Eşit işe eşit ücret için ve ırkçılığa karşı 1 Mayıs’ta alanlara!

1mai 

Değişen bir şey yok: Bir işte çalışmasına rağmen geçimini temin edemeyenlerin sayısı artmaya devam ediyor. Duisburg-Essen Üniversitesi’nin yayımladığı yeni bir araştırma da bunu doğruluyor. Buna göre, bir işte çalışan, ancak yine de Hartz IV gibi ek yardımlara muhtaç olanların sayısı 1,3 milyon. Diğer bir deyişle, sosyal yardım alanların üçte biri aynı zamanda bir işte çalışıyor.

Kadın işçi oranının ortalamanın üzerinde olduğu işkollarında, düşük ücretler ve güvencesiz iş koşulları insan onuruna yaraşır bir yaşamın zeminini yok ediyor. Örneğin temizlik alanında, çoğunluğunu göçmenlerin oluşturduğu 540 bin kadın çalışıyor. Bu işçiler çoğunlukla “görülmez işgücü” olarak nitelendiriliyor ve büyük oranda, 400 Euro’luk iş şeklindeki güvencesiz işlerde istihdam edilmiş durumda. Temizlik şirketleri, 2008 ila 2011 yılları arasında cirolarını 11 milyardan 12,8 milyar Euro’ya yükseltti (Kaynak: Federal İstatistik Dairesi). Buna karşılık temizlik işçisi kadınların ücretleri, temizlik yaptıkları alanlar genişletilerek ve çalışma süreleri kısaltılarak aşağı çekiliyor.

„Esnek çalışma”, perakende satış alanında da yaygınlaştırılıyor. Mağazalarda ve depolarında artık güvenceli bir sözleşmeye sahip kadın işçi neredeyse kalmadı. Ve bu kadınların büyük çoğunluğu da göçmen. Göçmen Kadınlar Birliği’nin Stuttgart’ta gerçekleştirdiği bir konferansa katılan Ver.di Sendikası uzmanlarından Christine Frank, 2,7 milyon işçinin çalıştığı perakende satış alanındaki çalışma koşulları hakkında şöyle diyordu: “H&M, Zara, Schlecker gibi işletmelerde çalışan göçmen kökenli kadın işçilerin oranı yer yer yüzde 85’e ulaşıyor. Özellikle ticaret işkolunda çalışma sürelerinin esnekleştirildiğini ve ücretlerin düşürüldüğünü gözlemliyoruz. İşyeri baskısı birçok kadında psikolojik rahatsızlıklara yol açıyor. Bu baskı, telefon başında işe çağrılmayı beklemekle başlıyor. Düzenli çalışma saatleri yok. Kadınların oranının yüzde 73 olduğu ve dolayısıyla tipik kadın istihdamı alanı olarak nitelendirilen bu işkolunda yaklaşık bir milyon insan, güvencesiz ve kısa süreli işlerde çalışıyor.

Bu örnekler, yakından tanıdığımız bir gerçeği hatırlatıyor: Kadının maruz kaldığı kötü çalışma koşullarında son yıllarda değişen hiçbir şey yok. Dünya çapında 600 milyon kadın güvencesiz ve süreli işlerde çalışıyor. Almanya’da da durum farklı değil. Kadınlar düşük ücretlerle, minijob ya da part-time işlerde çalışıyor. Aldıkları ücret, ortalama ücretten yüzde 23 oranında daha düşük. Bu durum, esnek çalışma koşullarında ve ucuz işgücü olarak çalıştırılan yüzbinlerce taşeron işçi için de geçerli. Onlar da ortalama ücretten yüzde 30-50 oranında daha düşük ücret alıyor. Öte yandan işverenler taşeron işçilik kurumunu çalışanların birliğini engellemek için bir araç olarak kullanıyorlar.

1 Mayıs 1890 yılından bu yana, kadın ve erkek işçilerin mücadele günü olarak kutlanıyor. Bu günde işçiler dünyanın dört bir köşesinde büyük gösterilerde bir araya gelerek insan onuruna yaraşır bir yaşam taleplerini yükseltiyor. Toplumsal değişimler ve siyasi egemenlik ilişkileri, her zaman 1 Mayıs kutlamalarının niteliğine de yansımıştır. Aynı zamanda barış, uluslararası dayanışma ve kadın, erkek ve gençlerin yaşayabileceği daha güzel bir gelecek özleminin dile getirildiği bir gün olmuştur. 8 Mart Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü’nün yanısıra 1 Mayıs işçi bayramı da kadınlar için, sosyal, ekonomik ve siyasi eşitlik talebinin dile getirildiği önemli bir mücadele günü olmuştur. Nasıl kadınların şiddetin olmadığı eşit bir yaşam mücadelesi öneminden hiçbir şey kaybetmediyse işçilerin bayramı da anlam ve önemini her zaman korumuştur.

Çünkü 1 Mayıs gösterileri geçmişte olduğu gibi günümüzde de, kadınların verdiği siyasi mücadelenin nabzını gösterir. Bu yıl da durum değişmemiştir ve kadınlar, ülkenin her yerinde yürüyüşlerde yerlerini alacak, erkek işçilerle birlikte eşit ücret, güvenceli iş ve taşeron işçiliğin yasaklanması taleplerini birlikte haykıracaktır.

 

IRKÇILIĞA KARŞI EL ELE!

6 Mayıs günü NSU cinayetleri konulu dava başlayacak. 2000-2009 yılları arasında NSU üyesi Naziler 10 kişiyi katletti. Katledilenlerin dokuzu göçmen kökenliydi. Yıllarca bu cinayetlerle milliyetçi çevreler arasındaki ilişki inkar edildi, dosyalar ve belgeler imha edildi. Bugün artık, gizli servis elemanlarının Nazi yapılanmalarıyla bağlantılı olduğu herkes tarafından kabul ediliyor. Solingen Katliamı’nın 20. Yıldönümünde ırkçı örgütlere ve ırkçıların insanlık düşmanı düşüncelerine karşı köklü bir siyasi mücadele verildiğini hala söyleyemiyoruz. Bu bağlamda 1 Mayıs’ta NSU cinayetlerinin tamamen aydınlatılması ve bütün ırkçı-faşist parti ve örgütlerin yasaklanması talebiyle eylem alanlarında saf tutmak çok önemli olacaktır.

 

Sidar Demirdöğen*

*Göçmen Kadınlar Birliği (GKB) Başkanı