Alman tekelleri sendika istemiyor

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Büyük Alman tekelleri, yurtdışındaki temsilciliklerinde sendikal çalışmaları engelliyor. Tekellerin sendika karşıtı çalışmaları arasında işçiler arasında muhbirlik yapma, yıldırma, tehdit gibi uygulamalar yer alıyor. DHL, Bayer, Daimler, T-Mobile, Bosch, ThyssenKrupp ve Siemens gibi tekeller, sendika temsilcilikleriyle mücadele konusunda uzmanlaşmış özel şirketlerin hizmetlerinden yararlanıyor. Her ne kadar tekel yönetimleri böylesi bir stratejileri olmadığını iddia etseler de, örneğin Telekom’da bu yöntemler belgelenmiş durumda. Tekel yönetimi ise ortaya çıkan örnekleri ‚”münferit olaydır” diyerek geçiştirmeye çalışıyor.

 

DİREKTİFLER TEKEL MERKEZLERİNDEN

Yapılan açıklamalara göre, Deutsche Post’a ait lojistik tekeli DHL, Almanya dışındaki temsilciliklerinde sendikacıları sistematik olarak işten atıyor.[1] Örneğin Hindistan, Bahreyn, Guatemala, Norveç, Güney Afrika ve Türkiye’deki işletmelerde sendikal faaliyette bulunan işçiler işlerini bırakmak zorunda kaldılar. Örneğin Tüm-Tis Genel Başkanı Kenan Öztürk’ün şu sözleri, DHL’nin Türkiye’deki işletmelerindeki tabloyu gayet açık bir şekilde özetliyor: “DHL Türkiye yönetim kurulu üyesi Rıza Balta, kendisiyle yaptığım görüşmede Deutsche Post’un Bonn’daki merkezinin, Türkiye DHL’de sendika istemediğini ve kendisinin bu direktife uyacağını söyledi.”[2] Tekelin birçok ülkedeki temsilcilikleri de, merkezin direktiflerini yerine getirmek için çıkış vermenin yanısıra, sendika üyeliğinden istifa etmeyen işçileri tehdit etme, keyfi yer değiştirme, terfi ve ücret zammı gibi haklardan yararlandırmama gibi yöntemlere başvuruyor. Bazı temsilciliklerde sendikanın lafını etmenin bile yaptırımlara yol açtığı ifade ediliyor.

 

TİS SÖZLEŞMELERİ UYGULANMIYOR

Siemens, T-Mobile, Bayer, Bosch, ThyssenKrupp ve Daimler gibi diğer Alman tekellerinde de benzeri uygulamalar gündemde. Örneğin Siemens tekeli 2004 yılında New York eyaletinde elektrik şebekesini satın aldığında, yürürlükteki TİS sözleşmesini kabullenmediğini açıkladı.[3] Ayrıca sendikanın, çalışanların çoğunluğunu temsil etmediğini ileri sürerek yapılan anlaşmaları geçersiz ilan etti.

 

KORKU ORTAMI

ABD’deki Telekom’a bağlı T-Mobile tekelinde faaliyet yürüten sendika temsilcileri de, tekel yönetimini çıkış, karalama ve yıldırma yoluyla sendikal örgütlenmeyi engellemekle suçluyor. Bu işletmede çalışan bir işçi, yaşananları “korku ortamı” olarak nitelendiriyor. [4] Cep telefonu alanında faaliyet gösteren tekel, gazetelere verdiği ilanlar aracılığıyla, “sendikalardan arındırılmış ve üretken bir çalışma ortamının sağlanması için uygun müdahalelerde bulunabilecek personel” aradığını duyurdu.[5]

 

YÜZDE 8’DEN YÜZDE 3’E DÜŞÜŞ

Merkezi Leverkusen’de bulunan Bayer tekeli, bu yöndeki çabaların sonucunda elde edilen başarıyı, yayınladığı ‚Yıllık Sürdürülebilirlik Raporu”nda belgeledi.[6] Buna göre dünya çapında tekel bünyesinde çalışanların sadece yüzde 54’ü TİS sözleşmeleri kapsamında. İlaç devi, bu ‚başarı’sını özellikle ABD’de sendikalı işçi sayısının gerilemiş olmasına bağlıyor. İzlenen politika sonucunda sendikalı işçi oranı bir yıl içinde yüzde 8’den 3’e geriledi.

