün işkollarında ücretlerin emekçiler için ‘hissedilebilir düzeyde’ artması için mücadelelerin aynı kararlılıkla verilmesi zorunluluktur. Yoksa geçmiş yıllarda olduğu gibi bu kez de sözde ücret artışı ile TİS dönemi geçiştirilmiş olacak!

 

İŞÇİLERİN BİRLİĞİ, HALKLARIN KARDEŞLİĞİ İÇİN!

Her yıl olduğu gibi bu 1 Mayıs’ta da işçilerin birliği ve halkların kardeşliği talebi bütün dünyada emekçilerin en önde taşıyacakları bayraklarına, dövizlerine yazılacak.

Almanya’da faşist terör çetesi NSU’nun, devletin gözetimi altında işlediği cinayetlerle ilgili davanın arifesinde yapılacak 1 Mayıs gösterilerinde bir yanda faşist terörü lanetlerken diğer yanda işçi ve emekçilerin birliğini, halkların kardeşliğini öne çıkarmak sınıftan yana bütün ileri işçilerin görevidir. Münih, Dortmund ve Berlin’de faşist örgütlerin 1 Mayıs’ı sahiplenme girişimlerine karşı oluşturulan birliklerde yer almak, faşistlere bir adım dahi attırmamak da yine ancak ileri işçilerin omuzlayacağı bir görevdir.

Diğer yanda bu yıl özellikle Türkiye’de “işçilerin birliği ve halkların kardeşliği” talebi ülke sınırlarını aşan bir önem taşıyor. Emek Partisi İstanbul İl Örgütü tarafından, “İş, Barış ve Özgürlük İçin Birleşelim” çağrısı altında düzenlenen ve yüzlerce kadın-erkek, genç-yaşlı KÜRT, TÜRK ve diğer uluslardan sınıftan yana mücadeleci işçi ve emekçilerin katıldığı konferansta yapılan konuşmalardan çıkan sonuçta vurgulandığı üzere: “Sınıf Kardeşliği Barışın Garantisi Olacak”.

İster Almanya, ister Türkiye, işçilerin birliği ve halkların kardeşliği anlamına gelen “sınıf kardeşliğini” bulunduğumuz her yerde güçlü bir şekilde haykırmak, bu doğrultuda mücadeleyi ilerletmek, aynı zamanda sosyal kurtuluş mücadelesinde de ileriye doğru güçlü bir adım atma anlamına gelecektir!