Sosyal partnerler kazanıyor – İşçiler kaybediyor!

neupack

Hamburg Stellingen ve Rothenburg’daki Neupack fabrikalarında 1 Kasım 2012’den bu yana devam eden grev sona erme aşamasında. Toplusözleşme talebiyle mücadeleye başlayan Neupack işçileri, hukuksal bir değeri olmayan, “Düzenleme Anlaşması” ile işbaşına gönderilmek isteniyor. IG BCE ve Neupack patronları ayrıca “disiplin cezaları” konusunda yaptıkları anlaşmada en mücadeleci işçilerin işten atılmalarının yolunu açtılar. Ve IG BCE Sendikası bütün bu gelişmeleri, “büyük başarı” olarak kutluyor.

 

 

Bazı mücadeleler, grevler vardır ki ilk kez duyulduğunda, “ne olacak canım, 200 işçinin grevinden ne çıkacak” denebilir. Grevi sürdüren işçi ve emekçiler açısından şüphesiz böyle olmasa da genel sınıfın çıkarları açısından bakıldığında bu anlaşılır olabilir.

Ama bazen  küçük, pek dikkate almaya değer görülmeyen bu grevler o kadar çok şeyin ortaya çıkmasına bir vesile ve öylesine öğretici olurlar ki, bir kez değil, birkaç kez geri dönüp yaşananları irdelemek gerekebilir.

Hamburg Stellingen ve Rothenburg’daki Neupack fabrikalarında işçilerin verdiği grev de bu tür grevlerden biri olarak Almanya işçi sınıfının savaş sonrası tarihine geçecek niteliktedir.

 

“50 YIL NEUPACK – HALA TİS YOK”

Neupack işçileri 1 Kasım 2012’de önce Stellingen’de ardından Rothenburg’da Toplu İş Sözleşmesi (TİS) talebiyle süresiz greve çıktılar. Öncesinde yapılan grev oylamasında işçilerin ezici çoğunluğu “süresiz grev”den yana oy kullanmışlardı.

Grev hazırlıkları, greve çıkılması, grevin ilk haftaları ufak tefek pürüzlere karşın neredeyse her şey yolundaydı. Sendika ile grevdeki işçiler arasında su sızmayacak kadar güçlü bir ilişki vardı, en azından öyle görünüyordu. IG BCE Genel Başkanı Michael Vassiladis 8 Kasım 2012’de yaptığı açıklamada, Neupack patronlarının kısa sürede geri adım atıp, TİS talebine olumlu yanıt vereceğinden emin bir şekilde, “Krüger’de bir ibret abidesi gerçekleştireceğiz, her ne pahasına olursa olsun”  demişti .(“Wir werden an Krüger ein Exempel statuieren – koste es was wolle” – www.igbce.de/16876/streik-neupack-vassiliadis)

Neupack’daki mücadele zaten 1 Kasım günü (kutuya bkz.) başlamamıştı. Mücadeleci işçilerin özel çabasıyla işçilerin yüzde 70’i IG BCE’ye üye olarak kazanılmış ve 2004 yılında İşyeri İşçi Temsilciliği kurulmuştu. Temsilcilik bütün zorluklara rağmen işçilerin haklarını savunmak için elinden geleni yapıyordu. Sendikayla birlikte toplusözleşme için ise mücadele 2011 sonunda başlamıştı.

 

KRÜGERLER GERİ ADIM ATMIYOR!

Neupack patronları Hajo ve Jens Krüger, şirket sözcüleri Lars Krüger aracılığıyla, geri adım atmayacaklarını ilan ettikleri gibi bir yandan grev cephesini parçalamak için işçileri bölmeye diğer yandan kiralık işçileri grev kırıcıları olarak çalıştırıp grevin etkisini boşa çıkarmaya çalışıyordu.

Kiralık işçilerin grev kırıcısı olarak kullanılmasına karşı sendikanın mahkemeye başvurması üzerine Krügerler, bu kez Polonya’dan getirdikleri kiralık işçileri işe aldılar.

Krügerlerin kiralık işçileri işe almasının nedeni grevi kırmak olarak görülse de asıl korkuları grevin etkili olmasıydı. Nitekim Neupack depoları boşaldığı gibi müşterilerin özel taleplerine hemen yanıt verilebilecek durum ortadan kalkmıştı. Bu ise grev taktiğinin doğru olduğu ve Krügerlerin köşeye sıkıştığını gösteriyordu.