 

UZMANLARDAN DESTEK

Bazı tekeller, sendikalarla mücadele kapsamında bu konuda uzmanlaşmış özel şirketlerden yararlanma yolunu seçiyor. T-Mobile ABD’de Adams, Nash, Haskell and Sheridan adındaki şirketlerle birlikte çalışıyor. Adı geçen şirketler, çalışma yaşamında önder strateji kuruluşları olarak tanınıyor ve internet sitelerinde açıktan, danışmanlık alanlarından birisinin de ’sendika karşıtı kampanyalar‘ olduğunu ifade ediyorlar. Bu danışmanlık kuruluşlarından biri, T-Mobile ile birlikte yayımladığı bir broşürü, “sendikaların işinin nasıl bitirilebileceği” konusuna adamış. Broşürde, “sendikalardan arındırılmış olma ayrıcalığını korumak, bizim için onur meselesidir” deniyor.[7] Bu ayrıcalığı elde etmenin yol ve yöntemlerinin de, yasadışılığın sınırlarına yakın olduğu ifade ediliyor. DHL, Siemens ve ThyssenKrupp’un da, sendikal faaliyetleri engellemek için bu tür kuruluşlara başvurduğu biliniyor.

 

SANIK SANDALYESİNDE

Sendikal örgütlenmelere karşı başvurduğu yöntemler, birçok Alman tekelinin defalarca adli kovuşturmaya maruz kalmasına neden oldu. Örneğin Türkiye ve Norveç’te iş mahkemeleri DHL’nin sendika üyesi işçilere verdiği çıkışları geçersiz ilan etti. ABD İş İlişkileri Federal Dairesi (NLRB), T-Mobile hakkında, yukarıda adı geçen ilan nedeniyle dava açtı. NLRB, ThyssenKrupp hakkında da, sendikal faaliyetleri engelleme suçlamasıyla 30 ayrı olayda soruşturma açtı. Kurum ayrıca kendisine yapılan bir başvuru sonucunda Siemens tekeline, “sendikayı işçilerin temsilcisi olarak tanımamaktan ve TİS görüşmesine yanaşmamaktan vazgeçmesi” yönünde ihtar verdi.[8]

 

KEYFİYET SINIR TAŞIMIYOR

Sendikal faaliyetlerin yasaklanmış olması, işletmelerdeki çalışma koşullarını son derece olumsuz etkiliyor. TİS güvencesi olmayan işçiler, kuralsızlığın ve kötü çalışma koşullarının kucağına atılıyor. Çalışma süreleri uzatılıyor, ücretler kısıtlanıyor ve keyfiyet her alana hakim oluyor. Örneğin T-Mobile’da saat ücretleri, sendikal faaliyetin yasak olmadığı rakip firmalara oranla beş dolar daha düşük. Fazla mesaileri ödenmeyen işçilerin açtığı davalar sonucunda tekel yönetimi 4,8 milyon dolar ödemeye mahkum edildi. Bunun dışında tekelin, belirlenmiş hedeflere ulaşmayan çalışanlarına ceza olarak akademisyen kepiyle dolaşma gibi keyfi uygulamalar yaptığı da biliniyor.

 

YALAN MAKİNESİ

DHL’de ortalamanın üzerinde taşeron işçi çalıştırılıyor. İşçilerini yalan makinesine bağlama gibi aşağılayıcı uygulamalarıyla da tanınan tekel, etik ilkeleri de ayaklar altına alıyor. ABD’deki Çalışma Yaşamında Fırsat Eşitliği Komisyonu (EEOC)’un yaptığı bir araştırma sonucuna göre lojistik tekelinde “ırk ayrımı modeli” uygulanıyor. Buna göre Afrika kökenli şoförler, siyah halkın çoğunlukta olduğu bölgelerde görevlendiriliyor. Avrupa kökenli şoförler ise, diğer bölgelerde turlarına çıkıyor. EEOC araştırmasının ortaya çıkardığı bir diğer sonuca göre, siyahi çalışanlara daha zor ve tehlikeli işler yaptırılıyor.

 

YEDEK GÜÇLER

Alman tekellerin yurtdışındaki temsilciliklerinde ulusal ve uluslararası hukukun ayaklar altına alındığını gösteren bir diğer örnek de Bosch’un uygulamaları. Aralık 2005’te tekelin New Richmond işletmesinde başlayan bir grev karşısında tekel yönetimi grevdeki işçilere bir mektup yollayarak, derhal işbaşı yapmamaları durumunda işten atılacaklarını ve yerlerine yeni işçiler alınacağını bildirdi.[9]

 

„MÜNFERİT OLAYLAR“

Bu gerçekleri reddeden tekel yönetimleri, sendikal çalışmaları engelleyerek rekabette avantaj elde etme çabası içinde olduklarını da inkar etme yolunu seçiyor. Örneğin T-Mobile’ın bağlı olduğu Telekom, bazı “münferit olayların” varlığını kabul etse de, asıl olarak “ABD’deki etki ve güçlerini geliştirmenin peşinde olan sendikaların başlattığı bir karalama kampanyasıyla karşı karşıyayız” diyor. [10] Tekelin yaptığı açıklamada şu ifade yer alıyor: „Biz sendikalara karşı değiliz; ama TİS görüşmeleriyle başımızın ağrımasını da istemiyoruz.”[11]

 

ÜYE OLMAMA HAKKI

Aynı şekilde DHL de, çalışanlarına sendikaya üye oldukları için çıkış verdiğini kabul etmiyor. “Çıkışların asıl nedeninin işçilerin hatalı davranması ve sözleşmelerin gereklerini yerine getirmemesi” olduğunu” ileri süren tekel yönetimi, asla baskı uygulamadığını iddia ediyor.[12] Açıklamaya göre, “Deutsche Post DHL’de dünyanın her yerinde çalışan işçilerin kendi istedikleri bir sendikaya üye olma ya da olmama hakkı vardır”.

 

[1] Unternehmerische Verantwortungslosigkeit; www.respectatdhl.org

[2] Seit fünf Monaten im Protest; www.verdi.de

[3] Human Rights Watch: Ein Seltsamer Fall; www.arbeitsunrecht.de

[4], [10] Brutaler Psychoterror; Spiegel 47/2012

[5], [7], [11] John Logan: Maßstäbe senken oder Maßstäbe setzen?; www.arbeitsunrecht.de

[6] Nachhaltigkeitsbericht 2011, S.48; www.bayer.de

[8],[9] Human Rights Watch: Ein Seltsamer Fall; www.arbeitsunrecht.de

[12] Vorwürfe; Deutsche Post schränke Arbeitnehmerrechte ein; www.deutsche-mittelstands-nachrichten.de

 

 

 

 

 

DHL’i protestolar

 

Alman paket taşıma şirketi DHL’in sendika ve işçi düşmanı tutumu uzun bir süredir uluslararası sendikalara tarafından da protesto ediliyor. En son olarak 26 Mart ve 10 Nisan günlerinde eylemler yapıldı. 26 Mart günü başta İstanbul ve Londra olmak üzere dünyanın birçok yerinde Alman Büyükelçilik binaları önünde yapılan eylemlerde Federal Hükümetin, DHL üzerinde baskı yaparak uluslar arası sözleşmeler uymasını sağlaması talep edildi. Alman devletinin, şirketin hisselerini büyük oranda elinde bulunduruyor olması nedeniyle eylemler elçilikler önünde yapıldı.

 

APPEL, DORTMUND’DA PROTESTO EDİLDİ

10 Nisan günü Dortmund Ticaret Odası IHK’nın düzenlediği toplantıya konuşmacı olarak katılan DHL Şefi Dr. Frank Appel bir grup gösterici tarafından protesto edildi. DGB, Ver.di ve NGG Dortmund Şube örgütleri tarafından yapılan protesto çağrısına DİDF ve ATİF gibi göçmen örgütleri de destek verdi.

Yapılan konuşmaların ardından bir grup sendikacı toplantı salonuna girerek DHL Şefi Appel’e Türkiye’deki DHL’de Tüm-Tis’in sürdürdüğü sendikal örgütlenme çalışmasıyla ilgili sorular yönelttiler. “Sorunu yakın zamanda çözeceğiz” diye yanıt veren Appel, Tüm-Tis’i kastederek, “Dışarıda eylem yapan sendikalar bizim tercihimiz değildir” dedi.

 

DHL, FRANKFURT’TA DA PROTESTO EDİLECEK

ITF, 29 Mayıs günü Frankfurt’daki Jahrhunderthalle’de düzenlenecek olan DHL Genel Kurulu öncesi protesto çağrısı yaptı. Genel Kurul’un saat 10:00 sularında başlayacağını bildirilen İTF yetkilileri, “Saat 9:00’dan itibaren değişik ülkelerden gelen delegasyonlarla salon önünde protesto gösterileri yapılacak” dediler. (YH)