IG BCE sorumluları, grevi sürdürerek Neupack patronlarını sözleşmeyi imzalamaya zorlamak yerine, “Neupack sosyal partnercilik ilkesini ayaklar altına alıyor. Ortaçağ mantığıyla hareket ederek şirketin geleceğini tehlikeye sokuyor” açıklaması yaptı (bkz. www.igbce-blogs.de/neupack/). Emekçilerin kararlı mücadeleleri karşısında geri adım atmayıp “sınıf tutumu” sergileyen Neupack patronu Krügerler, sendikanın bu açıklamasından güç aldılar.

 

IG BCE HIZLA GERİ ADIM ATIYOR!

Görünüşte ‘geri adım atmak yerine şirketin iflasını göze alan’ Krüger ailesinin yardımına yine IG BCE koştu. İki buçuk aydır grevde olan işçilere hiçbir açıklama yapmadan 15 Ocak günü basının önüne çıkan IG BCE sorumluları, “Grevin yarattığı gerginliği azaltmak ve görüşme zemini hazırlamak için bağımsız bir arabulucu”nun devreye girmesini önerdiler.

Neupack patronlarının bu öneri karşısındaki tutumları da ibret vericiydi! Krüger ailesi, sendikanın “sosyal partnerci anlayışı korumak” için attığı bu adımı yorumlamaya tenezzül bile etmedi.

Aklı selim olanların, “en geç şimdi sendikanın aklını başına toplaması ve süresiz grevi kararlıca sürdürmesi gerektiğini” düşünmeleri işten bile değil.

Gel gör ki sendika bürokratları yaptıkları yetmezmiş gibi 23 Ocak günü, “grevin Neupack’a büyük maddi zararlar yaratacağı ve fabrikanın kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı” ve “gerginliği artırmamak için” greve ara verildiğini açıkladı!

Neupack patronları sınıf tutumlarını sürdürerek, “Greve son vermeden hiçbir görüşme yapmayacağız. TİS sözleşmesi kesinlikle imzalanmayacak” açıklamasını yaptı.

Sendikanın, Krüger ailesinin bu tutumundan sonra, “bizden günah gitti” diyerek tüm gücüyle süresiz greve yükleneceğini düşünenler yine yanıldılar. Nitekim IG BCE, işçilerin sahip oldukları en etkili ve tek gerçek araç olan süresiz grevi de boşa çıkaracak bir hamle yaptı. 25 Ocak günü yapılan açıklamada, “esnek grev taktiği” uygulanacağı ilan edildi.

Esnek grev yani birkaç gün çalışma – birkaç gün grev. İşverenin beklemediği bir anda greve çıkarak işvereni zora sokma.

Fakat sendikanın “esnek grev taktiği” Krüger patronlarına karşı değil onlar için hazırlanmış bir taktikti! İşçiler çalıştıkları günlerde daha önce grev kırıcısı olarak işe alınanlara makineleri kullanmayı, hatasız iş çıkarmayı öğretiyorlardı. Grev günleri ise pratik olarak yok denecek kadar azdı.

 

SENDİKA DİZ ÇÖKTÜ!

Sendikanın bu kadar geri adımı karşısında Krüger patronları, Ne İşyeri TİS’i ne de İşyeri Sözleşmesi (Betriebsvereinbarung) imzalamayacaklarını açıktan ilan ediyorlardı.

Ayrıca “esnek grev” taktiği kapsamında çalışan işçilere çok ciddi baskılar yapılıyor ve işten ayrılmaya zorlanıyorlardı. Bütün bunlar olup biterken Neupack patronları, grevde öne çıkan ve asıl yükü omuzlayan İşyeri Temsilciliği Başkanı Murat Güneş ve beş işçiye karşı yaptıkları suç duyurusundan vazgeçmeyeceklerini vurgulayarak “bu şahıslar buraya giremeyecekler”i ilan ettiler.

Bu arada sendikaya gönderilen bir notta, “Sorunu çözmek için Düzenleme Anlaşması (“Regelungsabsprache”) üzerine müzakere yapabiliriz” deniliyordu. Bu notun üzerine, “Neupack’ta büyük ilerleme” başlıklı bir açıklama yapan IG BCE yönetimi, “Artık kısa sürede bazı formaliteleri hallederek yeniden işbaşı yapılmasının koşullarını sağlayacağız” görüşünü savunuyordu.

Fakat sözü edilen Düzenleme Anlaşması (“Regelungsabsprache” bkz.: www.judix.de/betriebsvereinbarung/regelungsabrede.htm.) hukukçular arasında, “işyeri sözleşmesinin küçük kardeşi” olarak anılıyor ve “Düzenleme Anlaşması yazılı olmaz. Bu nedenle işyeri sözleşmesinin etkisine sahip olmaz. Bu ise işçilerin işletmedeki hukuksal konumlarını değiştirmez” deniliyor. İşyeri Teşkilat Yasası kapsamında ise “etkili olmazlar ve zorunlu değillerdir” (BetrVG: Sie wirken nicht unmittelbar und zwingend) deniliyor.

Ayrıca IG BCE ile Neupack arasında varılan bu “Düzenleme Anlaşması” çerçevesinde disiplin cezaları konusu da ele alındı. Buna göre “mahkemeye intikal etmiş adli vakalar dışında kimseye grev nedeniyle yaptırım yapılmayacak” Mahkemeye intikal eden ‘adli vakalarla’ ise Murat Güneş ve beş işçiye karşı açılan davalar kastediliyor. Krügerler bürokrat sendika yönetimini dize getirdiği gibi mücadeleci işçileri mahkemelere sevk ederek adeta intikam alıyor.

 

SONUÇ YERİNE

Mücadele henüz kesin sonuçlanmadığından “sonuç” değerlendirmesi için erken olabilir. Fakat altı aya yakın süreçte ortaya çıkan işçi ve emekçilerin mücadelelerine sahip çıktıkları ve kararları kendileri verdikleri düzeyde, çevre fabrikalardan olduğu gibi ülkenin her yerinden dayanışma destekleri geldiğinde işçilerin mücadelesinin başarıya ulaşmasının önünde pek fazla engel kalmıyor.

Fakat grev ve mücadele taktiği birkaç yüz kilometre öteden, işçilerden kopuk bürokratlar tarafından belirleniyorsa ve bunlar “sınıf mücadelesi” yerine “sosyal partnercilik” diyorlarsa o zaman işçilerin mücadeleyi kazanmaları tesadüfe kalıyor…

Önümüzdeki sayılarda Neupack mücadelesini değişik yönleriyle değerlendirmeyi sürdüreceğiz.

 

 

Neupack mücadelesinin kronolojisi

 

Aralık 2011: Toplusözleşmenin temel ilkelerinin belirlenmesi, TİS Komisyonu seçimi. IG BCE, Neupack patronlarını son kez TİS görüşmeleri için masa başına çağırıyor.

Nisan/Mayıs 2012: İlk görüşme İşyeri TİS’i imzalama niyetinin ilan edilmesiyle sonlandı.

Haziran/Temmuz 2012: Görüşme randevularını işveren dikkate almıyor. Temsilcilik üyeleri eften püften nedenlerle ikaz ediliyorlar veya işten atılıyor. Mahkeme uyarıları ve işten atmaları geri çeviriyor.

Haziran/Ekim 2012: İkinci görüşme karşı tarafın ilgisizliği karşısında sonuçsuz kaldı. IG BCE, patronlara ücret TİS’ini imzalamak için 11. Ekim gününe kadar ültimatom veriyor.

5 Ekim 2012: Üçüncü görüşmenin ardından IG BCE , TİS görüşmelerinin çıkmaza girdiğini ilan ediyor.

22 Ekim 2012: Uyarı grevi – Polis müdahalesi

29/30 Kasım 2012: Grev oylaması – Sendika üyelerinin yüzde 80’inden fazlası greve evet oyu kullandı.

1 Kasım 2012: Süresiz grev başlıyor

15 Ocak 2013: IG BCE, bağımsız bir arabulucu öneriyor. Neupack reaksiyon göstermediği gibi grevin yasaklanması için mahkemeye başvuruyor – Mahkeme başvuruyu reddediyor.

23 Ocak 2013: Grevin Neupack’a büyük maddi zararlar yaratacağını ve fabrikanın kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını ileri süren IG BCE, “gerginliği artırmamak için” greve ara veriyor.

25 Ocak 2013: IG BCE “esnek grev taktiği” kararı alıyor.